İçeriğe geç

PSİKOPAT ACIMASIZ MAFYA

Bölüm 12 · 8 dk okuma

PSİKOPAT ACIMASIZ MAFYA

Bölüm 12

[XI bölüm] MOSKOVA MAHZUNU

Merhabalarr🎀

Sevgili okurlarım, bu bölümü sizlere önceden yılbaşı hediyesi olarak armağan ediyorum.🎉

Fakat oy ve yorum sınırı koymuyorum diye benden onları esirgemeyin.

Fikirlerinizi her müddet belirtebilirsiniz.

Keyifli okumalar dilerim sizlere...

"En karanlık gece bile sona erer, ve güneş tekrar doğar."

🌹

MOSKOVA MAHZUNU

'Şans herkesin sahip olabileceği bir şey değildir' derler. Bir çok insanın hayatta şansı yoktur. Hayat herkese adil değildir, bana olduğu gibi.

Derin bir nefes çektim içime koltukta doktorun eldivenlerini giymesini beklerken.

Ellerimle oynarken düşünüyordum sessizce. Aldığım kararların doğru olmasını umdum.

Bir anne olmayı kabul edemeyecek kadar inançsız ve başaramayacak kadar da güçsüzdüm. Ben bir ikiz annesi olamazdım, olmazdım. Böyle bir şeyin sorumluluğunu alamazdım.

Gözümden düşen tek bir damla yaşın, sevinç yaşı olmasını diledim. Hayallerimi ulaşmama sadece bir adım, son bir adım kalmıştı.

Doktor elinde iğneyle yanıma adımladı.

"Her şey iyi olacak."

Dedi güven vermek istercesine.

Ağrıyan karnıma döndü bakışlarım kısa süreliğine. Onları daha hissedemeden öldürecektim. Benim bir katilden ne farkım vardı ki? Bir caniydim.

Çenemin kasılmasına engel oldum.

"Bir an önce başlayalım."

Dedim. Daha çok korktuğumu düşünüp bana moral vermeye çalışan doktor şaşırmıştı dediğim ile.

Sağ kolumu ona uzattım. Damarımı bulmuş iğneyi batırmaya hazırlanıyorken kapıya güçlü bir tekme inmişti. Doktor umursamadan devam edip iğneyi tam batıracağı sıra yüzüne yumruk yemişti.

O gelmişti. Beni bulmuştu.

Çağlar buradaydı. Her şey bitmişti, her şey.

Gözlerimde ki yaşları saklamak için, gözlerimi kapatıp açtığımda donuk bir şekilde onu izliyordum.

"Asena, sevgilim sen ne yaptığını zannediyorsun?"

Bağırmadan sakince konuşuyor ama sinirden gözü seğirip elleri titriyordu.

Doktor beni burada bırakıp çıkıp gitmişti.

Şimdi ne diyecektim? Şaşkınlık ile sadece karşımda dikilen onun gözlerinin içerisine bakıyordum. Böyle olmamalıydı. Böyle bir şeyin olması imkansızdı.

Benden böyle bir adım beklemediği için açıklamamın hiç bir şekilde yeterli olmayacağını biliyordum. Bir sağ birde sol gözüne bakıp, bakışlarını aklıma kazımak istercesine izliyordum yüzünün her zerresini.

"Gidiyoruz."

Dedi üzerindeki paltoyu üzerime sererken.

Donmuş bir vaziyette sadece yaptığı hareketleri izliyor ve tepki vermiyordum. Beni kucağına almış odadan çıkarmıştı. Kimse kafasını kaldırmıyor, elleri önünde birleştirmiş duruyorlardı. Kimse izlemeye cesaret edemiyordu.

O ise hiç bir şey söylemeden karşıya bakıp ilerliyordu. Düşmemek adına kollarımı boynuna sarıp kafamı göğüsüne yaslamıştım. Hızlıca inip kalkan göğüsü kafamı sarsıyordu.

Kapı adamları tarafından açılıp birlikte arabaya binmiştik. Ardımızdan kapıyı kapattıklarında kollarını belime sarmıştı.

