Yeni yılın ilk bölümüne hoş geldinizzz💫
Yeni yılın ilk bölümünü oylamayı ve yorumlamayı unutmayın!💪
Keyifli okumalar dilerim..
***

***

♥
"O yerken beğendiğim et, abimin eti değildi, değil mi?"
...🎻
KÜRK'E BULAŞAN
"Bebeklerimize nasıl kıydın?" diye kulağıma fısıldamıştı.
Omuzlarımın üzerine tekrar konulan bu ağırlık da neyin nesiydi? Benim sebeplerim olması yapmazdım. Ben, ben de bir insandım sonuçta. Ben de hata yapabilirdim, aslında bir hata veya kaza değildi yaptığım, hala daha istemediğim bir şeydi bu. Çünkü daha hiç hayat tecrübem olmadan hayattaki zorluklara karşı gelemezdim. Aslında vardı ama yeterli değildi. Onları koruyamazdım.
Söylediği şeyle kalbim maraton koşuşuna çıkmıştı. Hızlı atmakta olan kalbimin ve gözlerimden süzülmeye amade olan yaşlarımın inadına inkâr edecektim. Ben karşısında küçük bir kız çocuğu olamazdım. Beni zayıf görmemeliydi. Ne kadar tükensemde ona karşı batmamalıydım.
Kendimi kolları arasından kurtardım ve sinirle çatmış olduğum kaşlarımı üzerine diktim.
"Kıymadım."
Dedim gözlerimden tek bir damla yaşın bile süzülmemesi konusunda kararlıyken.
Onların hala daha karnımda yerleri vardı. Ölmemiştiler.
"Kıyacaktın."
Dediğinde sırtımda hissettiğim ani sıcaklık ile ona yakınlaştım. Elbisemin açıkta bıraktığı sırtıma, çakmaktan püsküren ateşi değdiriyordu. Sırtıma süzülen ateşi daha da değdirdiğinde kafamı omzuna yasladım. Beni yaktığında bile ben ona yaslanıyordum. Çünkü kimsesizdim. Biri yoktu ki ona gidip bu canavardan saklanabileyim. Bu kadar aciz olmayı kendime yediremiyordum.
Hiç ses çıkarmıyordum inadına.
Çakmağı sırtımda yakınlaştırıp gezdirmesiyle dayanamadan kollarına tutundum. Dişlerimi bir birine geçiriyordum inlememek için. Gözlerim ne kadar dolsa da bir damla bile akıtmıyordum. Karşısında ölsemde ağlamak istemiyordum.
Sırtımdaki acıya daha direnemiyorken tırnaklarımı sırtına geçirdim. Yandan gülmüş diğer elini belime sarmıştı. Sanki ateş bedenime değdiği her müddet daha da harlanıyordu.
Enseme değen sıcak ateş ile fısıldadım.
"Dur."
Gerçekten artık daha kaldıramadığım için dile getirmiştim.
Omuzlarımdan tutup beni sırtına yaslanacağım şekilde çevirmişti.
"Daha yeni başlıyoruz sevgilim."
Bir adım gerileyip kemerini çıkarmış ve eline dolamıştı. Beni bir oyuncak bebek gibi yavaşça yatağa yüz üstü yatırmasına bir şey dememiştim. Saçlarımı diğer omzuma yatırmış ensemin altında kalan tek bir düğmeyide açıp sırtımı tamamen göz önüne sermişti.
Sırtıma inen ani kemer darbesiyle bir çığlık attım. Ama ardından kuvvetlice inen diğer darbelere sesimi dahil çıkarmamıştım. Sadece canım acıdıkça yorganı sıkıyordum ve umursamazca karşıya, duvara bakıyordum. Ağlayıp sızlamayacaktım ve gerekirse nefes bile almayacaktım. Gözümden bir damla yaş bile düşürmeyecektim onun karşısında her ne kadar acı çeksemde.
O zevk almayacaktı.
Bir kemer ardından bir tane daha ve sonra bir kaç kez daha darbe yemiştim. Sırtım uyuşmuştu artık ve şimdilik acı çekmiyordum. Ama biliyordum ki sonrasında sıcak yağı dökülmüş gibi yanacaktı sırtım. Acımasızca ve her defasında daha da kuvvetli vuruyordu.
