İçeriğe geç

PSİKOPAT ACIMASIZ MAFYA

Bölüm 24 · 9 dk okuma

PSİKOPAT ACIMASIZ MAFYA

Bölüm 24

[XX bölüm] SONUNCU SAPLANTI

📍OY VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN! Emeğim için lütfen!!

.

SONUNCU SAPLANTI

Paramparçayım.

Ve onun ellerini bedenimde hissettiğim her an, daha da parçalanacağım.

Parçalara bölünmemin tek nedeni, oydu.

Nazikçe bluzumun eteğini kaldırdı ve elleri belimde gezintiye çıktığında yüzümü buruşturdum. Elleri sıcaktı, çok sıcak. Ellerinin dokunduğu her yer alev alıyordu. O bedenimi yakıyordu. Yakıp beni küle çevirmesinden bahsediyorum. O bana zarar veriyordu.

"Kız babası yap beni." dedi ve belimde ki gamzelere baskı uyguladığında hafif kıpırdandım.

Onun kucağındayken, pekte bir yere kaçamıyorken didinmem işe yaramıyordu. Bide her kıpırdandığımda gözlerinde ki karanlık çoğalıp, beni içine çekiyordu sanki. Bakışları geçen her saniye daha da kararıyordu. Ama muhtaçlık yatıyordu gözlerinin ardında, az bir şey kırıntı gibi.

Kız doğurmam konusunda ısrarcıydı. Neydi onun bu kız sevdası? Neden yani? Oğlu olması bu kadar mı kötüydü? Olsa bile benim elimde değildi ki. Ben belirlemezdim cinsiyetlerini. Hangisi olursa olsun kanaat gelmeliydim. Anlamalıydım ve sağlıklı doğmalarını için şükretmeliydim.

O her zaman ki gibi zoru seçiyordu ama.

"Çağlar beni bununla kınama, benim elimde değil kız doğurmak." Dedim ve kucağında ayaklanmak için tekrar kıpırdandım. Kalkmak istiyordum ama belimdeki ellerinin beni sağlam tutuşundan bir türlü hareket edemiyordum.

Sırtımdan göğüsüme doğru ilerlediğinde ellerim titremeye başlamıştı. Ellerimin titremesini gördüğünde, ellerimi avucunun içine alıp, göğüsüne yaslamıştı. Bu kadar fazla temastan rahatsız olduğumu oda idrak ediyordu ama yine de vazgeçmeyip tüm bedenimi kendisine yaslamıştı.

Kafam göğüsüne dayalı olduğunda saçlarım onun çenemi altında kalıyordu. Her zaman yaptığı gibi yine yapıp elindeki fırsatı kaçırmadı ve burnunu saçlarıma gömdü.

O kadar bakımdan sonra kabul ediyorum saçım güzel kokuyordu ama onun bana böyle de yakın olmasını istemiyordum. Susuyorum, çünkü korkuyorum.

"Oğlan çocuk istemiyorum. Oğlan doğarsa senin hatan, ve unutma her şeyin bir bedeli vardır." Sesi saçlarımdan ötürü boğuk ve müphem çıkmıştı.

Oğlan çocuklarının olmasını niye istemiyordu? O şükretmeli ki ben bu çocukları kabul ettim, çünkü benim rızam yoktu olurken, ilaç altındaydım ve o ilaçıda bana o vermişti.

Peki niye benim hatam? Ben bir şey yapmamıştım. Hiç bir şey yapmadığım ve sorumlu olmadığım halde neden bedelini ben çekiyordum? Neden benim hayatım böyle? Niye o bu kadar gaddar olmak zorunda?

Neden ayrımcılık yapıyordu? Kız olması o kadar mı önemliydi? Peki ya ben kız doğuramazsam? O zaman derimi mi yüzecekti? Bu konuda ben hiç bir şey değiştiremezdim. Bide lafını yapmak için daha çok erkendi.

Böyle şeylerimse anlatmak bana ölüm geliyordu. Anlasa da anlamasa da anlamamazlıktan geliyordu. Umursamazın tekiydi o. Fazla egolu bir iblisti.

Ama yine de konu bebeklerim olduğu için kafamı göğüsünden kaldırdım ve çene yormaya devam ettim.

"Ya öyle doğarsa? O zaman ne yapacaksın? Asacak mısın beni? Sırf kız çocuğu doğurmadım diye öldürecek misin beni?"