Hiç sesimin çıkarmadan nefes seslerini dinliyordum. Araba diğer korumaları tarafından çalıştırılıp ilerlediğinde parmağını saçlarıma dolamıştı. Saçlarımla oynuyordu ben sessizce dışarısını izlerken.

Elimi kazağının üzerindeki desenlerde gezdiriyordum. Kazağının altındaki kaslarını hissedince elimi geri çektim. Bu yaptığım ile gür bir kahkaha atmıştı. Onu gülümsemeyle izlerken araba ani fren yapmıştı. Sarsılmayı düşünürken hareket bile etmemiştim. Beni sıkıca tutmuştu.

"Üzgünüm efendim ama araba değişikliği yapmamız gerekiyor."

Ne olmuştu? Anlamsızca etrafa bakıyordum.

"Çantaları diğer arabaya taşıyın."

Oldukça rahat bir tavırla konuşmuştu adama nazaran. Onun demesiyle adam yerinden fırlamış ve bagajı açmıştı.

Beni kendine daha da yaslayıp açılan kapıdan dışarıya çıkmıştı. Karşımızda bizi bekleyen limuzine adımlıyordu. Diğer adamlar ellerinde bir sürü çantalar ile gelince bakışlarımı Çağlara çevirdim.

"Para var."

Ne demek istediğimi anlamış olacak ki söylemişti. Kaşları çatılmış önüne ciddiyetle bakıyordu.

Limuzinde oturmuş elinde votkasıyla beni süzüyordu. Önceden vermiş olduğu paltosuna sarılıp uymak için kafamı geriye yasladım. Ben uyumayı sevmezdim ama bu son zamanlarda uyumadan edemiyordum. Göz kapaklarım istemsizce kapanıyordu.

Hiç bir şey söylemiyordu. Bir kelime dahil hiç bir şey. Sadece sessizce beni izliyordu. Bu sessizliği garipti. Sanki,..sanki fırtına önceki sessizliğiydi.

Bebeklerim, onlar yine buradaydı. Pes etmiyorlardı, beni terk etmiyorlardı. Ben onları doğurmak istemiyordum.

"Tunaya teşekkürlerimi ilet."

Duyduğum cümle ile karşı tarafın yüzüne kapatmıştı telefonu. Sandığımdan çok dolaplar dönüyordu.

Tuna ona yardımcı mı olmuştu? O ne gibi bir yardımda bulunabilirdi ki? O beceriksizin tekiydi.

Gözlerimi açık tutmak için savaş veriyordum.

"Moskova için özel jeti hazırlat, Pratham."

Duyduğum son cümle ile uyuyakalmıştım.

🌙

Saat çok geç olmasada hava karanlıkken gözlerimi aralamıştım. Bir koltuğun üzerinde uyanmıştım. Karşımdaki büyük televizyondan herhangi bir film açıktı. Ne ara gelmiştik?

Kafamı sol tarafa çevirdiğimde gördüğüm manzara ile afalladım. Saat daha beşe geldiği halde her yer zifiri karanlık olmuş ve yukarıda yıldızlar yerini almıştı. İçeriye bir kadın girdiğinde bana sordu.

"Efendim istediğiniz bir şey var mı?"

Kafamı olumsuzca salladım ve hostes görünümlü kadına dikkatle baktım. Burası ev değildi, Çağların özel jetiydi. Uyumadan önce bahsetmişti. Kafam zonkluyordu, bu nedenle de bazı şeyleri hatırlamakta zorluk çekiyordum.

"Ne kadar kaldı?"

Diye sordum o tam ayrılacakken.

"55 dakika."

Deyip yanımdan gitti. Hostesin gitmesiyle arkamda huzurla uyuyan Çağları fark ettim.

Neden bana kızmamıştı? Ben, beni öldürebileceğini bile düşünmüştüm. Ama o hiç bir şey olmamış gibi davranmıştı. Ya da sadece doğru zamanı bekliyordu, bir saatli bomba gibi. Her an patlayabilirdi.

Elimi yanağında gezdirdim. Sakallarını kesmişti.

Alnına değen saçlarını geriye çektim teker teker. Saçımdaki kurdeleyi çözdüm sakince ve saçının altından kolunu çektim. Parmaklarına kurdeleyi geçirip elinin üzerinde bağladım.

