O gün hepimiz birbirimize sarıldık, ağladık ve güldük. Hem benden uzakta kalacakları için üzgünlerdi, hem de beni bu kadar mutlu gördükleri için onlarda seviniyordu. Sonunda bana destekçi olmuşlardı ve benim arkamdalardı.
"Sana güveniyorum kızım, olur da mutsuz hissedersen , ya da yapamadığını fark edersen hiç düşünmeden dön İzmir'e. Kapımız sonuna kadar açık sana" diyerek bana sarıldı annem.
Muhteşem bir destek veriyorlardı, az da olsa endişeli olan ben, artık özgür bir kuş gibi kafesten çıkıp, hayata atılacaktım. Tüm zorluklara ve yeni hayata atılmaya hazırdım. Mehmet'i aradım ve annemler yarın döneceği için, buraya gelmesini, ailemle tanışmasını istedim. Ne tepki verdiklerini merak edip sordu, bende hepsini bir bir anlattım, ve fikrime saygı duyduklarını söyledim. Geleceğini söyledi ve bizde bekledik. O sırada üstüme başıma çeki düzen verdim. Annemler benden daha heyecanlıydı. Kader ise o sırada hâla bana kırgın olduğu için kendini odaya kapatmıştı. Yüzüme bile bakmıyordu. Odada hazırlanırken tek gözümde onun üzerindeydi , sonunda gittim ve sımsıkı sarıldım canım arkadaşıma. "Burada kalacak olmam , senden uzaklaşağım anlamına gelmiyor, ne zaman istersen çık gel , bende gelirim sürekli, böyle yapıp ikimizi de üzme."
Benden bir teselli konuşması bekliyor olmalıydı ki hemen yüzüme baktı ve gülümsedi." Seni çok özleyeceğim, sensiz oralarda ne yapacağım bilmiyorum seni çok seviyorum Sinem , umarım çok mutlu olursun" dedi ve o da bana sımsıkı sarıldı. İçimde bir burukluk vardı. Onları gerçekten çok özleyecektim, biliyorum. Kolay değildi elbet bu kararı vermek. Ama bi taraf için, bir taraftan feragat etmek zorundaydım. Mecburdum...
Kalbim çıkmaz bir sokaktaydı sanki. Bir yerlerde bir ateş yanıyordu hissettiğim buydu. Ruhum özgür ve yerinde durmuyordu. Bedenim ikiye bölünmüştü sanki. Iki tarafın da hissettiği farklıydı. Hangi tarafı dinleyeceğimi biliyordum, peki ya diğer yarımın hissettikleri ne olacaktı?
İnsan tüm duyguları aynı anda yaşayabilir miydi?
Bir karar vermek bu kadar zor muydu?
Hangi tarafı seçersem seçeyim, aklım hep seçmediğimde kalacak. Bu hep böyle olmaz mı zaten?
Yüz ifadem, mimiklerim belli etmiyordu hissettiklerimi. Karşılarında kararlı ve mutlu bir kız görüyorlardı sadece. Bu kararı verirken bu kadar derin düşünmemiştim. Şimdi şimdi farkına varıyorum, ailemden, arkadaşımdan ayrılmanın zorluğunu. Boğazım düğümlendi sanki. Ağlamak istiyorum ama olmuyor. Gözlerime zonklamayla bir sulanma geliyor, ama akmasın diye , tek bir noktaya odaklanıp bakıyorum. Daha çok zonkluyor böyle ve yaşlar süzülüyor gözümden. Canım arkadaşımla öylece sarılı kaldığımız için onun omzunda ağlıyorum, ama görmesin diye sarılmayı sonlandırmıyorum. Uzattıkça uzatıyorum, böyle görünmek istemiyorum. Kalbim sıkışıyor, dudaklarımı büzüyorum, akan yaşlar Kader'in tişörtünü ıslatıyor ve artık benim ağladığımın farkına varıyor. Susuyor, hiçbir şey söylemiyor, o da başlıyor ağlamaya. Tek kelime etmeden sarılarak ağlamaya devam ediyoruz. Zaman duruyor sanki, az sonra Mehmet gelecek ve biz oturduğumuz yerde öylece ağlıyoruz. Zihnimi kapatıyorum, dışarıdan gelecek herhangi bir sese veya tepkiye kulaklarımı kapatıyorum. Akan yaşlarımız göl oluyor sanki, bitmek bilmeden akıyor, sahi nereden geliyordu bu kadar yaş? Kaç sene olmuştu ben ağlamayalı bunu sorguluyorum. Hatırlamıyorum.
Unutmak kadar hatırlamak da zormuş bunu fark ediyorum.
Ama ben ne unutmak, nede hatırlamak istiyorum.
Kararsızlık arasında tepinip duruyorum, bi tek Kader anlıyor.
Sevgi üçe beşe bölünürmüydü bunu fark ediyorum. İnsan yüreğine bir çok sevgi sığdırabiliyormuş bunu anlıyorum. Her sevginin boyutu , şekli , azlığı ve çokluğu farklı olsa da konu seçim olunca hepsi aynı kefeye giriyormuş bunu da anlıyorum. Kafamda bir sürü senaryolar kuruyorum,aynı anda da yaşıyorum, öngörmeye çalışıyorum ama kalbim o kadar inatçı ki, Mehmet'ten başka bir hayal kurmama izin vermiyor. Gözümün önüne onunla gerçekleştirmek istediğimiz hayallerden başkası gelmiyor. Emin oluyorum artık yavaş yavaş. Kendimi kandırmaya çalışıyorum ( ölüm yok ya ucunda , ailemi ne zaman istesem görebilirim) diye.
Mehmet'le kalmam için bahane lazımdı çünkü. Kendimi iyi hissetmem için ve ilk günkü gibi heyecanla ve merakımla birlikte bu yolda devam etmem için buna mecburdum.
Kapı çalıyor, evet bu gelen Mehmet'ten başkası olamazdı. Annem kapı sesini duyuyor ve bizim odaya dalıyor. Ağlaması kesilmiş, ama birbirlerine sarılı olan bizi görüyor. "Hadi ne duruyorsunuz kalksanıza " diyor, yaşadıklarımdan habersiz. Ağzımı yüzümü siliyorum, toparlanmaya çalışıyorum ama gözlerim çoktan şişmiş ve kızarmış, bu görüntüden kurtulamıyorum. Alelacele banyoya koşuyorum ve anneme "sen aç kapıyı benim lavaboda olduğumu söyle" Diye sesleniyorum. Annem uflayarak ve söylenerek kapıya yöneliyor. Ben gelen Mehmet mi diye kapıyı dinliyorum, bir yandan da aynadan şu zavallı halime bakıyorum. Yıkıyorum, kuruluyorum, yine yine...
Ama görüntüm aynı hicbir şey değişmiyor.
Gelenin Mehmet olduğunu duyuyorum , yavaşça salona geçiyorlar artık ve beni bekliyorlar. Telaşlanıyorum...
Yüzüme değişim yapmam için vaktim yok artık çıkmak zorundayım buradan .
Ağlamaktan tansiyonum düştü muhtemelen , elim ayağım titriyor yürürken, betim benzim atmış, solgun görünüyorum.
Ağladığım kabak gibi belli oluyor. Ne diyeceğimi düşünüyorum. Daha fazla düşünmek için yavaş yavaş yürüyorum ve salona varıyorum, Mehmet karşımda bana bakıyor ve ben hâlâ birşey bulamıyorum...