Ard arda sorduğum sorularla kaşlarını çattı.

"Sessiz ol güzelim." dedi derin ve normalde etkileyici bir tonda. Sesi güzeldi, bağırmadığı zaman. Huzur bile veriyordu, denizin yanındaymış gibi hissettiriyordu.

Elleri saçlarımı okşarken aklıma annem geliyordu. Her bir ileri gerisinde aklıma geçmişim geliyordu. On yıldan beri kimse başımı okşamamıştı. Bu bana bir köpek gibi hissettirse de, ihtiyaç duyulduğunu anladım. Sadece istediğim saçlarımı o değilde, annemin okşamasıydı.

Lanet olası geçmişim beni terk etmiyordu.

Yineledim sorumu.

"Ne yapacaksın peki? Kız doğurmazsam ne okacak?"

Bu şekil konuştuğumda gözlerini

dudaklarımdan ayırmamıştı, hatta ettiğim her bir kelimede daha da derin bakmıştı.

Gözleri beni yiyecekmiş gibi baktığında derince yutkundum. O gerçekten yapardı.

Yemekten bahsediyorum.

"Hiç bir şey, sadece kız doğurana kadar seni hamile bırakacağım," dediğinde sesi boğuk ve anlatmak istediği şeyleri anlatmıyormuş gibi çıkmıştı. Onu ciddiye almak istemiyordum. Onu anlamak istemiyordum.

Ben kaçmayı planlarken o daha doğmamış bebeklerimin kardeşleri için konuşuyordu.

Kıkırdağını duydum beni gözlerimi kana bulanmış duvardan alamıyorken. Kulağıma yaklaştı ve dalga geçerek konuştu.

"Ya da doğurduğun her erkek çocuğunu gözlerinin önünde ateşe veririm ve vicdan azabıyla seni yaşamaya mahkum ederim."

Bedenim buz olurken ağızımdan tek kelime çıkmadı. Ellerim titrediğinde, nefes alamadım. Bulunduğum ortam kokmaya başladı, bayılacak gibi oldum. Korku beni esiri yaptı, çünkü onun bunu yapabileceğini biliyordum.

Titredi dudaklarım ve sesim kısıldı. Boğazımda yumru otursada konuştum.

"Bunu yapamazsın."

Endişe dolu yüzümü gördüğünde her zamanki gibi dudakları kıvrıldı. Bu ifademe aşık oldu sanırım. Yani görmek onu tatmin ediyor gibi bir şey.

"Bekle ve gör," dedi kulağımın kenarını öpücüğünü kondururken.

Kelimelerinden ciddiliğini sezerken yine çaresiz kaldım. Yemin etmişim gibi, her çaresiz kaldığımda gözlerimden yaşlar süzülüyordu ve hıçkırarak ağlıyordum. Elimde değildi, kendiliğinden oluyordu.

Ama oda beni bebeklerimi öldürmekle tehdit ediyordu!

Boşuna ağlamıyordum.

Yapmaz diye fısıldadım. Emindim bu sefer o duymamıştı.

Ellerimi yumruk yaptım ve göğüsüne sertçe vurmaya başladım ağlarken.

"Zalimsin, kalbin yok senin! Böyle merhametsiz olamazsın!"

"Ben değilim, o zalim." Dediğinde durdum. Afallamam sayesinde ağlamam durmuştu. O kim? O değilde, kim zalim? Bu seferki bahanesi neydi?!!

"Kim zalim? Çağlar zalim ve acımasız olan sensin! Kendi çocukların bile sana sorun! İzin versem onları da öldüreceksin!"

Dedim bağırarak ve kalkmak için debelenirken.

"Asena ben bunları isteyerek yapmıyorum."

Dedi ciddi bir tonda. Kelimelerini özellikle seçiyor ve bastırarak konuşuyordu.

İsteyerek yapmıyormuş.

Seslice güldüm ve ardından,

"Aa öyle mi ben de keyfinden değilde mecburiyetten yaptığını görebiliyorum!" dedim.

Yapmak zorunda değildi, o canı istediği için yapıyordu. Kendisi zevk duyduğu için yapıyordu sadece.

Kucağında dizlerine doğru kaydığımda, karnının altına beni çekip sıkıştırdı.

