İçeriğe geç

Piyanist

Bölüm 5 · 8 dk okuma

Piyanist

Bölüm 5

4. Bölüm

İnşallah kalp vermeyenlere kaynana musallat olur,

Selcan ablama gelsin,

...

Şimşek'ten:

4 kişi bahçedeki mezarlık manzaralı masada oturmuş birbirimize bakıyorduk. "Şimdi herkes sorunlu olduğu kişiden özür dilesin. Sen başlamak ister misin Ceren kızım."

"Elbette Şimşok'un kaynanası." ona bir tane tokat attım. Selcan Hanım masanın etrafında yürüyordu. Bense masanın ortasındaki kapkeklere dalmıştım. "Arkadaşlarımıza vurmuyoruz kızım."

"Ama o benim kardeşim."

"Hii, bu daha da kötü. Bir daha Ceren'e vurma kızım. Sana istediğin kadar kapkek yaparım olur mu?"

"Olur Selcan Hanım."

"Bana hanım demene gerek yok."

"Peki, Selcan Sultan ama kapkeklerimi istiyorum canım benim."

"Peki. Ceren'ciğim başlayabilirsin canım benim."

"Adel, 5 adamını öldürdüğüm için ve Kıvanç, seni kandırıp silahını çaldığım için özür dilerim." dedi sakince. Sonra Selcan Sultan, Kıvanç'a baktı. Sıra ona gelmişti.

"Sizi oraya kilitlendiğimiz için afedersiniz kızlar." dedi Kıvanç direk. Sultan'ım oğluna baktı.

"Sizi oraya kilitledik. Özür dilerim. Ama bir daha yaparım." Sultan'ım kremşantili bir kapkeki oğluna fırlattı. Adel'de havada tuttu.

"Hayırsız evlat!" hepsinin bana bakmasıyla sıra bana gelmişti.

"Siktirin gidin özür mözür dilemiyorum!" dedim. Aşk 101'deki Osman'ya.

"Siz ikiniz tam birbirinize göresiniz." dedi Sultan'ım burun kemerini parmakları arasına alırken. Ya bir git ya!

"Hadi kalkalım." dedi Adel ayağa kalkarken. Sultan'ım hemen atıldı. "Bende geliyorum."

"Anne-"

"İtiraz yok! Kızlarım gelsin de bana yardım etsinler, bir iki parça eşyamı toplayayım." dedi ve ben daha ne olduğunu anlamadan ikimizin elinden tutup üst kata doğru sürüklemeye başladı.

Üst kata çıktığımızda beni sade, tatlı bir odaya soktu. "Sende piyanistmişsin."

"Evet öyleyim." Bana bir çanta verdi ve çekmeceyi gösterdi. İçinde bulduğumuz tüm kıyafetleri çantaya tıkarken konuşmaya devam ettik. "Sizde mi piyanistsiniz?"

"Evet, ben de piyanisttim. Ta ki..." durdu, bize döndü ve eldivenlerini ağzını kullanarak çıkardı. O anda şok oldum.

Kadının parmakları yoktu! Onun yerine robotik parmakları ve kanlı, canlı eli vardı. Ama parmaklarına ne olmuştu. Kadın gülerek anlatmaya devam etti. "Metal de olsa parmaklarım var ama yine de o hissi vermiyor. Parmaklarım yerindeyken oğlum ve Kıvanç ile bir anlaşmamız vardı. İkisi de piyanoya aşıktı. Ama benim piyanoma. Onlara her gün en az 10 parça çalacaktım, onlarda uslu olacaktı. Ve cidden işe yarıyordu. Ama parmaklarım bu hale gelince istediğim şeyin tam zıttı oldu."

Derin bir iç çekti, "Ama senin çalışının benimki gibi olduğunu söylemişlerdi. Bu yüzden sana aşık oldu. Ama eğer sen istemiyorsan seni kaçırmamız lazım. Ayrıca burada da sıkıldım. Bunun için geliyorum." dedi sırtına hazırladığı çantayı atıp kapıya yönelirken.

"Bize yardım mı etçeksiniz?" dedi Ceren şaşkınlıkla.

"Elbette. Hem özgürlüğünüz hem de biraz da olsa macera için." kadın bizi beklemeden bizim elimizdeki çantayı da alıp aşağı indi.