Tek kaşım havada yaptığım kurdeleyi izliyordum. Ayağa kalktım ve dışarısını seyretmeye başladım.

Kim Çağlara orada olduğumu söylemişti?

Sabahattinin bana ihanet edebilmesi en yüksek ihtimaldi. Zaten neden güvendiysem?

Bir küçücük aslanlık varmış.

Hayır! Bu sese tahammül edemiyordum. Anılarımı hatırlatıyordu bana. Kulaklarıma baskı uyguluyordum duymamak için.

Çöllerde koşar, koşar oynarmış.

Daha fazla dengede duramayıp yere düştüm. Bu, bu lanet ses kulaklarımı tırmalıyordu. Bir çatalın tabağa sürtüşmesi gibiydi, berbattı. Kes! Kes şunu! Ellerimle kafama vuruyordum sertçe.

Annesi onu çok severmiş.

Şarkı devam ederken durdum. Eskisi gibi etki etmiyordu. Normal bir melodi gibi geliyordu kulağıma. Farklı olan hiç bir şey yoktu, sadece artık kulaklarımı tırmalamıyordu.

Ayağa kalktım güçlüce ve adımlarımı banyoya yönelttim. Bir ses ile hipnoz olamazdım. Ben istemediğim sürece etkilenmezdim.

🌙

Uçağın kapısını kilitliyordum. Küçük bir anahtar kocaman jete aitti. Merdivenlerden aşağı inip Çağların yanına adımladım. Bu sefer farklı biri ile konuşuyordu. Elimi tutmuş ve karşımızda ki arabaya getirmişti. Karşı taraf konuşuyor o ise onaylıyordu.

Moskova, dilini dahil bilmediğim şehir. Burada İngilizce bile konuşamazdım, anlayan çok az kişi vardı. Fakat onun ana dili, O bilirdi. Hiç bir şey anlamıyor olmam beni kör ediyordu. Bakıyor ama görmüyor gibiydim.

O ne derse inanmak zorundaydım. Ona mecbur güvenmeliydim.

Yutkundum.

Karşımda Tuna kapımızı açıyordu. Onun inadına Çağların koluna daha da sokuldum. Yüzüne dahil bakmadan arabaya bindim. Ardımızdan kapımızı kapatıp diğer arabaya bindi.

"Sür!"

Sesi otoriter çıkmıştı.

Araba hareket halindeyken camını aralamıştı. Kibrit kutusunu baş parmağının arasına sıkıştırıp içinden bir dal almıştı. Yanan kibrit dalını sigarasının altına tutmuş, onu yakmıştı.

"Bugün işlerim sebebiyle otelde kalacağız."

Bakışlarımı ona çevirmiştim. Sigarasından bir nefes alıp dışarıya solumuştu.

Omuzumu silktim.

"Sen nasıl istersen."

Nerede kalacağımı umursayacak halde değildim.

Yandan bakıp alayla izledi beni.

"Kurdele elinde güzel duruyor."

Dedim gözlerimle elinde hala çıkarmamış olduğu kurdeleyi işaret ederken. Pembe, sıradan bir kuşaktı sadece.

"Sen onu çözemediğin sürece onu oradan çıkartmayacağım."

Dediğinde yanına yakınlaşıyordum ki telefonu çaldı. Telefonu sessize alıp kollarını iki yana açtı. Kafamı göğüsüne yasladığım sıra belime masaj yapıyordu. Sigarası iki parmağının arasında, beni yakmamak adına dikkatle yapıyordu masajı.

Bir süre sonra şöför konuşmuştu.

"Geldik efendim."

Arabadan indiğimde saçlarımı diğer omzuma savurmuştum.

"Sen git bebeğim, ben geleceğim."

Dediğinde kafamı olumlu sallayıp adımlarımı otelin girişine ilerlettim. Herkes tarafında karşılanırken arkamdan korumalar ellerinde pembe bavullarla geliyordular. Bir görevli, bir şey demeden beni bir asansöre yönlendirmişti. Her yer altın rengindeydi.

Asansörden yukarı çıkarken bir korumanın koluna tutundum. Başım dönüyordu asansör yukarı çıktıkça. Sonunda vardığımızda görevlinin arkasından ilk ben gidiyordum.

