İçeriğe geç

Plajda Aşk

Bölüm 15 · 4 dk okuma

Plajda Aşk

Bölüm 15

Furkan Bizde

Abla terlikler nerede? Diye sordu Furkan.

En son birlikte buluşmamızın ardından iki hafta geçmişti. Sabah kahvaltıya çağırma fikri benden çıkmıştı ve Furkan'da müsaitmiş ki hemen geldi bize. Mehmet'im yine uykucu olduğundan hala uyuyordu, ama sabah kahvaltıya Furkan'ı çağıracağımı biliyordu. Biraz daha uyusun diye bekledim. Kahvaltı tam hazır olduğunda onu da uyandıracaktım. Emel annem ve Ahmet babam da sabah erkenden çıkmışlardı. Pazar günü olduğu için birlikte vakit geçirmeyi planlamışlar. Biraz da Mehmet'le ben evde yanlız kalalım diye çıkıyorlardı biliyorum. Ne kadar da düşünceliler değil mi? Gençlerin halinden anlıyorlar, ben kayinvalide ve kayınbaba yönünden şanslıydım en azından. Çünkü ne anlayışsız insanlar var biliyorum.

Abla Mehmet abiyi uyandıralım mı? Diye sordu Furkan.

"Dur ablam omlet iki dakikaya pişecek, sende o sırada çayları koyarken ben uyandırırım Mehmet'i" dedim ve ocağın altını kapatmak için bir dakika daha bekledim.

Omlet piştikten sonra masaya servis ettim ve Furkan'dan çayları koymasını rica ettim.

Mehmet'in koridorun sonundaki olan odasına gittim ve kapıyı çaldım.

"Gir" sesini duyunca girdim içeri.

" hayatım, Furkan geldi kahvaltı hazır hadi elini yüzünü yıka da gel" dedim ve çıktım odadan.

Sesimi duyar duymaz uyanmış sevdiğim. Odadan hemen çıkıp lavaboya gittiğini gördüm.

Biz masaya oturup bekledik ve Mehmet'de o arada geldi zaten.

" erkencisin abi" diye şaka yaptı Furkan.

" yaa ne demezsin , sabah kuşu bile bana imrenir" Diye Mehmet'de karşılık verdi. Hepimizin yüzünde gülücükler uçuşuyordu. Güzel bir masa , güzel arkadaşlıklar, güzel bir sabah ve bol kahkaha. Keyfimize diyecek yoktu vallahi.

Biten çayları Furkan dolduruyordu. Zaten evin çocuğundan farksızmış bende yeni yeni öğreniyorum. Kader ve ben gibi onların dostluğuda. Furkan ha bire espri yapıyor, Mehmet de ona karşılık daha güçlü bir espri yapıyor ve kahkahaya boğuluyoruz. Ben çok sevdim beraber bu üçlüyü:).

Masa başında sohbet ede ede kahvaltımızı yaptık ve saat 11 olmuştu. Onlar salona, koltuğa oturmaya geçtiler ve bende hepimize, içmek için kahve yaptım.

Kahveler piştikten sonra salona geçtim, onlar PlayStation oynamaya başlamışlar. Ha bire yüksek bir sesle "hadi oğlum" gibi sesler geliyordu kulağıma ama anlamamıştım. "Oo gençler keyfiniz yerinde heralde " derken bi yandan da kahveleri önlerine bıraktım.

" teşekkür ederiz aşkım " dedi Mehmet.

" abla valla keyfimiz yerinde bozmazsan seviniriz" Diye benimle alay etti Furkan. Bu komik kişiliği beni çok güldürüyordu.

"Ne zaman biter bu oyun?" Diye sordum. Tek başıma onların oyun bitirmesini izleyecek değildim herhalde.

"Daha yeni başladık en az bir saat , bence sen ikimizden birini tut ve gaz verici tezahürat yap" dedi Mehmet.