Bir ara elim karnıma gitmiş sonra ise elimi ateşten kaçar gibi çekmiştim.
En sonunda yorulmuş olacakki yere oturmuştu. Aldığı nefes sesleri benimkinden daha yüksekti. Zorla olsada yataktan güç alıp ayaklandım. Ben ne olursa olsun ayakta duracaktım. Ayağa kalkınca sırtımdaki kanların hepsi elbiseme doğru süzülmüştü. Bu seferde arkamdan attığı bakışların sırtıma delecek derece olduğunu hissedebiliyordum. Koltuğun üzerinden kürkümü alıp sırtımı kapattım. Sırtımdaki tüm kanların kürkün tüyleriyle karıştığını biliyordum. Topuklarımın yankılandığı odadan çıkıp kapıyı ardımdan sertçe örtmüştüm.
Bir şey demeden sadece gidişimi izlemişti.
Topuklarımın yaptığı ayni yankıyı ilerlediğim koridorda da işitiyordum. Oradan uzaklaşmak için hızlı adımlarla lavaboya gidiyordum. Burada kaybolurdum eğer tabelalar olmasaydı. Her yer bir birine benziyordu. Sanki hep aynı yönde ilerliyormuş gibi hissediyorken karşımda lavaboyu gördüm. Kapıyı sinirle açıp girdiğimde ardımdan kilitlemiştim. Tek kişilikti. Kapıya yaslandım ve gözlerimdeki yaşları akıttım. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Yere doğru çömeldim ve kafamı kollarım arasına gömdüm. Sırtımdaki yaralar şimdi kendini belli ediyordu. Canım o kadar yanıyorduki nefes bile alamıyordum.
Geçmesini bekledim. Oradaki acının dinmesini bekledim ama nafile. Geçen her saniye daha da yanıyordu.
Lanet ettim babama beni bu adama verdiği için.
Nefret ettim. Bir daha nefret ettim o adamdan. Bana çektirdiği bu zulümden nefret ettim.
Ağladığımı duysun istemedim. Beni böyle yıkabildiğini görmesini istemedim.
Ani kararla ayağa kalktığımda sırtıma değen kürk sanki yarama değen kolonya gibi yaktığı için geri yere düştüm. Yinede yandaki klozetten güç alıp ayağa kalktım. Kızarmış yüzümü yıkadım ve tekrar eski ten rengime dönene kadar orada bekledim. Titreyen ellerimi bir birine geçirip sıkıyordum. Titrememeliydiler.
Kapıyı açıp dışarı adımladım. Resepsiyona gidecektim yedek kartı alabilmek için. Diğeri oda da kalmıştı ve benim üzerimi değiştirmem gerekiyordu. Her ne kadar istemesemde aşağı indim ve adımlarım resepsiyonun karşısında bitti. Masanın üzerindeki çevirinin düğmesine basıp konuştum. Ben Türkçe o Rusça konuşacaktı ama birbirimizi anlayacaktık.
"797'inci odanın yedek kartını istiyorum."
Görevli kafasını bilgisayarın önünde kaldırıp bana baktı.
Kaşlarını çatıp huzursuzca ayağa kalktı.
"Adınız?"
Durdum. Ne diyecektim?
Sesimin titrememesine özen göstererek konuştum.
"Asena Özdemir."
Bakışları değişip aceleyle kilitli olan dolaptan kartı uzattı.
"Buyrun Asena hanım."
Elinden kartı aldım ve asansöre doğru adımlamaya başladım. Gülümseyecek halim yoktu.
Tekrar aynı o altın asansörün düğmesine basıp gelmesini bekledim. Kapı açılınca içeriye girdim. Kollarımı bir birine çaprazlamış camı olan asansörden dışarı sinirle bakıyordum.
"Ne düşünüyorsunuz böyle?"
Karşımda duran adam bir şeyler geveliyordu.
"Beni duymuyorsunuz bile."
Sadece bunalmışsa ona baktım.
"Sus lütfen."
Dedim. Kafam en ufak sesi bile kaldıramıyordu.
"Tanımadığınız birisi ile böyle mi konuşuyorsunuz?"
Dedi bu sefer. Ne dırdır etti be.
Asansör durduğunda ona cevap vermeden çıktım. Odanın karşısına geldiğimde asansördeki adam arkamdan seslendi.
