Hoş geldiniz canlarrrr!
Bölümü oylayın ve bol bol yorum yapın lütfen!⭐️
Keyifli okumalar!
"🪭"

"Sen benim büyümsün, kuralsızsın."
◾️
ELVEDA BEBEKLERİM
Direniyordum. Hayatta ki zorluklara karşı direniyordum, her ne kadar ayaklarımda derman kalmasada. Güçlü olmalıydım, hayatın kuralı buydu. Eğer güçsüz olursam, hep kaybederdim. Ve benim kaybetmeye niyetim yoktu.
Gözleri bedenimde gezip gözlerimde son bulmuştu. O arabasına doğru ilerlerken ben de arkamı kolluyordum. Bulunduğum konumda kimseler yoktu sessizce bahçede gezen tavşanlar hariç. Arka kapıyı açtığımda dikkatle etrafıma baktım. Siyah bir silüet görmem ile gözlerimi kısıp tekrar baktım. Kimseyi görmemin rahatlığıyla karşımda ki arabaya ilerledim. O çoktan arabaya geçmiş beni bekliyordu. Kapımı açtım ve ön koltuğa, yanına oturdum. Kürküme uyan tüylü şapkamı düzeltirken konuşmaya başladı.
"Anahtar."
Koltukta yayılarak oturmuş bir elini bana uzatıyordu.
Elbette anahtarı ona şimdi vermeyecektim. İşimi sağlama almam gerekiyordu.
"Anahtarı sana havalimanında vereceğim."
Dedim kendimden emin bir ses tonunda.
"Öyle olsun."
Hala güvenmiyordum ona. Sanki beni bir saniyelik boşluğumda boğacakmış gibi bakmasına aldırmadım. Eğer biraz daha oyalanırsa yakalanacaktım.
Şayet yavaşça hareket ediyor olması beni sinir ediyordu.
Elimi ağrıyan ayağımın üzerine koydum. Koşabilecek bir güce sahip değildim. En azından bir kaç günlük süreye ihtiyacı vardı tekrar eskisi gibi olabilmesi için.
Sonunda arabayı çalıştırınca ona döndüm.
"Bas gaza."
Dediğimde yandan gülmüş tüm gücüyle gaza basmıştı. Sergilediği hareketleri baştan aşağı süzerek alayla izliyordum onu.
Biraz aptaldı.
Az daha burada kalsaydım fark edilecektim.
Umarım yakalanmazdım. Araba tanıdık olmadığından diğerlerin çokta ilgisini çekmemesi işime yaramıştı. Oradan uzaklaştıktan sonra güneş gözlüklerimi kabına geri koydum.
Kısa bir süre içerisinde bir otobana varmış, virajdan dönecektik. Dönerken frene basıp tekerlekleri perişan etmişti. Ona yandan bir bakış atıp önüme döndüm.
Aynaya bakarak hafif taşmış olan rujumu düzelttim.
Arka koltukta iki tane valiz duruyordu. Büyük bir ihtimalle bana hazırladığı valizlerdi. En son kaza günü büyük bir heyecanla hazırlamıştım valizimi. Sözde tatile çıkacaktık.
Üşüyen ellerimi ceplerime soktum. Avucumda ki anahtarın elime batmasını umursamadım. Ne saçmaydı. Bu gereksiz anahtar karşılığı bana her şeyi ayarlamıştı. Anahtarın kilidinin nerede olduğu beni hiç ilgilendirmiyordu. Benim için önemli olan; bana olan faydasıydı.
Açık olan camdan dışarıya saçlarım süzülüyordu.
"Uçak kaçta iniş yapacak?"
Dedim aklımdaki düşüncelerden kurtulmak için. Beni ne zaman fark ederdi Çağlar? Veya fark ettiğinde peşimden ne kadar süre içerisinde gelebilirdi? Bir an önce gitmem gerekiyordu.
"Dört de."
Dedi vites değiştirirken.
Düşünüyordüm. Bu hayattan gidecektim.
Bu evcilik oyunundan kaçacak ve kurtulacaktım. Gözümden düşen mutluluk göz yaşımı elimin tersiyle sildim. Belki de bu kadar çabuk sevinmemem gerekiyordu ama içimde ki bu mutluluğu gizleyemiyordum işte.
"Halledersin sen ya, güveniyorum ben sana."
Dediğiyle ona dönüp çenemi eğdiğimde tek kaşım havadaydı. "Ne diyorsun' dercesine yüzüne bakıyordum.
"Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"
Dedim kollarımı göğüsümde birleştirirken.
"Öfken her şeyin karşısına geçebilecek bir potansiyele sahip."
Düşüncelerimi bölen ani ses ürkmeme sebep oldu. Ne olmuştu? Aceleyle arabadan inmiş tekerlekleri inceliyordu. Ön tekerleklerden bir tanesi patlamıştı. Lanet olsundu.
Nasıl bir şansa sahibim ben?
O kaza günü aklıma kesik kesik geliyordu. Tam hatırlayamıyordum. Fazla üzüntü yüzünden aklımı yitirmiş kısa süreli hafıza kaybı geçirmiştim. Tüm anılarım vardı ama o gün yoktu.
Başıma saplanan ani ağrıyla gözlerimi yumdum. Patlayan tekerleği gördükçe ve yenildiğimi hissettikçe kötüleşiyordum. O günde tekerlek patlamıştı.
Annemin görüntüsü yavaşça hafızama yerleşiyordu.
Olmaz! Şimdi, olmaz. Şu an kendimden geçemem. Dik durmam gerek. Güçlü olmam gerek. Eğer şimdi güçlü olursam sonrasında özgür olacağım. Başımdaki ağrı şiddetleniyordu. Ama yinede hiç bir yokmuş gibi davranacaktım.
Ona sesleneceğim sıra durdum. Benim ona ne diye seslenmem gerekiyordu?
"Adın ne?"
Dedim o tekerleklerle ilgileniyorken. Sorunu çözmeliğiydi. Bir an önce havalimanına varmam gerekiyordu.
Nefesini sinirle solmuş tekere bir tekme atmıştı.
"Sabahattin, adım Sabahattin."
"Bagajında yedek lastik yok mu?"
Ellerim cebimde onu baştan aşağı süzdüm.
Beni oyalayarak yakalanmamı sağlayabilirdi.
Ayağa kalktı ve arabanın arkasına geçip bagajı açtı. İçerisinden gereken aletleri ve bir adet lastik çıkardı. Eğer ben söylemeseydim akıl etmeyecek miydi?
Ya da fazla umursamaz miydi? Kolumdaki saatten dakika başı zamanı kontrol ediyordum. Yarım saatte ancak bitirmiş tekrar arabaya biniyorduk. Çok fazla zaman kaybetmiştim. Şimdi ye kadar havalimanında olurdum bile. Umuyordum ki uçağa da geç kalmazdım.
Arabayı sürerken kafasını kısa bir süreliğine bana çevirdi.
"Yaşamakla var olmak arasındaki fark nedir senin için?"
Dediğiyle ona ters ters baktım. Yine ne saçmalıyordu? Bu boş soruları sormak yerine gaza basabilirdi. Derin bir nefes alıp konuştum.
"Yaşamak hissetmektir, var olmak ise sadece nefes almak."
Benim için yaşamak hiç bir anlam taşımıyordu. Yani aslında yaşamak benim için özgürlüktü.
"Amacın ne?"
Dedi. Amacımı ona söylememin bir anlamı yoktu. O bilmesede olurdu.
"Örneğin ben, benim hiç bir amacım yok. Sadece yapmaktan zevk aldığım şeyleri yapıp insanları sinirlendiriyorum."
Hoş. Umutsuz vaka. Böyle olamazdım ben. Benim hayallerimin ışığı daha sönmemişti.
Yapmayı planladığım bir sürü şey vardı.
"Acele etsen iyi olur."
Dedim dediği şeylerin hiç birini kaleye almayıp.
Ondan sonra daha yol boyunca ağzını açmamıştı.
Bir süre sonra oraya vardığımızda hala bir sorunun olmaması ilgimi çekti. Fakat çokta önemsemememiştim.
Havalimanın da bekleme sırasındaydım. İki valizim yanımda ve oda karşımdaydı. Elindeki çantayı bana uzattı. İçinde ihtiyacım olan kartlar vardı.
Avucumun içinde sakladığım anahtarı ona uzattım.
"Teşekkür ederim Asena hanım."
Yüzünde sinsi bir gülümseme yer alıyordu. Parmaklarımı koluma vuruyordum hafifçe.
"Hoşçakalın."
Yanımdan uzaklaşıyorken yürüme şekline baktım. Topallayarak yürüyordu. Geçen sefer topalladığını hiç görmemiştim.
