Ruhunuzu hissetmediğiniz anlar olur. Sanki bir el , yüreğinizden geçerek tüm hislerinizin yerini değiştirir. Nefesiniz kesilirken , aslında nefes aldığınızı fakat bunu yadırgayarak algılamadığınızı anlarsınız.
Korku...
Korkarsınız. Tüm bedeniniz titrer ve çırpındıkça boğazınız kurur. Yutkunamazsınız. Binlerce, hatta yüzlerce kez lanetler okumaya , küfürler etmeye başlarsınız... Öyle anlar olur ki... Herşey bulanıklaşır, silikleşir... Kendini kandırmaya başlarsın.
Bunlar gerçek değil! Bu an gerçek değil! Bu sesler, uğultular, dokunuşlar gerçek değil!
Fakat yalan olamayacak kadar gerçektir. Terleyen derinin üzerindeki sert bir dokunuş, kulağını arkasına işleyen keskin soğuk nefes... Herşey senin hayallerinin ötesindedir.
Herşey, her dokunuş, bakış, nefes gerçekti. O anda hissettiğim öfkeden çok baskın bir korku vardı içimde. Küfürler yağdırılması gereken o durumlardan birindeydim. Fakat... Küfür etmiyordum. Hiçbir zaman etmedim. Şu durumda bile dilimi kirletmekten kaçırmıyordum. Yada kimi kandırıyorum ki? Kendimi mi? Nefes alıyordum. Fakat buna nefes almak denmezdi. Biliyorum. Ciğerlerimin gerindiği hava değil, korkuydu. Hissettiklerim korkuydu. Dilimin masumiyeti sadece korkunun kapılarına zincir vurduğu mahşerinde saklıydı. Aklımın içinde... Zihnimin her yanında...
"Aptalları sevmem." Korkunun sesi kulaklarıma dolarken dudaklarım titredi. Boğazım düğüm düğüm olduğunda içime batan keskin dikenler hissettim. İçimi yaralayan , parçalayan dikenlerdi. Yutkundum. Yutkundum. Fakat yine de o tatsız kuruluk ve keskin yumru geçmedi. Titrerken aldığım soluklar göğsümü doldururken omuzuma asılan çanta büyük bir hiddetler yeri buldu. İrkildiğimde çenem kasılmıştı. Kalbimi hissetmiyordum. Bedenimden kopmuş, göğsümden hücrelerime dağılmıştı. Onu yokluğunu hissediyordum. Kendi ritmini unutmuş bambaşka bir ritim tutturmuştu. Zihnim buğulanırken dudaklarımı aralandı ve hızlı hızlı solumaya başladım.
Bu durum neydi? Şuan ne yaşacaktım? Ne yaşıyordum? Iyi bir şey değildi. Hiç değildi. Korkutan bir şey iyi olmazdı. Bunu biliyordum. Bazen hissediyordum. Gözlerimi kapattığımda gördüğüm küçük kahve gözler, bu hislerin yalan olmadını doğruluyordu. Fakat bu korkuyla yanarak küllere dönüşmek değil. Yada öfkeli keskin sözlerin yarattığı yıkım değildi. Bu korku bambaşka. Tarifsiz... Benzersiz... Açıklayamıyordum.
Kabuslarımdan korkuyordum. Narin yüzlü o küçük kızdan da öyle. Sanırım... Korkuyu bilirdim. Yani şu ana kadar bildiğimi düşünürdüm. Bu korkuysa, hissedilen psikolojik korkudan çok fiziksel bir korkuydu. Çünkü biliyordum. Bu sesin sahibi kötüydü. Güçlü, yıkılmaz, tehlikeliydi. Beni boğmaya kalkışmıştı. Nefesimi kesmeye... Canımı yakmıştı. Tehtit etmiş ve yada onun lügatında uyarmıştı. Fakat sözlerinin, uyarılarının aksini yapmamıştım. Sırf başıma bela açılmaması, bu senenin daha fazla kararmaması için susmuştum. Tanık olduğum durumdan utanmış, yadırgamıştım. Peki neden burdayım? Bedenimi bir yılan gibi sarmalayan kollar neden tenimde? Bilmiyorum. Bu durumda olmanın sebebini bilmiyorum.