"Bakar mısınız?"
Derin nefes aldım ve arkamı döndüm. Elinde fularımı bana uzatıyordu.
"Düşürmüşsünüz."
Zorla olsada tebessüm ettim.
"Teşekkür ederim."
Elinden fularımı alıyorken elini elime değdirmişti. Yinede güldüm ve geçtim.
Çağların korumalarının biri yanımıza geldiğinde o da yavaştan uzaklaşmıştı.
"Çağlar bey akşam olacak yolculuktan dolayı hazırlanmanızı söyledi efendim."
Kafamı onaylarcasına salladığımda kartı okutup içeriye girdim. Çağlar gitmişti. Tekrar aynı anılar gözümün önüne gelince kafamı diğer yöne çevirdim. Elimdeki fuları odanın bir köşesine atmıştım. Bu ara çoğu eşyalarımı kaybediyordum. Ne ara düşürmüştüm ki?
Fuların vardığı yeri görmemle flash belleği hatırlamıştım. Yavaşça yatağa doğru adımladım. Zorla eğildim ve hala orada duran flash belleği elime aldım. Gözlerim Çağların laptopunu aradı. Yatağın köşesinde şarjda doluyorken gördüm ve flash belleği taktım. Fakat görüntüleri görebilmem için şifreye ihtiyacım vardı. Hay aksi!
Şifre ne olabilirdi ki?
Doğum tarihini deneyecektim ama onu bile bilmiyordum ki. Umutsuzca ekrana bakıyordum. Acele etmem gerekiyordu. Tanıştığımız gün geldi aklıma. Doğru olma ihtimali yoktu ama deneyecektim. Denediğimde onaylandı yazısı görmem ile sevinç çığlıkları atmama ramak kalmıştı. Ben olsam böyle aptal bir şifre koymazdım.
Bir sürü mailler ve dosyalar vardı. Bunları daha sonra karıştırırdım fakat şimdi zamanım kısıtlıydı. Sadece flash bellekte ne var diye bakacaktım. Gelen video tıkladım ve dolmasını bekledim. Video açılınca karanlık bir oda karşılamıştı beni. Sonra ardından açılan ışık ile boynuna tavandan ip dolanmış abim ile kaskatı kesmiştim. Nefes alış verişlerim hızlanmıştı. Karşısında duran da Çağlardı.
Abim ağızındaki kanı tükürüp konuşmuştu.
"Paranı al ve kardeşimi rahat bırak!"
Çağlar kafasını iki yana sallamış ve yüksek sesle kahkaha atmıştı.
"Asla."
"Orospu çocuğu kardeşime dokunmayacaksın!"
Diye abimin sesi boş depoda yankılanmıştı.
Gözlerimden yaşların süzüldüğünü fark etmem ile hemen sildim.
"Son sözlerin?"
Dedi abimin dediğini hiç umursamadan.
"Sakın onu üzme!"
Boynundaki ip daha fazla konuşmasına izin vermemişti.
"Ben hiç güzelimi üzer miyim?"
Dedi ve arkasındaki bıçağı abimin kalbine saplamıştı. Abime saplamıştı ama sanki bana saplamış gibi o acıyı ben de hissetmiştim.
Video burada sona eriyor ve baştan başlıyordu. Videoyu tekrar izledim aklıma kazımak istercesine. Abimin beni hayatı pahasına koruyacağını bilmiyordum. Yaptığı bu fedakarlığı ile gözlerimden yeniden yaşlar süzülmüştü. Beynim gerçekleri algılayamıyor, her şeyi inkâr ediyordu.
Bu herifi kendi ellerimle öldürecektim.
Flash belleği laptoptan çıkarıp ayağa sendeleyerek kalktım.
Bu adama olan öfkem ve kinim geçen her gün daha da artıyordu. Hep sevdiklerimi benden alacak mıydı?
Gerçi daha kimsem kalmamıştı. Artık gerçekten yapayalnız hissediyordum. Abim benim en değerlimdi. Benim en değerlimi benden almıştı. Ben abimin öldüğüne inanmamıştım. Belki bir umut demiştim ama hayır. O lanet herif abimi canice öldürmüştü!
Ellerim ve ayaklarım sinirden titriyordu. Derin nefesler alıyordum ama nafile bu hızlı atan kalbimi yavaşlatamıyordum.