Ben bankta otururken yanımda birini hissetmemle o tarafa döndüm. Yaşlı bir adam oturmuştu yanıma. Ona baktığımda garip bir şekilde kendimi ona benzetmiştim.
Ben ona çok benziyordum.
Tekrar önüme döndüğümde kulağımda ki küpemi kaybettiğimi fark ettim. Bir kulağımda küpenin ağırlığı varken diğerinde yoktu. Nerede düşürmüş olabilirdim ki? Evden çıkmadan önce kulağımdaydı.
Küpeler. Tuna bana her doğum günümde küpe alırdı. Zamanında saklamıştım onları ama şimdi nerede dahi olduklarını bilmiyordum. Tıpkı Tuna'nın nerede olduğunu bilmediğim gibi. Ama artık Tuna diye biri yoktu benim için. Başka bir kadınla evlenmişti O.
"Hayatın seni üzmesine izin verme kızım, diğer insanların inadına güçlü ol.
Yanımda ki adamın konuşmasıyla ona döndüm. Bana 'kızım' diye hitap etmesi tuhafıma gitmişti. Benim babam bana uzan zamandan beri böyle seslenmemişti. Ben babamın bile nerede olduğunu bilemeyecek kadar acizdim. Bu çaresizliğimin bir an önce sona ermesi gerekiyordu.
"Bıktım, savaşmaktan usandım."
Dedim boşluğuma gelip doğruları aşikar ederken. Bir anlığına sesim titremişti.
Burnumu çekip kafamı kaldırdım.
Kendime gelip sordum.
"Neden bana bunları söylüyorsunuz?"
"O parıldayan gözlerinin ardında ki yaşları görebiliyorum."
Bana birini çok anımsatıyordu.
Anneme. Cümleleri aynı annem gibiydi.
Sıra bana geldiğinde ayaklandım.
"Hoşçakalın."
Dedim yüzümde gülümsemeyle.
"Unutma, hayatta her zaman güçlü olmak zorunda değilsin."
Dolu gözlerimi saklamak için elimden geleni yapıyordum. Güçlü olmak değil ama güçlü durmak zorundaydım kendimce.
"Teşekkür ederim."
Dedim ve arkamı dönüp ilerledim. Pasaport ve bilet kontrolü yaptıktan sonra uzun sürmeden uçağa varmıştım.
Uçaktayken hissettiğim tek duygu korkuydu. İlki yakalanmayken ikincisi de yükseklik korkumdu. Ben uçağa binemezdim. Ödüm kopuyordu uçak hareket edince. Küçükken panik atak geçirmiştim. Ama bu sefer bu korkumu yenmeliydim. Bu sefer korkmamalıydım. Kendime bir şeyin olmayacağını hatırlatırken uçak ilerlemeye başlamıştı. Şimdiden başım dönüyordu. Uçak yavaştan havalanmaya başlarken midem bulanıyordu. Gözlerimi sıkıca yumup hemen bitmesini umdum.
Havadayken uçak, acil lavaboya koştum. Kusacağımı düşünürken midemin bulantısı geçti aniden. Başım dönmüyordu artık.
Yine de elimi ve yüzümü yıkayıp lavabodan öyle çıktım. Yerime geçip ses çıkarmadan beklemeye başladım.
İki saat sonrasında uçaktan iniyordum. Korkumu yenmiştim.
Saçlarım hafif rüzgar sebebiyle süzülüyordu. Dün akşam ördüğüm saçlarımı bugün açtığım için şimdi kıvırcıktılar. Havalimanından diğer uçağa biniş yaptım. Bu diğerini nazaran daha uzun sürecekti. Çağlar şimdi evde olmalıydı. Bir an önce uçağın kalkış yapması gerekiyordu yoksa uçağa durdurabilirdi, bunu beklerdim ondan.
O rüyaların değil, kabusların adamıydı.
Diğer uçağa binene kadar stres içerisindeydim. Karnım çok ağrıyordu. İki de bir kramplar saplanıyordu karnıma. Ellerimi karnıma sarmış uçağa ulaşan merdivenleri çıkıyordum.
Oturduğum yer cam kenarıydı bu sefer. Zamanın hızlı geçmesini umaraktan gözlerimi kapadım. Ellerimi karnıma sardığımda hissetmiştim. Pantolonumun cebinde o kağıt parçası vardı. Sözde abimin intihar mektubu. Bana pek inandırıcı gelmemişti. Ne kadar da isteksiz olsamda açtım mektubu. Bu abimin yazısıydı. Sessizce okumaya başladım.