Yarı karanlık bir oda da, adı dışında hiç tanımadığım biriyle aynı yerde savunmazdım. Kendimi koruyabilir miydim. Yardım isteye bilir miydim? Biri sesimi duyarmıydı yada kurtaran olur muydu? Olmazdı. Kötü şans tılsımı gibiydim. Hep öyleydim. Hala öyleyim. Tüm uğursuzluklar misliyle üzerime yüklenmişti. "Seni uyarmıştım." Dedi bıçaktan keskin sesiyle. Ilık nefesi tenime akarken göz pınarlarım titremeye başladı. Keskin bir nefesti... Kararlı bir duruş, katı bir ses... Kulaklarıma bir kez daha ilişen ses bacaklarımı titretirken , tüm bedenim hızla sarsılıyor ve tuhaf uğultular duyuyordum. Anlamsız , anlaşılmayan uğultular... Nefes alışlarım, vücuduma yayılan korkuyla hızlandığında bedenime sımsıkı tutunan güçlü kolların arasından kurtulmaya çalıştım. O kadar güçlüydü ki kollarından bir türlü kurtulamıyordum. Ben çırpındıkça kollarını daha fazla sıkıyor ve haraket etmemi engelliyordu. Ellerimle kollarını çözmeye çalıştım , izin vermedi. Sıkıca sarıldı vücuduma.
Çırpındım, çırpındım. Sonrasında soluk soluğa haykırdım. Boğazım yırtılırcasına tiz bir çığlık koptu dudaklarımdan. Keskin, yırdıcıydı. Fakat çığlığım sadece etrafımı saran koyu gri duvarlarda ufaldı. Parçalandı... Zilin çalışıyla kulaklarımdaki o kesik kesik uğultuları şiddetlendiren bir ses duydum. Kırılma sesi gibi... Hafif bir kemiğin çıtırtısı gibiydi. Ayaklarımın altında ezilen sertlikler hissettim. Sonra gözlerim bir anlığına yere kaydı. Boş , düz, pütürlü beton... Ezilen, kırılan kemikler yoktu. Sadece boş yer... Herşey hayaldi. Basit bir halisülasyon, yada en akla gelenin kolay yolu. Kurmaca...
"Seni kimse duyamaz." Sıcak nefesi saç diplerime kazınırken, göğsümün altından sardığı kollarını gevşetmeden, bedenimi geriye doğru sürükledi. Ayaklarım pütürlü yerde silik sürtünüşler bırakırken onu itmeyi bir kez daha denedim. Belime sarılı kollarını çekirtirdiğimde olan güçümle haykırdım. "Yardım edin! Bırak beni bırak. Hayvan herif. Bır-"Daha cümlemi tamamlayamadan, göğsümün altından bağladığı sol kolunu çözüp eliyle dudaklarımı kapattı. Homurtuyla konuşmamı engellediğinde boğazım kurumuş, sızlıyordu.
Tek koluyla zorlanmadan bedenimi sürüklemeye devam ederken , korkutucu sesiyle nefesini kulağımın ardına üfledi. "Boşuna çabalıyorsun. Burada baş başayız!" Öfkeli, nefret dolu bir tıslayıştı. Öfkesini yada nefretini anlamıyordum. Hiç anlayamayacaktım. Ben'den nefret etmesi için bir sebebi yoktu. Yada öfkelenmesi için... Burada olmamın da bir sebebi yoktu. Lanet olsun! kim bilir bu psikopat bana neler yapacaktı. Beni öldürür müydü? Emin değilim. Onun yapabileceklerini kestiremiyorum. Herşey... Olabilirdi. O herşeyi yapabilirdi. "Kokunu alabiliyorum Asya. Korku tenine bulaşmış. " Adımı biliyordu. Nerden yada nasıl öğrendiğini zerre kadar umurunda değilken , kokumun onun genzinde yayıldığını bilmek bacaklarımı titretiyordu.
Arşivdeki karanlık bir köşeye sürüklendiğimde çırpınışlarım artık onun için etkisizdi. Ne kadar çabalasamda olmuyordu. Olmuyor! Kurtulamıyordum. Onun gücüne karşı daha fazla güçsüzleşiyordum. Direnemiyordum. Karşı koymaya çalışsamda başaramıyordum.
Tüm bedenim hızla sarsılırken , göğsümü daha fazla gererek sırtımı göğsüne mühürledi.
Adımlarını durdurup , koluyla ğöğüs kafesimi daha fazla sıkıyor , eliyle nefes almamı engelliyordu. "Aptal kız!Duymayacağımı düşündün değil mi? Sana bunun hesabını sormayacağımı sandın!" Öfkeli hırlaması korkumu dahada artırdı. Kulaklarım uğulduyordu , yanaklarım ve yüzüm yanıyordu. Nefes alışlarım hızlanırken bunları neden yaşadığımı , neden bu durumda olduğumu bilmiyordum. Hiç kimseye bir şey anlatmamıştım. Neden bahsettiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Tek bildiğim şey tuhaf uğultular duyduğum yarı karanlık ürkütücü bir arşivde onunla tek başına olduğumdu. "Sana öyle şeyler yapacağım ki bir daha seni ilgilendirmeyen şeylere karışmayacaksın! " Burnunu saçlarıma sürterek söylediği sözler tüm bedenimi kasmıştı. Titrememi artırmış, gözlerimin yanmasına sebeb olmuştu.