" cidden mi" dedim ve güldüm. "Madem öyle Mehmet bey, o zaman ben Furkan'ı tutuyorum" dedim kinayeli bir ifadeyle.

" o zaman kaybetmeye hazırlıklı olun " dedi ve oyuna iyice konsantre oldu .

" biz kazanacağız tabi ki abla boşver sen bunu" dedi Furkan. Nasıl bir ortam ama görseniz, bu ortamda keyfinizin kaçmasının mümkünü yok. Nabız iyice hızlandı ve bende bir yandan tezahürat yapıyorum, sanki maç izliyorum :)

Bir gaz veriyorum Furkan'a varya kazansın diye söylemediğim kelime yok :)

Herneyse neticede ben yırttığım gırtlağımla kaldım, Mehmet kazandı oyunu.

"Ne oldu baya iddialiydiniz oysaki" Diye bizimle alay etti Mehmet. Yüzünde inanılmaz bir sevinç vardı, gören de savaş kazandı sanır:)

" bi kere senin şansın yaver gitti tamam mı" dedim şımarık bir ses tonuyla. Furkan ise mağlup olduğu için hiç yorumda bulunmuyordu.

"İyi be abi tamam kazandın tebrik ediyorum ve artık ben kalkıyorum " dedi Furkan.

Gayet güzel bir gün geçirmiştik. Bundan sonra her hafta Furkan'ı mutlaka çağırmayı planlıyordum. Kendi işleri olduğu için Furkan oyun bitince bizden ayrıldı. Mehmet ve ben uğurladık onu kapıdan.

"Ne iyi ettik de Furkan'ı çağırdık. Güzel bir sabah oldu" dedim Mehmet'e.

"Evet aşkım Furkan iyi çocuktur ondan zarar gelmez" dedi. Bir yandan da tekrar salona doğru yürüyorduk.

" Annenler ne zaman gelir ki?" Diye sordum. Yanlız ne kadar daha zamanımız var onu öğrenmeye çalışıyordum.

"Onlar akşama ancak gelir ne oldu ki bitanem" dedi Mehmet.

"Hiiç öylesine sordum, sabah limonata yapmıştım içelim mi?"

"Olur canım " dedi Mehmet. Limonata aşığı bir kız olduğumu o da biliyordu artık ve içerken bana eşlik ediyordu canım benim.

Buz gibi limonataları koydum ve bahçeye çıktık birlikte. Hava biraz estiği için, evde kapalı kalmamıza gerek yoktu. Bu aylarda sıcaklar da artık yavaş yavaş bir önceki aya göre daha azalmıştı. Bu iyi birşeydi tabii.

Mehmet'in kız kardeşi ise hâlâ kuzeninde tatildeydi. Geçen sene de onlarda tatil sebebiyle 2 3 ay kadar kalmış. Çok rahat etmiş ve keyif almış olmalı ki, bu sene de orayı tercih etmiş. Mehmet'in kız kardeşi ile arası nasılsın derseniz, Mehmet çok iyi bir abi bunu biliyorum. Ama kardeşi biraz cadaloz:). Neticede evin tek kızı ve biraz şımarık büyümüş bu yüzden burnu havada. En sevmediğim insan tiplemesi:(

Yine de o döndüğünde, onunla anlaşmak zorundayız. Aynı evde yaşayacağız bir süre daha malum. Fakat bir görümce gelin gibi değil de , abla kardeş gibi olacağımız kesin. Öyle yada böyle bu aile, bu hayat ve bu aşk benimdi. Evrildiğim bu kişiliği seviyordum. Yeniden açtığım bu sayfada ana karakter ben ve Mehmet'ti. Bu yolculukta ben ve sevdiğim sonuna kadar gidecektik. Biz Sinem ve Mehmet. Her gün artan bu aşka şahit olmak için beğen, takip et ve puanla ❤️

Instagram-oykumarslaan

Bölüm sonu

3 yorum