"Abin hep seni korumak istedi küçük prenses. Bir dakika, bir saat, bir gün ve bir hafta düşündüm. Bir sonuç elde edebilmek, seni bu durumdan kurtarmak için çaba sarf ettim. O şerefsizle anlaşma bile yaptım seni kurtarmak için. Buldum o parayı. Gittim parayı ona iade ettim seni bırakması için, fakat..."
Yazmayı tamamlamamıştı. Büyük bir ihtimalle bu bile zorla kurtarılmış bir kısmıydı. Peki ya devamında ne olmuştu? Bozulmuş olması gerekiyordu değil mi? Benim onunla evlenmemiş olmam gerekiyordu. Madem parasını almıştı daha niye beni istiyordu?
Kalbimdeki sızı geçen her gün daha da artıyordu. Kağıdı sinirle buruşturup cebime geri sokuşturdum. Gözlerimi sıkıca kapattım. Gerekirse bir daha açmayacaktım.
6 saat sonra
Tüm vaktimi uçakta sessizce uyuyarak geçirdim. Uzun zamandan beri böyle bir uykuya muhtaçtım. Hep tetikte uyuduğum uykular bana haram olmuştu. Ama şimdi yaptığım bu uykuyu hiç bir şeye değiştirmezdim.
Uçak yavaştan iniş yaparken gözlerimi yumdum. Herkes yavaştan kalkarken ben de ayaklandım. Valizimi alıp uçaktan indim.
Batan güneş yüzüme vuruyordu. Uçağın çok uzağında olmayan arabaya adımladım. İçeriden bir adam çıkıp elimden valizimi alarak kapımı açtı.
Arabaya oturduğunda ona döndüm.
"Ne zaman orada oluruz?"
"En fazla yarım saat sonra."
Cebinden kâğıt çıkarıp bana uzattı. Üzerinde kürtaj için Çağların izni yazılıydı. Eksik olan tek şey onun imzasıydı. Ona asla böyle bir şey imzalattıramazdım. Kabul etmezdi asla.
Diğer elime ise onun imzaladığı herhangi bir kağıdı verdi.
"Aynısın olması gerektiğini biliyorsun."
Dedi. Ona umursamazca baktım.
"Elbette."
Elime az önce uzattığı kalemi alıp tıpkısını yazmayı denedim. Oldukça özenerek ve dikkatle işin üstesinden gelmiştim. O belgenin altında artık Çağlar'ın imzası vardı. Benim attığım imza. Bu kağıdı verecektim doktora.
"Başarılı."
Dediğinde uzatmadan yola koyulmuştu.
Biraz zaman sonra o binanın önünde durmuştuk. Uzun ve yüksek bir binaydı. Burası bebeklerimin mezarıydı. Onları buraya gömmeleri göz yumacaktım.
O adam beni burada bırakıp gitmişti. Artık tüm ipler benim ellerimdeydi. Seçenek hakkı benimdi. Sabahattin bana ihanet etmemişti.
Doktorlar ile İngilizce anlaşıp kararımı vermiştim. Bebeklerim beş dakika sonra bana veda edecekti. Üzgündüm. Onları doğurmayıp yaşamalarına izin vermeyen gaddar bir anneydim. Ama ben böyle bir sorumluluğa sahip çıkamazdım.
İmzaladığım belgeye inanmışlardı. İyi bir taklitçiydim. İmzaları taklit etmek zor değildi benim için. Sınavlarımda ki tüm imzalar velimin yerine bana aitti. Taklit etmek zorundaydım.
Adımlarımı yavaşça odanın girişine ilerlettim. İçeride korkunç aletler ve o koltuğa görmenle durdum. Bundan sonra dönüş yoktu. Bir kere kararımı vermiştim.
Beni gülümsemeyle karşılayan doktora aynı şekilde tebessüm etmiştim.
"Hazır mısınız?"
Diye sordu.
"Hazırım."
Dedim yüzümdeki tebessüm buruklaşırken.
"Şöyle alalım sizi."
Üzerimdeki ameliyat kıyafetleri ile oturdum o koltuğa. Az sonra bayıltılacaktım.
...🥀
Umarım beğenmişsinizdir!
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Oylamayı unutmadınız değil mi?
Bir daha ki sefere görüşürüz, kendinize iyi bakın.💗