Burnunu saçlarıma boylu boyunca sürterek kokumu içine çektiğinde başımı O'ndan uzaklaştırmak istedim. Fakat bunu hissetmişcesine dudaklarımdaki elini daha sert bastırdı. Lanet olsun! Bana bu yaptığını kaldıramazdım. Ne yapmıştım? Ben onun bu dokunuşlarını hak edecek ne yapmıştım? Açaltılmış, aşağılanmış hissediyordum. Küçülmüş ufalanmış gibiydim. Bana bunun yapan, acımasızca parçalayan O'ydu. Kollarından kurtulmaya çalıştım ama yine de başaramadım. Kurtulamamıştım. Direnmemin , savaşmanın bir anlamı yok gibiydi... Görünmez bir uçurumdan atlıyormuş gibi çaresiz, yılgın hissediyordum. Kafamdaki sesler zihnimi zorlarken tırnaklarım kolarını çiziyordu. "Siktir!"dediğinde canının yandığını düşündüm. Ve bir kez daha tırnaklarımı sert kollarına geçirdim. Sesiz kalıp derin bir nefes aldığında bedenime sardığı kollarını olabilirmiş gibi biraz daha sıkarak bedenimi yukarıya çekti. Uzun boyu , kısa boyum nedeniyle kalçalarım beline kadar gelmiş , ayaklarım yerden kesilmiştir.
"Bir kez daha tırnaklarını kollarıma geçirsen..." dediğinde sırtımı içine gömercesine kendine yasladı."Benimde sana geçireceğim şeyler olur." Sözlerine devam ettiğinde gözlerim artık yıtılacak dereceydi. Sözleri , ahlaksız, iğrençti. Beni tehtit ettiğini sözleri şuan yaptığından farklı mıydı sanki... Bedenimi hırpalamıyor muydu. Tıtırnaklarım ondan korkarak geri çekildiklerinde anlamsız bir çıtırtı daha duydum. Kırılan bir şey değil, savrulan bir şeydi. Bir eşya olabilir. Yada bir beden... Emin olduğum söylenemezdi şu durumda. Saçma hayaller görüyor olabilirdim. Hatta öyleydi. Çünkü burada onunla yanlızdım. Ve ortada savrulan bir beden yoktu. Kulaklarıma Yansıyan tuhaf uğultular başımı ağrıtıp zonklatırken , hâlâ avını öldürmeye çalışan bir yılan gibi kaburgalarımı sarmış olan adamdan kurtulmaya çalışıyordum. Gücümü sonuna kadar kullandığımda kollarım artık yavaş yavaş gücünü yitirmeye başlamıştı. Yine zayıf düşüyordum, güçsüzleşiyordum. Göğüsmün altına sardığı tek kolu kaburgalarımı kırarcasına sıkarak sırtımı ve belimi kendine çektiğinde vücutlarımız birbirine yapıştı.
Parmakları dudaklarıma ve belime battarken, tüm bedenim onun bedeni hissediyor , nefesim kesiliyordu. Burnunu saçlarımdan çektiği an bıraktı sandım. Yapmayacak, bunu bana hissettirmeyecek sandım. Fakat öyle olmadı. Yanılmıştım. Sıcak nefesini boyun girintimde hisettiğimde nefesimi tuttum. Tenimin üzerinde sertçe gezinin burnu dişlerimi sıkmamamla daha da derinleşti. Korkudan nefesim her geçen saniye biraz daha hızlanıyor ve göz bebeklerim titriyordu. Göğsümün altından vücudumu saran kolu gevşeyip göğüsümden yukarı doğru çıkmaya başladığında hırçınca çırpınıyor ve bedenime bıraktığı kirli dokunuşlara engel olmaya çalışıyordum. Çabalamak boşunaymış gibi geliyordu. Karşı koymak boşunaydı. Çünkü Araf, çok güçlüydü. Benden üstündü ve gücüm onu durdurmaya yetmiyordu. Sağ eli göğsümü bulduğunda daha fazla direndim. "Belki de Şeyma'yla yarım kalan işimi seninle tamamlamalıyım." Sözleri korkumu yükseltirken bana ne yapacağını artık anlamıştım. Zorla sahip olacaktı. Bedenimi izinsiz, değersiz bir paçavra gibi kullanacaktı. Allah kahretsin! Bunu kaldıramazdım. Daha hayatımda bir kişiyle bile öpüşmemişken böyle bir iğrençliği kaldıramazdım. İlkimi böyle bir yıkımla hatırlayamazdım... Ölürdüm. Yok olurdum... Bu acıya dayanamazdım...