Yol boyunca sessiz kaldık. Kıvanç motorsikletle biz de Arel'in çalıların arkasına sakladığı arabasıyla geldik. Tüm gece benim odada yatağın üstünde ben, Ceren, Sultan'ım ve Kıvanç dedikodu yaptık. Ceren ile Kıvanç'ın arası biraz gergindi. Gebersin pislik. Bizi buraya tıktılar.

Bu ekip ile dedikodu yapmak o kadar güzeldi ki. Özellikle Kıvanç. Her kelimesindeki gülme krizine giriyordum ve dövdüğüm adamları her saydığımdaki tepkileri o kadar komikti ki. Bir ara benim Dünya'nın kraliçesi olmam gerektiğini söylemişti.

Ama biz de ayrı bir olayız ha. Markette para üstünü vermeyen kasiyerden, Ceren'e yavşayıp kafasına sandalye attığım adama kadar gittik. Çekirdeğimiz bitince Altın'dan çekirdek istedik. Günahsız kızı da dedikoduya dahil ettik.

"Hadi bize piyano çal." dedi Kıvanç. Kafamı hayır anlamında salladım hiç halim yoktu.

"Hadi, hadi. Lütfen çok istiyorum." diye ısrar etti bana yavru köpek bakışları atarken.

"Kızım hadi çal yıllardır piyano sesi duymadım." yıllardır mı!

"Sultan'ım ne buyruk ederse o dur." dedim yataktan kalkıp piyanonun başına oturdum. Çocukluğumdan beri aşık olarak çaldığım, ezbere bildiğim bir parça çaldım.

...

Sabaha karşı 5 buçuk civarı herkes odalarına dağıldı. Bende birkaç saat de olsa uyumak istiyordum ama uyku tutmuyordu. Ayağa kalkıp balkona gitçektim ki kapının kilitli olduğunu gördüm. Çığlık çığlığa bağırmak istiyordum! Sinir krizi yolda!

Zaten dirseklerim ve dizlerim de sızlıyordu. Yere Ceren'den daha beter düşmüştüm. Yaralı olduğumda sinirlerim çok gergin oluyordum. Danalaşma modu aktif.

Derin, derin nefesler aldım. Sakin olmalıydım. Uykum vardı. Yatağa gittiğimde kaşlarım çatıldı. Örtünün altında bir kabarıklık vardı. Yavaşça küçük kabarıklığa doğru gittim. Küçük bir dikdörtgene benziyordu. Bıçağımı çektim ve örtüyü kaldırdım. Bıçağımı saplamak için hareket ettirecektim ki gördüğüm şeyle donakaldım. Bir telefon!

Bıçağımı yerine koydum. Telefonu elime aldığımda bir anda çalmaya başladı. Şükür ki sessizdeydi. Arayan kişi '❤️' diye kaydedilmişti. Düşünmeden telefonu açtım.

"Kaçma girişiminde bulunmuşsun."

"Evet, bir sıkıntı mı var?"

"Neden hep benim yardımıma ihtiyacın yokmuşsun gibi davranıyorsun?"

"Çünkü kimsenin yardımına ihtiyacım yok!" fısıldarken bile bağırıyor gibiydim. Derin bir iç çekiş duydum.

"Ceren'e zarar vermesinden korkuyorsun."

"Elbette."

"Onu seviyorsun?"

"Kesinlikle."

"Ona aşıksın?"

"Siktir git!"

"Denemeye değerdi." dedi, sırıttığını duyabiliyorum. Sabırım taşmıştı. "Beni ne zaman kurtarmayı düşünüyorsun acaba canım benim?"

"Aslında neler olacağını görmek istiyorum. Bakalım Kaplan kafesten kaçabilecek mi? Sana bir tavsiye: Eğer onun suyuna gidersen onu parmağında oynatırsın. Ayrıca o bırak Ceren'i hiçbir kadına zarar veremez. İşler ciddileşince orada olacağım güzelim." Telefon kapandı. İyice delirmeye başlıyordum. Yatağıma uzanıp örtüyü üstüme çektim.