Omuzlarına tırnaklarımı geçirdim hıncımı az da olsun alabilmek için.

"Asena ilaçlarımı kaç günden beri almadım ve kafamın içinde sikik bir sürü ses var! Susmuyorlar ve beni hükmediyorlar!"

Tekrar güldüm, hani o hep gülüyordu ya bu sefer de ben gülecektim işte. Tek bir fark onun ki zevktenken benim ki sinirdendi.

"O kadar zayıfsın yani? Kafanın içindeki seslerin seni yönlendirmesine izin verecek kadar zayıf mısın?" Dedim ve elimi yeni çıkmış olan sakallarında gezdirdim.

Kafasını iki yana salladı ve gözlerini kısarak tüm dikkatini bana verdi.

"Böyle bir durumdayken zayıf olan daha çok sensin, haline bir baksana, zavallısın. Bakışların bile baygın baygın. Bebeklerin sağlıklı büyümesini sağlayamayacak kadar güçsüzsün. Ama hâlâ bana baş kaldırıyorsun, ne acınası."

Dediği ile yeni çıkmış olan sakallarından ellerimi hızla çektim ve gerçeklerin acı bir şekilde yüzüme vurmasıyla karşımda duvardan gözlerimi alamadım.

"Ölsen arkandan yaşını tutacak olan kimsen yok," dedi ve dudakları kıvrıldı.

Kalbim acıdığında belli olmasın diye yüzüme buruk bir tebessüm ekledim.

"Sen bana mahkumsun," dedi ve sinsice bakan bakışları son bulduğunda kafasını kulağıma yakınlaştırdı.

Kafamı eğdim ve çaresizlikle,

"Ben sana mahkumum," dedim.

Sessiz bir fısıltı çıkmasını istedim dudaklarım arasından, ama fısıltıdan daha yüksek çıktığında sesim, oda duymuştu.

Kıkırdamasını duydum. Omuzları sarsıldı gülmekten. Bir süre kahkahayla boynumda güldüğünde, ondan tekrar tırsmaya başlamıştım. Bir deli gibi gülüyordu.

Kahkahası sonunda durduğunda, uzun süre gülmesinden ötürü nefessiz kaldığında sesi histerik çıkmıştı.

"Ahhh karıcığım, bunlarıda duyacak mıydım?"

Hâlâ beni anlaması umut ederken son kez ona onun hakkında düşündüklerim konusu açtım. Bu sondu. Gerçekten. Ve eğer olmazsa, işin icabına bakacağım.

"Beni kimsesiz bıraktın. Benim en değerli olanımı aldın. Ve şimdi senden başka gidecek kimsem kalmadı, beni sana mahkum ettin. Senden nefret ediyorum!"

Dedim ve bu oda da sesimin yankılanmasını sağladım.

"Ne yazık. Fikrin abinden çıktığını bilmiyorsun değil mi? Masum kılığı takındı tekrar karşına çıkabilmek için. Oda senin gibi bir zavallı." Dediğinde kalbim tekrar sesli gümleyemeye başladı ve nefesim sıkılaştı.

Yeniden hayal kırıklığına uğrayamazdım.

Ama onun babası Cemal'dı, ben doğamadan önce o vardı. Annemin oğlu değil sanırım, çünkü onun doğumu evliliklerin çok daha sonra olmuştu. Ve benim babam Cemal olmadığına göre, benim abimle hiç bir kanbağım yoktu. Yani oda benim üvey abimdi, şimdi ye kadar hiç bir zararı olmamıştı. Ama o asıl bombayı sona bırakmayı planlıyormuş meğersem.

"O benim abim değil," dedim.

"Kabulleniyorsun yani?" Diye sordu ve kafasını boynumdan çıkardı.

Kafamı aşağı ve yukarı salladım.

Yüzünde yeniden tebessüm oluştu.

"Bu durumda abini öldürdüğüm için beni tebrik etmelisin. Bide evlenince abinin yerine koca geçer, bunu da bilmemen kalbimi ayriyeten kırdı."

Tebrik ederim. Beni satan adamı öldürüp önüme koyduğun için, çok düşüncelisin.

Abinin yerine koca geçer. Kocam beni eve kapattı, abim üveyde olsa bana böyle bir şey yapmamıştı, gerçi o kralını yapmıştı.

Kalbi kırılmış, keşke parçalansaydı benimki gibi.