Elerimle onu durdurmaya çalıştım. Elini göğsümden uzaklaştırmaya çabalarken buna izin vermemiş, elini sertçe itekleyerek hızla sol göğsümü sıkmıştı. Vücudum kasılırken hisettiğim acı ile gözlerim irileşirken dudaklarımdan atamadığım sessiz çığlıklar kopuyordu. Eli dudaklarıma kapandığı için çığlıklarım tuhaf seslere dönüşüyor, boğazımı yırtıyorlardı. Elleri , tenime dokunan teni, bedenime baskı yapan bedeni ruhumu benden koparıp alıyordu. Burnu boynumu boylu boyunca gezerken dudaklarının tenimin üzerinde olduğunu hissettim. Sıcak nefesi çok yakınımdaydı. Çok fazla... Dudaklarının aralandığını hisseder gibi oldum. Nefesini sertçe verdi. Ardında boynumda sert bir dokunuş hissettim. Boynumda gezinenen dudakları tenimi içlerine alırken dişleri izini bırakmak istercesine batıyordu. "Hissediyor musun?" dediğinde dili tenimin üzerinde, tadıma alıyordu. Hissediyordum. İğrenç, değersiz, basit hissediyordum. Dudakları tenimde dolaşırken daha önce kimsenin dokunmadığı yerlere dokunuyordu. "Hissettiğini biliyorum." Belimi kendine bastırdı. Bedenimin üzerine uygulanan sert baskıyla hissettiğim sertlik dilimi kesmişti. Konuşamıyordum. Bir şey söylemek istememde konuşamıyordum. Başımı isyan edercesine iki yana sakladığında dudaklarını boynuma sertçe dolandırıp parmaklarını yanaklarıma gömdü. "Kokun güzel. Korku kokuyorsun." Nefes nefese hırıltılı sesiyle söylediği sözler tüm benliğimi yok ediyordu. Yakıp ,yıkıyor , parçalara ayırıyordu. Tıpkı dediği gibi canımı yakıyor , hiç acımıyordu...
Ona karşı koyacak güçüm kalmamıştı artık. Yinede masumluğumu yok etmeye yemin etmiş olan arsız ellerini bedenimden uzaklaştırmaya istiyordum. Başaramasamda çabalıyor , çığlık atmaya çalışıyordum. Çığlıklarım dudaklarıma kapanan eliyle boğuklaşmaya devam ederken gözlerim içlerine ateş düşmüşcesine yanıyordu. Kirpiklerim sızlıyor, kahve harelerim titriyordu. "Sana kimin sözünün geçtiğini öğreteceğim." Gözlerim kapandı. Kirpiklerim akıp giden gözyaşlarımın kederiyle bir bir yasa boğuldu. Her bir inci tanesi tenimin üzerinden kayarken ellerim bir umutla tekrar kollarına sarındı.
"Lütfen... Dur..." demek istiyordum. Durmasını istiyordum. Bana dokunmaması, konuşmamasını istiyordum. Korkuyordum. Çünkü canım yanıyordu. Ve dokundukça daha da şiddetleniyordu. Gözyaşlarım sel olup yanaklarımı yıkıyor , acizliğimi, çaresizliğimi sert bir tokat gibi yüzüme vuruyordu. Bedenimdeki işkencesine devam ederken kolarına sardığım parmaklarım çırpınmaya devam etti. Tırnaklarım onu teni çizmiyor fakat teni tenimi yakıyordu. Yüzümün yandığını göz pınarlarının sızlandığını farkettiğimde boğazıma oturan yumrular nefes almamı engelledi.
"Bu daha başlangıç. Seninle daha çok eğleneceğiz." dediğinde boğuk bir hıçkırık kapalı dudaklarımdan koptu. Omuzlarım sarsılırken boğazımın yada genzimin yırtılmasını umursamadım. Son gücüm olsada çığlığım dudaklarımdan koptu. Tiz, keskin, uğultuluydu. O an yıkıldığımı hissettim. Yorulduğumu. Kollarımın sızlarken giderek uyuştuğunu hissettim. Omuzlarıma kadar da olmasa da kol boğumlarım karıncalanmış ve uyuşmuştu. Keskin bir nefesle konuşması onun zorlandığını değil , aksine hiç güçlük çekmediğini gösteriyordu. Bana yaptığı bu lanet davranışdan zerre kadar vicdan duymuyordu. Merhameti eksikti. İçindeki merhamet yok olmuştu. Ve bu canımı yakıyordu. "Insanlar çok aptal. Sen öylesin." Nefesimi tuttum. Çiğerlerim yaşvarmaya başladı. Soluklarımla yok olmuş, kurtulmak için çabalıyordum. Gücüm bitse de çırpınmam için nefes almam yetmiyordu. Göğsüme dokununan teni beni parçalarken sağ elini tekrar göğsümün altına sarardığında sol eli dudaklarımı kapatmaya devam etti.
