Emel annem market alışverişi için sabah erken çıkmıştı. Günlerden haftanın ilk günü olan pazartesiydi. Mevsim artık sıcakların en yakıcı ve kavurucu olan ay'ı ağustostu.
Ben yine erkenden uyanmıştım tabii. Ama Mehmet de bir o kadar uykucuydu. Hâlâ uyuyordu ki , evde yanlız olmamızı fırsat bilip , koştum onun odasına. Sıcaktan bunalmış olmalı ki , uyurken üstünde tişört yoktu. Alt kısmını bilemiyorum çünkü, o kısmını pike örtüyordu. "Hadi ama Mehmet uyan evde kimse yok" Diye bağırdım. Bir yandan da odanın içinde geziniyordum. Kitaplığındaki kitaplara göz gezdirdim, parmaklarımla her birine dokunarak gezdim. Gözlerini açmıştı sonunda!
"Aşkım?" Dedi şaşkın şaşkın.
"Evet aşkım, evde kimse yok baş başayız kalk da bu anı değerlendirelim"dedim, yüzümdeki çoşkun ifadeyle.
"Yanıma sokulsana"dedi pişkin pişkin.
"Of allahım ben ne diyorum sen ne diyorsun" dedim. Hem istiyor, hem naz yapıyordum.
"Hadi aşkım gel yaa biraz sarılıp yatsak nolur ki?" Diye yalvarmaya başladı.
"İyi be tamam" dedim şımarık bir sesle.
"O zaman biraz kay"
" Kaydım, hadi gel" dedi.
Ne kadar da sıcaktı yatağı! Teninin kokusu ilk günkü gibi güzeldi. Kokusu tüm nevresimine ve pikesine işlemişti. Ya Antalya bu kadar sıcakken nasıl olur bi insan hiç terlemez?
Ya da terliyordur belki ama hiç ter kokusu gelmiyordu burnuma. Üstelik hazırlıksız bir şekilde, uyuyorken yakalamıştım onu.
Yanına sokuldum, duvar kısmına o geçmişti, ben onun ön kısmına yattım. Yan yatıyorduk. Arkadan sımsıkı sarıldı bana, boynumu öptü. Vücudum karıncalanıyordu sanki. Çok iyi hissettiriyordu bu. Saçlarımla oynamaya başladı birden.
" çok tatlısın " diyordu.
Ben ise sessiz sessiz gülüyordum. Ürkek bir ceylandan farksızdım.
" seninle bu şekilde uyumak güzel bir his olmalı, biraz uyuyalım mı " dedi.
"Hadi amaa ben daha farklı şeyler yaparız diye düşünüyordum "dedim.
"Ne gibi"dedi.
" beraber şarkı dinleriz ne bileyim belki film falan izleriz aynı koltukta yan yana" .
Sadece güldü bana.
" şu an yan yana benim yatağımda uyumak daha cazip geliyor " dedi.
Beni etkilemeyi başarmıştı. Evet, onun istediği olmuştu. Sarılmayı hiç bırakmadan orada öylece tam iki saat uyumuşuz. Nasıl bir uykuya daldıysam artık, bu sefer beni uyandıran Mehmet oldu.
"Aşkım, sanırım annemler geldi"
"Nee" diyerek apar topar yataktan kalktım. Uyku sersemi olduğum için, birde telaş yaptığım için, pike ayağıma dolanmıştı ayağa kalkarken.
" Dur panik yapma" dedi gülerek.
"Tamam, tamam sakinim. Ben şimdi çıkayım odadan sessizce" dedim.
Odadan çıkıp hemen kendi odama geçtim. Emel teyze bizi aynı odada görse sorun yapacak bir kadın değildi. Yine de böyle bir izlenim vermek istemiyordum onlara karşı. Utanma duygusu vardı bi kere bende.
Emel teyze gelir gelmez mutfağa girmiş. Bende odadan yeni çıkıyor gibi yapıp, mutfağa doğru gittim.
Masaya bir sürü market poşeti bırakmış, yorulduğu için sandalyede oturmuş, soluklanır halde buldum onu.
Hızlıca poşette ne varsa yerine yerleştirdim. Beraber yemek de yaptık. Bugün de böyle geçmişti ve çok güzeldi.
Ertesi hafta Mehmet bana odamı boyamayı teklif etti.
Artık bende evin bir üyesi olduğum için, odamı ne renk istersem boyayabileceğini söyledi. Çok güzel bir fikir geldi bu bana ve aynı gün boyayı almak için beraber çarşıya çıktık. Kaliteli bir boyacıdan, elinde olan tüm renklere katoloktan baktıktan sonra, toz pembe rengini aldık. Odam çok da büyük olmadığı için bir kova yeterli gelecekti. Duvarı beraber boyama heyecanıyla, hemen eve geldik. Evde yine baş başaydık. Önce güzel bir şark açtık, neşemiz ve enerjimiz yerine gelmeliydi değil mi?
Daha sonra üstümüze birer tulum giydik. Böyle çok şirin görünüyorduk:)
Elimize boya rulosunu aldık ve başladık badana yapmaya. Nasılsa dümdüz boyayacağız diyerekten önce duvara şekiller çizmeye başladık. Ben tavşan çizdim, Mehmet benim çizdiğim resme kahkaha atarak , bilerek eksik bıraktığım tavşanın kulağını çizdi. Kahkahalarımız devam ederken çok klasik olan kalp ve kalbin iki yan tarafına isimlerimizi baş harfini yazdık. Daha boyaya tam anlamıyla başlayamadan romantik bir müzik çalmaya başladığı için kısa bir dans ritueli yaptık. Sanki yabancı bir film izliyormuşum gibi hissediyordum. An çok kıymetli ve filmlerdeki gibi geliyordu. Sonra müzik yine değişti ve eski ritmine döndü." Gel bak ne yapacağız " diyerek beni bir anda kolumdan çekiştirdi Mehmet.
"Yine ne yapacağız ?" Dedim bende gülerek.
"Bak işte bunu" diyerek elini, beş parmağını da boya kovasına soktu. Şaşkınlıkla bakıyordum.
" hadi sende yapsana" diye beni şımarıklığına alet etmek istiyordu.
Bir anlık çılgınlıkla bende elimi boya kovasına soktum ve ellerimizi aynı anda duvara yapıştırdık. Sonra göz göze geldik ve bir kaç saniye kadar bekledikten sonra elimizi duvardan çektik. Biri büyük, biri küçük iki tane el izi çıkmıştı. Yine başladık tabi biz kıkır kıkır gülmeye. İkimiz de çok keyif almıştık bu boya işinden. Öğlen başladığımız bu iş nihayet akşam bitmişti. Alnımızdaki teri silip " çok şükür bitti" diyerek kendinizi banyoya attık. Temizlendikten sonra o akşam oda kurusun diye camları ve kapıları açık bırakmak zorundaydık. Bu yüzden ben o akşam Mehmet'in odasında uyudum. Yine yan yana, sarılıp koklaşarak yattık tabi ki. Bir de şeyi hatırlıyorum sanki gece ben bi ara gözümü açmıştım ve Mehmet yanımda yoktu. Masasına geçmiş birşeyler karalıyordu. Sonra ne olduysa ben tekrar uykuya dalmışım, yada belki de rüya gördüm bilemiyorum. Ama unutmazsam bir gün ona soracağım, o gece sen kalkıp, masanda kağıda birşeyler karaladın mı?