"Ben senin kocanım," dedi ve eli göğümden birini kavradı.

Biliyorum...

Cevap vermeyip öyle durmam, normalde onu sinirlendirsede bu sefer için öyle değildi, bu ara yüzünde çiçek açıyordu.

"Abin sana oynadı ve sen yine o aptal kafanla, masum kalbinle ona inandın. Ama bil artık isterim, seni satmayı babandan çok o istedi. Kumarda babanın yanında oturuyordu."

Tekrardan kalbime bir hançer indi.

İyi bir şey yapmış mı oluyor, önce beni satan ama sonra kendini masum gibi gösteren adamı öldürmekle iyi mi yapmış? Yani eğer yaşıyor olsaydı, öylesine yüzüme gülüp arkamdan dedikodu mu yapacaktı, üvey abim. Abim olmadığını anladığım için yüreğimdeki vicdan azabı dinmişti.

Ama peki ya o et? Ona ne demeli Çağlar bey?

"O et için ama seni asla affetmeyeceğim." Dedim, o anın hâlâ travmasını yaşarken.

Saçımı kulağımın arkasına itti ve,

"Sevgilim, o et sığır etiydi, abinin etini yedirmedim ben sana. O gün seninle oynamak istedim ama sen beni çok ciddiye aldın. İçin rahat olsun, insan eti yedirmedim sana," dedi.

Affediyorum...anlıyorum. O an mantıklı düşünmediğimi ve bunun beni hâlâ takip ettiğini biliyorum. Ama öyle bir şey yok. Sakinim.

Sırtımda eli gezdiğinde aklıma o vuruşları geldi. Sırtım acı içindeydi. Şimdi az bir şey iyileşmişti ama henüz sızlamayı bırakmamıştı.

"O vuruşların peki? Her bir vuruşun diğerinden daha da sertti."

Hazır cevabı varmış gibi hemen yanıtladı.

"Ama sen de kafamı ütülüyordun. Bebeklerimize kıymaya kalkıştın. Ben durup dururken vurmadım sana. Ondan önce de canına kıymaya kalkıştın, bunun olmasını istemiyordum. Kork ve bir daha yapma diye yaptım."

Haklı. Ben bebeklerime kıymaya kalkışmasaydım o onun öncesinde bana vurmamıştı. Ama yine de bebeklerimi istememe sebebim oydu ve beni dürtükleyen adamı Sebahattin'di. Kafam karışıktı o zaman ve sağlıklı düşünememiştim. Benim hatam...

Yine benim hatam.

"Canım çok yandı." Dedim titrek ve acı içinde olduğumu vurgulayan bir ses tonuyla.

Eli nazikçe ve yavaşça sırtımda hareket etti. Okşuyordu acıtmadan.

"Bana söz ver, hayatımızı mahvedecek herhangi bir şey de bulunmayacaksın ve ben de seni mutlu edeceğim. Daha önce yaptım, biliyorsun. Yine yaparım."

Dedi ve o inandırıcı ses tonu bir gün beni de inandıracak diye korkarken, o günün bugün olduğu bilmiyordum. Ama ben ona inanmıştım. Beni bu hale getirdikten sonra iyileştireceğine inanmıştım.

"Yalan söylemiyorsun değil mi? İnanacağım sana." Emin olmak için sordum.

Hafif bir buse kondurdu dudaklarımın üzerine ve, "Affedecek misin beni? Onca olup bitenden sonra affedecek misin beni? Söz eskisi olmayacağım," dediğinde ona güvenmiştim.

"Söz mü?" Diye sordum tekrar.

O güven verici sesi duymam için ağızı araladı ve tek bir kelime döküldü.

"Söz."

Hemen ardında ekledi.

"Şimdi sen söyle, affedecek misin beni?"

Ben bilmiyordum. Ne demem gerektiğini bilmiyordum. Ona güvenmeli miydim? Söz vermişti ama eskisi gibi olmayacağım diye. Yalan olmazdı artık umarım. Bide o gözlerinde ki şeytani bakışlar bu vakitten sonra yok olmuştu.

Ben, onu affetmeyeli miydim?

——

Bölüm sonuuu

Ruh halinizi ve düşüncelerinizi alayım...

Seviyorum sizi♥️🌝

Oylamayı unutmadınız değil mi?

Bay bayyyy🎀

Bölüm sonu

4 yorum