Bir odaya vardığımda ilk çantamı yatağın üzerine bıraktım. Korumalar bavulları odayı bırakıp çıkacakken bana döndü bir tanesi.

"İstediğiniz bir şey var mı efendim?"

"Bir sütlü kahve lütfen." Dedim üzerimdeki kürkü görevliye verirken.

"Emrinizle."

Başını eğip odadan çıkmıştılar.

Kadın kürkümü alıp çıkacakken elimle bırakmasını işaret ettim. Beni anlayıp koltuğun üzerine bırakmıştı. Bazen konuşmaya gerek yoktu, hareketlerlede anlaşabiliyorduk.

Lavaboya geçmiş saçımı tarıyorken kapı çalmıştı. Kapıyı açınca elinde tepsiyle başka bir görevli dikiliyordu.

"Teşekkür ederim."

Dedim yüzümde bir tebessümle.

Elinden tepsiyi alıp kapıyı kapatacağım sıra cebinden bir flash bellek çıkarıp bana uzattı.

"Bunu size vermem gerekli."

Tepsiyi masanın üzerine bırakıp elinden flash belleği aldım.

"Kim yolladı?"

Dedim kaşlarını çatıp elimdeki cihaza bakarken.

"Bilmiyorum, söylemediler."

Cümlesini tamamladıktan sonra gitmişti.

Kapıyı ardından kapatıp yatağa oturacağım sıra odaya sinirle Çağlar girmişti. Flash belleği o görmeden yatağın altına düşürdüm.

"Küpenin eşi nerde?!"

Kapıyı sertçe kapamış üzerime geliyordu. Küpelerin bu kadar değerli olduklarını bilmiyordum. Bilseydim takmak istemezdim bile.

Küpelerin nerde olduğunu bilmediğim için sesimi çıkarmamıştım. O geçen her saniye daha da sinirlenip, üzerime geliyordu.

"Bilmezsin tabi,"

Sinirle kahkaha atıp alay ediyordu benimle. Kaşlarımı çatmış ne olduğunu anlamaz bakışlarla bakıyordum ona.

"Sabahattin'nin arabasında senin küpenin ne işi var?!"

Şimdi ise karşımda sinirden deliye dönen gözlere bakıyordum. Yere küpeği fırlattı sinirle. Oysa değerli olduğunu sanıyordum.

Hala bir şey demeyip umursamazca ve düşünceyle gözlerini izliyordum.

"CEVAP VER!"

Sehpanın üzerindeki içkileri yere devirmişti.

"O getirdi beni havalimanına."

Dediğim ile ilk afallayıp sonra kollarımdan tuttu.

"Seni benden ayıran o şerefsizdi?!"

Kafamı olumlu salladığımda kollarımdan sertçe tutup sarstı beni.

"Sen benimsin."

Dedi dişleri arasından tıslayarak. Yorgun ve umursamaz bakışlarımı üzerinde gezdirdim.

"Sadece benimsin, bunu hala idrak edemedin mi?!"

Dudaklarımı bir birine bastırdım ve geri bıraktım. Aklımı kaybedecektim. Bir şey bulup kurtulmam gerekti.

"Aklıma kazıyacağım."

Dediğimde kollarımı bırakmasıyla parmak uçlarımda boynuna sarıldım.

"Bir daha-" Diye cümleye başlamasıyla onu böldüm.

"Bir daha yapmayacağım."

Elbette bir gün yapacaktım ama şimdi değil. Biraz zaman sonra tekrar deneyecektim.

Elleri saçlarımı okşuyordu uysalca. Bir şey demeden öylece elleri saçlarımda geziyordu. Ayağıma değen flash belleği daha da geriye ittim. Acaba ne vardı o flash belleğin içinde?

Elleri saçımdan inip karnımda durmuştu. Karnıma, ardından gözlerime bakıp söylediği şeyle afalladım.

...💐

Bölüm hakkında ki düşünceleriniz?

Oy ve yorum yapmayı unutmayın, seviliyorsunuz!💗

Kendinize iyi bakınnn💞💞

Bölüm sonu

5 yorum