İçeriğe geç

Prenses olmak istemiyorum!

Bölüm 6 · 2 dk okuma

Prenses olmak istemiyorum!

Bölüm 6

Bölüm 6: İçeri Giren Dünya

Kapı açıldığında ilk hissettiğim şey ışık değildi.

Sessizlikti.

Garip bir sessizlik.

Sanki sesler burada doğmadan önce izin alıyordu.

İçeri adım attım.

Ve dünya… değişmedi.

Ama benim onu algılama şeklim değişti.

“Burası…” dedim yavaşça.

Lucien yanımda yürüyordu.

“Valthera’nın iç halkı.”

“Dış halk da var mı?”

“Var.”

“Daha mı kötü?”

Lucien bana bakmadı bile.

“Daha… farklı.”

Bu cevap hiç yardımcı olmadı.

Kapının ardından geçince şehir açıldı.

Ama bu bir şehir gibi hissettirmiyordu.

Yapılar vardı.

Ama taş gibi değil.

Sanki bir şey düşünülerek değil de hatırlanarak yapılmıştı.

Gökyüzü bile farklıydı.

Mavi değildi.

Ama siyah da değildi.

Arada bir renkti.

Adını bilmediğim bir renk.

“Burası gerçek mi?” diye sordum.

Lucien durdu.

“Evet.”

“Kesin mi?”

“Evet.”

“Hiç ‘belki’ yok mu?”

Lucien ilk kez bana döndü.

“Burada belki yoktur.”

Bu cümle beni rahatsız etti.

Çünkü “belki” insanı güvende hissettirir.

Burada öyle bir şey yoktu.

İlerledik.

Ve insanlar bizi fark etmeye başladı.

Ama bakışlar garipti.

Sadece merak değil.

Sanki…

Beni tartıyorlardı.

Tanıyıp tanımadıklarını anlamaya çalışıyordum.

Ama asıl sorun şuydu:

Ben de onları tanıyor gibiydim.

Bu düşünce mideme hafif bir ağrı bıraktı.

“Lucien,” dedim alçak sesle.

“Ne?”

“Bana söylemediğin bir şey var.”

Bir an durdu.

“Çok şey var.”

“Bu yardımcı olmadı.”

“Biliyorum.”

Bu “biliyorum” çok netti.

Kaçamak değildi.

Sadece… kabul.

İlk kez onun da kontrolü tam değildi.

Sarayın içine benzer bir yapıya girdik.

Burası daha sessizdi.

Daha düzenli.

Ama o düzen bile rahatsız ediciydi.

Sanki her şey yerli yerindeydi ama yanlış yerli yerindeydi.

Ve sonra onu gördüm.

Bir duvar.

Ama duvar değil.

Bir tür… kayıt yüzeyi.

Üzerinde isimler vardı.

Yazılar.

Ama Latin harfleri değildi.

Ama ben onları okuyordum.

Hiç öğrenmediğim bir dili okuyordum.

Durup baktım.

“Ben bunu okuyabiliyorum.”

Lucien arkasına bakmadan konuştu.

“Biliyorum.”

“Bu normal değil.”

“Burada hiçbir şey normal değil.”

Bir adım daha attım.

İsimler…

Bazıları silik.

Bazıları yeni.

Ama bazıları…

Benim içimi garip şekilde sıkıştırdı.

Sanki tanıdığım bir şeyi unutmuşum gibi.

Elimi kaldırdım.

Dokunmak istedim.

“Yapma,” dedi Lucien sert bir sesle.

Elim havada kaldı.

O an ilk kez sertti.

Gerçekten sert.

Bakışları bile değişmişti.

“Niye?” dedim.

Cevap vermedi.

Ama cevap vermesine gerek yoktu.

Beni oradan uzaklaştırdı.

Hızlı değil.

Ama kesin.

Bu bile yeterince şey anlatıyordu.

Bir süre sonra bir salona girdik.

Büyük bir salon.

Ama gösterişli değil.

Ağır.

Sanki içindeki hava bile yorgundu.

Ortada bir masa vardı.

Ve masanın etrafında insanlar.

Beni görünce hepsi sustu.

Tam anlamıyla sustu.

Hiçbiri selam vermedi.

Hiçbiri gülümsemedi.

Sadece baktılar.

Ve sonra biri konuştu.

“Bu o mu?”

Soru bana değildi.

Ama beni hedef alıyordu.

Lucien cevap verdi.

“Evet.”

Kısa.

Net.

Ve o an herkesin bakışı değişti.

Korku değil.

Ama saygı da değil.

Daha karışık bir şey.

Sanki bir şey geri dönmüştü.

Unutulmuş bir şey.

Ben yavaşça Lucien’e baktım.

“Ben burada ne oluyorum?” dedim.

Lucien’in cevabı kısa oldu.

“Henüz bilmiyorsun.”

Bu cevap sinir bozucuydu.

Ama daha sinir bozucu olan şey…

İçimde bir yerin buna inanmasıydı.

Sanki gerçekten…

Henüz bilmiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.