Gözyaşlarım akmaya devam ederken görüşüm bulanık ve buğuluydu. Bedenim sarsılırken buna daha fazla dayanamayacağımı anladım. Bu durumdan bir an önce kurtulmalıydım. Güçlü olmalı, ondan kurtulmalıydım.
Dudaklarımdaki ellinden kurtulmak itercesine avucunu dişlediğimde acıyla inleyerek elini ve kaburgalarımı saran kolunu geri çekti. "Siktir! Bunu ödeyeceksin!" Acıyla gürlerken hızla kapıya doğru koşmaya başladım. Ağlamaktan bulanıklaşmış görüşüm ile zar zor ilerken korkudan uyuşan bacaklarım her an bana ihanet edip yeri boylamama sebep olacakmış gibiydi. Kapının kulpunu kavradığım an kolumdan hızla çekilmesiyle sırtım kapıya sertçe yapıştı. Öyle sertti ki, yüzüm kasılırken, canım yanmıştı. Dudaklarım titreyerek acıyla inlediğimde yutkunamıyordum. Gözlerim hisettiğim acıyla sımsıkı kapanırken kirpiklerim birbirlerine girmişti.
Gözlerim tekrar araladığında öfkeli bakışları yüzümde geziniyordu. Kör deniz mavisinin en tehlikeli tonu gözlerine bulanmış , sert çehresi kasılan çenesiyle belirginleşmişti. Gözlerinden korkulacak bir adamdı. Gözleriyle korkutucak bir adam... Nefesimin hızlanmasıyla göğsümün içine bir alev topu düşmüştü. Tüm hücrelerim , tenim, ruhum alev almıştı. Yandığımı hissetmek zor değildi. Çünkü onun bakışları alev alevdi. Yakıyordu... Dokunduğu yeri yakıyordu.
Bakışlarıyla tüm vücudumun üzerine çöken kara sis bulutunun yarattığı korkuyla acımasızca, gücümü sömürüyordu. Gözlerim maviliklerindeki gerilim , kolarımdaki acıyla yanmaya devam ediyor , gözyaşlarımı ardı ardına sıralıyordu. Dudaklarım güçsüzce titremeye başlamıştı. Onun bakışları her geçen saniye biraz daha kararıp korutucu bir hal alırken kollarımı kavrayan ellerinden birini çözüp hızla boğazıma doğru yönlendirdi. Elleri boğazımı sıkarken uzun parmakları boynumu bir yılan misali sarıyor , boğazımdaki yanma hissini artırıyordu. Bir eli boynumu kavramışken, bakışları, yüzü , çok daha fazlasını yapabileceğini haykırıyordu. Çok daha fazlası...
Parmakları boynumun üzerimde birer çivi gibi tenime mıhlanmıştı. Parmaklarını ikisini çözerek soluk borumun üzerine bastırdım. Dilim ve korkudan kuruyan yutağım genzimden yukarı uzandı. Nefesim kesilirken gözlerimin gölgelendiğini hissettim. Kararıyorlardı. Nefes alamadığım için boğuluyor, acı çekiyordum. "Yanlış yaptın. Hemde çok büyük! Canını çok fena yakacağım!" Sözleri göz ardı edilecek sözler değildi... " Havaya konuşuyor." diyemezdim. Çünkü yapabileceklerine inanıyordum. Fakat yine de sesi göz bebeklerimi titretirken cümleler fısıltıyla dökülüyordu dudaklarımdan. "Yapamazsın. Bunu yapamazsın." Yapardı. Onu hiç tanımasamda yapardı. Bildiğim tek şey adı olsada yapardı. Bazı insanlar vardır. Sadece ... Adını bilmeniz , nasıl baktığını hissetmeniz yeter... Onu tanırmış gibi neler yapabileceğini de bilirsin. Adını biliyordum. Bir de ölüm gibi bakan kör mavisi gözlerini... Yapardı. Bana bunu layık görür , acımazdı. Sesim güçsüzdü. Hırıltılı , kısıktı. Yüzüm güçsüzdü. Bedenim güçsüzdü. Konuşamıyordum. Parmaklarını soluk boruma bastırdıkça, herşey daha da kötü oluyordu.
