İçeriğe geç

Prenses olmak istemiyorum!

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Prenses olmak istemiyorum!

Bölüm 5

Bölüm 5: Dünyanın Haritası Yanlış Çizilmiş

“Bunu daha önce yapmıştım.”

Sesim fark etmeden çıktı.

Kimse hemen cevap vermedi.

Ama Lucien’in bakışı bir an durdu.

Bu küçük bir şeydi.

Fakat ben küçük şeyleri fark ederim.

Özellikle de insanların saklamaya çalıştığı küçük şeyleri.

Hava hâlâ “kırık” gibiydi.

Adım attığımız şey yürümek değildi.

Daha çok… düşmeden geçmeye çalışmak gibiydi.

Ve sonra bir şey oldu.

Gerçeklik geri yerine oturmadı.

Büküldü.

Ben refleksle nefesimi tuttum.

“Tamam,” dedim. “Bu fizik değil.”

Siyah kıyafetli adam bana baktı.

“Alışacaksınız.”

“Bu cümleyi hiç sevmiyorum,” dedim. “Genelde kötü şeylerin başlangıcı olur.”

Lucien kısa bir bakış attı.

“Düşünmeye devam et,” dedi.

“Teşekkür ederim?”

“Hayır. Ciddiyim.”

O an anladım.

Beni buraya getirmelerinin sebebi sadece “kaçırılmak” değildi.

Bir şey bekliyorlardı.

Ve ben o şeyin parçasıydım.

İsteyerek değil.

Ama kaçamayacak kadar net bir şekilde.

Bir an sonra hava tamamen değişti.

Ayaklarımın altındaki boşluk… yer oldu.

Ama benim bildiğim yer değil.

Toprak aynı değildi.

Taşlar farklıydı.

Hava bile farklı kokuyordu.

Ve gökyüzü…

Gökyüzü iki katmanlıydı.

“Şu an… nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz?” dedim.

Lucien etrafı kontrol ederken cevap verdi.

“Eşik bölgesi.”

“Bu bir yer adı gibi değil.”

“Değil.”

“Harika.”

Bir an sustum.

Sonra gözlerimi kıstım.

“Burası bir geçiş noktası mı?”

Lucien bana döndü.

Bu kez bakışı kısa değil, dikkatliydi.

“Evet.”

Başımı salladım.

“Yani teknik olarak şu an ne evdeyim ne de… başka bir yerdeyim.”

“Doğru.”

“Bu çok sinir bozucu.”

“Katılıyorum.”

Lucien’in “katılıyorum” demesi beni şaşırttı.

Çünkü genelde ya düzeltirdi ya da susardı.

Bu küçük değişiklik önemliydi.

Demek ki durum ciddiydi.

Bir süre yürüdük.

Ya da yürür gibi yaptık.

Zemin bazen sabitti, bazen değildi.

Sanki dünya kararsızdı.

Ve sonra onu gördüm.

İlk kez.

Gerçekten.

Uzaktan.

Bir şehir vardı.

Ama şehir demek doğru muydu bilmiyorum.

Yapılar göğe doğru büyüyordu.

Ama mimari değildi bu.

Daha çok… bir şeyin hatırlanmaya çalışılmış hali gibiydi.

“Bu…” dedim.

Lucien sözümü bitirdi.

“Valthera.”

Adı bile ağırdı.

Sanki söylerken dikkat etmek gerekiyordu.

“Krallık mı?” dedim.

“Artık kimse öyle demiyor.”

“Ne diyorlar?”

Lucien kısa bir duraklama yaptı.

“Hayatta kalanlar diyor.”

Bu cümle havayı değiştirdi.

Şaka yoktu artık.

Ben de gülmedim.

Çünkü burada gülünecek bir şey yoktu.

Şehre yaklaştıkça insanlar görünmeye başladı.

Ama insanlar…

Tam insanlar değil.

Bazılarının bakışları fazla eskiydi.

Bazılarının duruşu fazla kontrollü.

Bazılarının ise bana bakışı…

fazla anlamlıydı.

Beni tanıyor gibiydiler.

Ben onları hiç görmemiştim.

Ama beynim başka bir şey söylüyordu.

Sanki görmüşsün.

Sadece hatırlamıyorsun.

Lucien bunu fark etmiş olmalıydı.

“Bakma,” dedi.

“Bakmazsam daha kötü hissediyorum.”

“Alışırsın.”

“Bu kelimeyi tekrar kullanma.”

Lucien sustu.

Ve ilk kez şunu düşündüm:

Bu adam bana her şeyi söylemiyordu.

Ama en tehlikeli kısmı bu değildi.

En tehlikelisi…

Ben zaten bazı şeyleri anlamaya başlamıştım.

Ve bu bana ait bir şey değildi.

---

Bir kapının önüne geldik.

Büyük bir kapı.

Ama saray kapısı gibi değil.

Daha çok… dünyanın başka bir versiyonuna açılan bir sınır gibi.

Lucien bana baktı.

“Şimdi geri dönmek istersen,” dedi.

“Geç kaldık.”

“Bu iyi bir cevap değil.”

“Gerçek cevap.”

Bir saniye durdum.

Sonra başımı salladım.

“Zaten geri dönsem de beni orada beklemiyorlar, değil mi?”

Lucien cevap vermedi.

Ama bu da bir cevaptı.

Kapı açıldı.

Ve içeriden gelen ışık, bana ait olmayan bir geleceğin başladığını söyledi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.