Telefonu kucaladığımda sadece onu numarası vardı. Şükür internet de vardı. Telefonu çocukluğumdan beri ezbere bildiğim numarayı tuşladım. Telefon açıldığında uykulu bir kadın sesi duydum.

"Buyrun."

"2. Sultan Nazlı, nasılsın?" Nazlı Sultan' o kadar çok seviyorum ki, keşke ona her şeyi anlatabilsem.

"Sen misin Allah'ın cezası? Nerdesiniz siz?" yeni uyanmıştı. Canım ya.

"He, benim ya. Abimin yanına Almanya'ya geldik. Ona sürpriz yapalım dedik ama size de sürpriz oldu. Şeyi soracaktım Yağmur'un doğum gününü bu cumartesi kutlayacağız değil mi?" bugün günlerden salıydı.

"Evet, canım benim. Hediye almayı unutma. Seviyorum seni. Ceren'e de selam söyle."

"Aleyküm selam."

Gözümden bir damla yaş düştü. 9 yaşındaki kardeşimin doğum gününe gidemeyeceksem ben nasıl bir ablayım ki? Ne olursa olsun kaçmalıydım. Abimin hiçbir şeyi çakmamasını diledim. O da doğum gününde olacaktı. Ama aklımdan tek bir isim geçiyordu.

Panter Yağmur Kılıç. Kardeşim.

Her şeyi anlatabildiğim insanlardan değildi. Annem ve babam da değildi. Bir tek Ceren ve O'na her şeyimi anlatabilirdim.

Öz kardeş olmasak da onu öz kardeşim olarak görüyordum. O benim kalbimin en saf tarafıydı. Ama hikâyesi kirli başlamıştı. Onu bir sokak arasında tecavüze uğrarken bulduğumda abim ile birlikte Yağmur yalvarmasaydı o adamı öldürmüştük. Zaten yaşadığına da pek emin değilim ya.

O sırada giderek kapımın oradan ayak sesleri duydum. Hemen telefonu ve gözlerimi kapattım. Göğsümün ortasına yorganın altına soktum. Kapım direk açıldı. Sessizdi ama hızlıydı eğer yastığımın altına saklamaya çalışsaydım direk yakalanırdım.

Yanıma geldi. Sağımdan yüzümü okşamaya başlayınca yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tuttum. En ufak hareketimde telefon fark edilirdi. Yan odadan keman sesleri duymaya başlamıştım. Lan bu ortam romantik olsun diye kemanist mi tuttu lan?

"Bir insan nasıl bu kadar güzel olabilir? Hem öldürücü hem de güzel. Seni çarpacağını bile bile şimşeklerin ölümcül güzelliğine aşık olur gibi aşığım ben sana. Ama sen neden beni hiç sevmiyorsun? Annem oğlu olduğum için seviyor, eskiden mafya olduğumdan sevmezdi. Kıvanç kuzen olduğumuz için benden nefret etmiyor. Babam ise nefret ediyor. Peki sen neden benden nefret ediyorsun? Niye ben sevilmesi imkânsız bir adamım?"

Bana yaklaştığında alkol kokusu aldım. Ama sesi kendinde olduğunu kanıtlıyordu. Bana iyice yaklaştığını hissettim. "Şu dudakların bana bir izin verse keşke. Şu kalbin beni bir sevse keşke."

Romantizm bittiyse acaba defolup gidebilir misin! Soru değildi!

Yanağımda bir ıslaklık hissettim, beni öpüyordu! Delirecektim. Elim sapı hala bileğimde olan bıçağı tuttu. Ama çekmedim. O ise ardı ardına öpücükler bıraktı.

Soluma döndüm sanki uykudayken hareket etmişim gibi, telefon dibime düştü. Siktir, onu unuttum.

Ama o sarhoştu, karanlıktı ve fark edilmiyordu. O ise arkama yatmış kollarını belime sarmıştı. "Telefonundan oyun oynayalım mı?"

...

Ceren'den:

Hayat amacımı yitirmiş gibi tavana bakıyordum. KAÇAMAMIŞTIK!

Ayrıca adamlar da ölmemiş fazla büyüttüler. Neymiş katil olacakmışım. Sanki onlar değil. Tamam, Şimşok'um değil ama ölümden beterini yapıyor.