"Emin misin?" Keskin ürpertici sesiyle dizlerim şidetle titredi. Kaşları çatıldı ve yüzü yüzüme doğru yaklaştı. Vücudunu kaçmamam için üzerime yasladığında ondan kurtulma ihtimalim yok olmuştu. Bedenini bedenime bastırarak dişlerini sıktığında gözleri kısıldı. Soru sormuş gibi görünse de aslında bu bir tehtitti. Yutkunduğumda, parmağını daha sert bastırdı. Acıyla dudaklarım aralanırken boğuk bir inilti dudaklarımdan koptu. "Sence..." Bir elini omuzuma yaslandı ve omzumu daha sert bastırdı. "Ben..." Sözlerine devam ederken parmaklarını omzumdan , köprünün kemiğime kırmak istercesine mıhladı. "Yapamaz mıyım?" Dişlerim dudaklarımı arasında sıkışlarken göğsüm büyük bir hiddetler inip kalkıyordu. Bakışları gözlerim bir an dahi kopmazken göğsüne sürtünen göğsüm alev almıştı. Yutkundum. Belki de binlerce kez... Fakat ne bir yararı oldu ne de küçük faydası oldu... Bunun yerine boğazım düğümlendi. Nefes alamadım. Yine nefes alamadım.. Kulaklarım uğuldamaya başladığında kısık bir tıkırtı sesi duydum. Hevesle atılarak duadaklarımı araladığımda ses kayboldu. Üzerime çöken hayal kırıklığıyla göz bebeklerim ağırlaşmış yorulmuşlardı. Direnecek gücüm kalmamıştı. Hiç kalmamıştı...
"Tuvalette seni uyarmıştım. Eğer birine bir şey anlatırsan fena olur demiştim. Sözümü dinleyip burnu bu işe sokmasaydın şimdi burda olmazdın. Ama dinlemedin... Ve şimdi de yaptığın şeyin bedelini ödeyeceksin. " Öfkeli sesi yüzüme çarparken gözyaşlarım hâlâ aynı hızla akıyordu. Hiç kimseye bir şey anlatmamıştı. Tehditinden sonra başıma bela almak istememiştim. Bu yüzden kimseye bir şey söylememiştim. Fakat anlaşılan biri bu olayı anlatmış. Ve O'da bunu benim yaptığımı düşünüyordu... Başımı inkar dolu bir hıçkırıkla iki yana salladığımda dudaklarım titriyordu. "Söylemedim. Ben değildim." Külyutmaz ifadesi İnanmadığını bir kez daha gözlerime sererken bir damla daha gözlerimden süzüldü.
Karanlık bakışları gözlerimdeki son cesaret kırıntılarını kuruturken dudaklarını boynuma bastırdı. Soluğum kesilirken boğazımda keskin bir yumru oluşmuştu. Yutkunamıyor , nefes alamıyordum. Sıcak nefesi tenimde birer kıvılcıma dönüşürken parmağı baskısını kesti. Soğuk parmakları boynumda kaydığında dudaklarını aralayarak dişlerini boynumla buluşturdu. Omuzuma baskı yapan eli köprücük kemiğime indi. Ellerim onun göğsünü bulurken bedenini kendimden uzaklaştırmaya çalıştım. Parmaklarım sert göğsünü bulduğu an köprücük kemiğime dayanan eli belimi buldu. Parmakları çırpınışımdan sıyrılan elbiselerimin açıkta bıraktığı tenime batarken belimi kavrayarak bedenimi yukarı çekti. Sert , kalıplı vücuduna sürtünen bedenim titrerken hırıltılı solukları kulaklarıma ulaşıyordu. Dudakları aralanırken karnımın üzerindeki baskı yükseldikçe yükseldi. Dişleri tenimi çizerken o kadar sert ısırıyordu ki, izi kalacaktı. Gözyaşlarım tüm acısıyla akarken durması için yalvaramıyordum. Yalvarmamın hiç bir anlamı yoktu. Çünkü ne olduğumun , ne hissettiğinin, ne söylediğimin bir anlamı yoktu. Sözlerim onun için değersiz , gereksizdi.
Dudakları ve dişleri boynumda dolaşmaya başladığında hıçkırıklarım boğuk boğuk onun omuzlarına çarpıyordu. Belimin soğuk boşluğunu ve boynumu okşayan ellerinden birini göğsüme doğru çıkarınca tüm hücrelerim şidetle bir panik dalgasıyla sarsıldı. Yutkunamıyor nefes alamıyordum. Parmaklarım göğsüne batmaya başladığında onu güçümle ittim. Bir kaç milim dahi yerinde oynanazken dişlerini bir kez daha dudaklarının arasına sıkıştırdığı tenime geçirdi. Acıyla yüzüm buruştuğunda lanetli bir inilti , yüzüme eşlik etti. "Siktir!" İşittiğim küfrüyle kalın, erkeksi sesi bedenimi parçalamış , ufaltmıştı. Kolunu belime sardığında bedenimi hızla yukarı çekti. Ayaklarım yerden kesilirken diğeri kalçamı bulmuştu. Ani bir çığlıklar omuzlarına tutunurken korku tüm zerrelerimde çınladı. Tırnaklarımı omuzlarına geçirirken değişen bir şey olmamış , onu uzaklaştıramamıştım. "Dur! Lütfen dur..." Hıçkırıklarım düğüm düğüm soluklarımı kestiğinde kalçamdaki eliyle bacaklarımı ayırdı. Sağ bacağımı beline sararken diğerini de kavraması geç olmamıştı. Boğuk bir hıçkırığımla belimdeki kolu gerildi ve biraz daha yukarı çekildim. Göğsüm omuzuna kadar yükseldiğinde dudakları boynumdan aşağıya süzülmeye başladı. Sıcak nefesi oluk oluk göğsüme akarken son bir umutla onu ittim. Tek eliyle iki bileğimi kavradığında başımın üzerinden kapıya yapıştırdı. Dudakları tenimden bir milim dahi kopmuyor, hıçkırıklarım gözyaşlarına katılıyordu. Vücudu her nefes alışında daha fazla, daha fazla bedenime yaslandı.