Ne yapacağımı bilemez oldum. Bir süre idrak etmekte zorlandım. Abimin öldüğünü kabullenemiyordum.
Karnıma sancılar giriyordu. Saplanan her sancıda sarsılıyordum. Ellerim ağrıyan karnıma gidip, acının dinmesini umaraktan sarmalamıştı.
Bir süre sonra sancı dindiğinde omuzlarımı geri ittim ve sinirle kapıyı açıp odadan çıktım.
Dışarıda bekleyen korumaya çevirdim bakışlarımı.
"Çağlar nerde?"
Geçen her saniye öfkem çoğalıyordu ve sabrım tükeniyordu.
"Efendi-"
Demesiyle böldüm onu.
"Çağlar nerde dedim!"
Karşıdan gömleğinin kollarını kıvırarak gelen Çağlara döndü bakışlarım. O kadar rahat davranıyordu ki beni deli ediyordu.
Öfkeyle ona doğru attığım adımlardan hızlı davranarak kolumu kavramış ve tekrardan odanın kapısını açıp beni içeriye sokmuştu.
"Burdayım karıcığım."
Kapıya yaslanıp beni baştan aşağı süzüyordu.
"Eline ne geçti?!"
Sinirle çatılmış kaşlarımın teki havada öfkeyle gözlerine sırayla bakıyordum.
"Bu öfkenin sebebi de ne?"
Bileklerimden tutmuş ve beni kapıya yaslayıp, yakınlaşmıştı.
Nefesini dudaklarıma değiyorken sinirle konuştum.
"Abim. Abimi öldürmek hoşuna mı gitti?!"
"Bebeğim o bir engeldi."
Ciddiyetle söylediği cümlelere güldüm. O ise enseme yapışan saçlarımı sırtıma salmıştı.
"Sen ne dediğinin farkında mısın?!"
Dedim gözlerimi yüzünün her zerresinde gezdirirken.
"Asena kes sesini!"
Öfkeyle açmış olduğu gözlerini bir an olsun üzerimden çekmiyordu.
"Susmayacağım!"
Dedim dediklerine inat.
"O SESİNİ ALÇALT!"
Kolumu kavradı ve sıkıca tuttu.
"Abimi öldürmene göz yumacağımı mı sanıyorsun?!"
Yanağıma attığı sert tokat ile elim yanağıma gitmişti.
"Sen tam bir şerefsizsin."
Saçlarımı aniden çektirmesiyle elimi hareket ettirmiştim ama göz temasını bozmamıştım.
"Kapa çeneni!"
Kafamı duvara yasladı ve bana daha da yakınlaştı. Açıktı kalan boynuma kalın elleri sarmalayıp sıkmıştı.
Yüzünün aldığı öfkeyi gördüğümde güldüm.
"Aklını yitirmiş, zavallısın."
"Haddini bil! Sen benim karımsın!"
Dediğiyle gülüşüm son buldu. Boğazımı bırakmış geri çekilmişti. Gerçekleri duymak canımı yakıyordu. Onun karısı olduğumu bana hatırlatmasına gelemiyordum.
"Şimdi git ve bavulunu topla, yarım saate çıkacağız."
Sesi otoriter çıkmış ve dediğini yapmamı bekliyordu.
"O kürkü de at, kabanını giy."
Aralanmış olan kapıdan gitmeden önce söylemiş ve adımlarını odanın dışına atıyorken kolundan yakalayıp tuttum onu.
Aklıma gelen ile kaskatı kesmiştim. Bana çantayı aldığı gün yediğimiz yemekte et vardı. Etin farklı ve daha lezzetli olduğunu söylemiştim. Fakat şimdi düşünüyordumda. İyi değildim.
"O yerken beğendiğim et, abimin eti değildi, değil mi?"
Yüzümdeki endişeyi görmesiyle kahkahasını patlattı. Ellerim titremeye başlamıştı. O bana abimin etini yedirecek kadar gaddar olamazdı değil mi?
Bu bir şakaydı değil mi? Evet öyleydi.
...❤️🩹
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Merakla bekliyor olacağım.
Yıldızlara basmayı unutmadınız değil mi?
Bir dahaki sefere görüşmek üzere kendinize iyi bakınn💗💗