Ama şimdi çok sıkılmıştık. Mis gibi dedikodulardan sonra hiç uykum yoktu. Kapı yavaşça çalındı. "Girme dersem girmeyeceksin sanki." dedim bıkkınlıkla.

"Yine de haberin olsun diye. Belki arkamdan başka işler daha çevirirsin. Yada başka silahlar çalarsın." dedi içeriye girerken. Bakışları yerdeydi. Özellikle bana bakamıyordu. İçeriye tam olarak girdiğinde elinde bir keman kutusu vardı. Kaşlarım çatıldı ve uzandığım yataktan kalktım.

Evet, onu kandırmıştım ama bu kadar etkileneceğini tahmin etmemiştim. Beter olsun! Zorla bizi burada tutuyorlardı ya. Zaten Şimşok ile benim dizlerim de düşmekten sargılıydı. İyice beter durumdaydık. Neyse iyi yanından bakarsak, mors alfabesini öğrenmediler.

"Oy, canım benim kırıldın mı sen? PEKİ YA BİZ! BİZİ BURAYA HAPSETTİNİZ OH NE ALA MEMLEKET!" derin bir nefes aldım ve elindekini gösterdim. "Ayrıca o niye?"

Utanarak elindekine baktı. Tam karşıma geldi, elindekini havaya kaldırdı ve açtı. Tamam keman kılıfı olduğunu biliyordum ama bu kadar da değil!

"Elektrikli keman , en kalitelisi. Rosini fermuarlı yerde." ben şok olmuş dururken o derin bir iç çekti ve kemancı elime tutuşturup köşedeki koltuğa oturdu. "11 yaşındayken Şimşek'in ısrarına dayanmayıp kamana başladın ve aşık oldun. Onunla birlikte konservatuvarda okudun ve şu anda piyasadaki en genç ve iyi müzisyenler sizsiniz. Bu yaşta çoğu ünlü şarkının bestesini yaptınız. Bu yüzden zaten Türkiye'nin en büyük mafyalarının olduğu davette sen ve Şimşek çıktı. Her zaman Amerika'dan, Almanya'dan falan müzisyenler getirirlerdi. Siz kendinizi küçümsemenizde harikasınız."

Susmaya devam ettim. Bu keman cidden güzeldi.

"Ağlayınca mahvolan makyajını rimelle düzelttiğin gibi, kaçmanla mahvolan kalbimi de kemanla düzeltebilir misin?"

Bunu söylemesine gerek yoktu. Keman kutusunu yatağa koydum. Akordu mükemmeldi! Ona bakarak bir referans yaptım, sonraysa yarın yokmuş gibi çalmaya başladım. Genelde notalara ya da kemana bakardım, çoğu zaman da gözlerimi kapatırdım ama bu sefer onun gözlerinden başka yere bakmadım. BAKAMADIM!

Resmen dipsiz bir kuyuydu. Derinlerine gidersem boğulacağım bir kuyu. Ben ne olduğunu anlamadan müzik bitmişti. O da ayağa kalktı. Ben tam gidecek derken bana doğru gelmeye başladı. Kemanı yatağa koydum.

Bana doğru yürümeyi bırakmadı. O geldikçe ben de adım adım geri gidiyordum. En son sırtım duvarla buluştu. Birbirimizden başka bir yere bakamıyorduk. O yarı alkol kokuyordu.

"Ben ne yapacağım seninle?" dedi. Gözleri dudaklarımdaydı. İyice bana yaklaştı. Tam dudaklarımız değerken yan odadan bir gürültü duyduk.

Kıvanç koşarak yan odaya daldı. Bende arkasından. Işığı açınca şok olduk. Yatak kanlar içindeydiler Şimşok, Arel'in kucağındaydı!

"Yuh, Kıvançsu mu geliyor?"

"Yok lan, Cerenhan istiyorum ben!"

"Kıvanç, Ceren susçaksanız Piyanist'im ile barı patlatacağız."

...

Sizce telefonda konuştuğu adam kimdi?

Peki Nazlı Sultan kim?

Kıvanç❤️Ceren'i nasıl buldunuz?

Arel Şimşek o yatakta ne yaptı?

Sonraki bölümde görüşürüz canlarım🤍🤍🤍

Kelime: 1648

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.