Karanlık bakışları yüzümü bulduğunda dişlerimi sıktım. Kulaklarımdaki o kesik uğultular sivrileşmeye, keskinleşmeye başladı. Önceleri saç diplerime batmaya başladılar. Sonra giderek çığırından çıktılar. Aklım, zihnim , bedenim... Her bir yanıma batmaya başladılar. Yutkunamıyordum. Nefes almıyordum. Bunu zaten ilk dokunuşta fark etmiştim. Hani ara bu kadar kolay pes eder olmuştum? Hangi ara boyun büker olmuştum? Korkuyordum... Bunu inkar edemem her insan gibi, her canlı gibi bende korkuyordum. Fakat bu bana yakışmamıştı. Bu acizlik bana yakışmamıştı. Acizliğimle ona durması için bir kez daha yalvarabilirdim. Durmayacağını bile bile bunu yapabilirdim. Fakat o zaman ben, ben olmayacaktım. Asya'lığım değil parçalanmışlığım kalacaktı geriye. "Bana bunu yapmaya hakkın yok. " Ağlamaktan ve bulunduğum durumdan boğuklaşmış sesimin güçsüzlüğümün , zavallığımın en büyük habercisiydi. Ifadesizce gözlerime bakarken dudakları solgun bir ciddiyetle aralandı. "Neden? Neden olmasın ki. Çok eğleniyorum! " dediğinde gözlerimi bir anlına kapandı. Keşke dedim içimden keşke burada olmasaydım. Yeni bir sayfa açacaktım öyle mi? Unutacaktım herşeyi. Peki ya şimdi? Şimdi bunu nasıl unutacaktım. Sayfam temiz kalmadan kirlenmişti. Ben , bir hiç uğruna kirleniyordum.
Kirpiklerim kızarık gözlerimin üzerinde bir aşağı bir yukarı dans ederken gözlerimi onun karanlık bakışlarıyla bir olmuş maviliklerine diktim. Dudaklarım aralandığında sol gözümden iri bir damla yanağımdan aşağı düştü. "İlk... Ilk ve acı olacak." O an kendimden lanet ettim. Nefret ettim... Belki binlerce kez, belki milyonlarca kez... Ilk dokunuşumdu. Hissettiğim ilk hislerdi. Ve tamamen tek taraflıydı. O bunla eğleniyor, bense acı çekiyordum. Canım yanıyordu. Böyle hissetmek, acı çekmek , iğrençti. Ona bunu söylemek bile berbattı. Utanç vericiydi. Bir erkeğe kendimle ilgili en özel şeyi söylemek , üstelik bedenime izinsiz dokunan birine bunu dile getirmek, zavallı gibi hissettiriyordu. Kaşları usulca çatıldı. Lacivertin en koyu tonuna bürünen gözleri kısıldığında derin bir nefes aldı. "Bakire misin?" Yutkundum. Nefes alamıyorken yapabildiğim tek şey yutkunmaktı.
Sorusu o kadar utandırcıydı ki bakışlarım gözlerinden bir anlığına koptu. Sözleri yüz kızartıcıydı. Bir erkekle , bu konuşmayı yapıyor olmak gurur kırıcıydı. Tek eli bileklerimi bir kelepçe gibi sararken soğuk parmaklarını çenemde hissettim. "Cevap ver!" Dişlerinin arasından tıslayarak parmaklarını yanaklarıma bastırdı. Acıyla yüzüm buruşurken karanlık bakışları içimi delip geçiyordu. "Evet." diye bildim zar zor. Bakışlarım lacivert karanlık gözlerine mühürlendiğinde bir anlığına şaşkınlık dolu bir pırıltı sezdim. Fakat gördüğüme emin dahi değildim. Çünkü çok kısa sürmüş geldiği gibi kaybolmuştu. Kaşları derin bir kavisle çatılırken karanlık bakışlarındaki lacivert hareler alev aldı. O an gözlerin ateşlenen öyle kıvılcımlar sezdim ki, kulaklarım uğuldadı. "Bu umurumda dahi değil." Dişlerini sıktı ve çenemdeki eli gevşeyerek boynumu kavradı. "Hem sana neden inanıyım. Belki de yalan söylüyorsun." İnanmıyordu. Bana inanyordu. Ona yalan söylemiyordum. Şuan düşündüğüm en son şey bile değildi yalan söylemek. Bacaklarım bulunduğum çaresizlikten iyice uyuşurken, beni taşıyamayacak hâle gelmişlerdi. Yutkundum ve olağan va gücümle derin bir nefes aldım. "Hayır. Yalan söylemiyorum. " dediğinde umursamazca belimdeki kolunu yükseltti. Göğsüm güğsüne sürtünürken, dudaklarından hırıltılı bir nefes aldı. Yüzü yüzümün bir kaç milimini bulduğunda sıcak nefesi benim hızlı soluklarıma karışıyordu. Dudakları dudaklarıma yaklaşırken yüzümü yana eğersek dudaklarıma dokunmasına engel oldum. "Sakın. Sakın ilk öpücüğümü mahfet etme." Dişlerimi sıkarak kastığım omuzlarımı gerdim. Bileklerimi oynatarak çırpınmaya başladım. "Bana inanıp inanmaman umurumda değil. Çek ellerini üzerimden adi herif." Beline sardığı bacaklarımı çekmeye çalıştığımda bileklerimi bırakıp çekilmeme engel oldu."Rahat dur!" Tısladığında ellerinden kurtulan bileklerimden güç alarak ellerimi göğsüne koydum.
Uyuşan bileklerimi umursamadan olanca gücümle onu ittiğimde yerinden bir milim bile oynamadı. "Bana bu şekilde dokunmaya hakkın yok. Ben birşey yapmadım. Kimseye bir şey söylemedim. Çek ellerini üzerimden." Umursamadı. Bacaklarımı daha sıkı kavrayarak beline iyice sardığında çırpınacak uzaklaşmaya çalıştım. Saçlarım yüzüne savrulurken derin bir soluk aldı. "Siktir!" Küfrüyle yüzümü buruştururken gözümden sürülen bir damla yaş onun boynuna düştü. Kasılarak parmaklarını bacaklarıma geçirdiğinde hıçkırıklarımın dudaklarımdan kopmasına engel olamıyordum. Çenemi kavrayan eliyle gözyaşlarım boncuk bocuk parmaklarına akarken "Sakin ol!" diye uyardı. Sakin ol? Saçmalıyordu. Bu durumdayken, O bana böyle dokunurken nasıl olurda sakin olurdum. "Yalan söylemiyorum!" Tiz bir çığlıktan farksız sesim çenemdeki eline bile karşı koymuştu. Gözlerini kısarak yüzümü inceledi. Kaşları çatılıp elleri yüzümü kavradığında bana inanmadığını düşünüp gözleri sımsıkı yumdum. Bedenimi bedenime çekerek bir eliyle belimi sarmalarken diğer elini kapıya yasladı ve bacaklarım belinden kayarak yerle buluştu. Ayaklarımın altındaki zemin kaygan bir sabun tabakasıymış gibi kayarken kollarına tutundum. "Sana inanmam için bir sebeb söyle. " dediği an tüm hislerim unufak oldu. Bana inanmak istemiyordu. Inanmaya niyetli değil , aynı zamanda da inanmamaya kararlıydı. Bunu görmüştüm. Lacivert gözlerindeki karanlık dalgalarda görmüştüm. İnaçsızlığı tüm maviliğine yansımıştı. Gözlerimin gözyaşlarıma dolarken sesimin nasıl çıktığını umursamadan konuştum. "Ne sebebinden bahsediyorsun. Şu halime bak! Bana yaptığına bak! Sence yalan mı söylüyorum? Şu durumdayken yalan mı söylüyorum lanet olasıca!"
Kelimeler dudaklarımdan hızlı hızlı dökülürken yumduğum gözlerimi yavaşca araladım. Koyulaşmış mavi gözleri laciverde çalarken yüzümün her bir noktasında gezinenen bakışları yüzünü yüzü mümkünmüş gibi biraz daha yaklaştırdı. Gözleri hâlâ gözlerimdeyken nefesini yüzümü üfleyerek konuştu. Sigara kokan nefesi erkeksi kokusuyla birleşirken beni biraz daha geriyor daha fazla ağlamama neden oluyordu. "Belki de... Belkide elimden kurtulmak için yalan söylüyorsun. " Onu inandıramazdım. Bana inanması için bir sebeb yoktu. Hemde hiçbir sebeb yoktu. Ona ne diyecektim , kendime nasıl inandıracaktım. Hoş inandırmaya çalışsamda bir şeyin değişmeyeceği çok açıktı. Ki değişmiyordu da! O kendisini bir gerçeğe inandırmıştı ,benimkine de inanmazdı zaten..."Sebeb mi arayorsun?" derken kapıya dayadığı elini sol elimde kavrayarak boynumu götürdüm. "Bak. Sana büyük bir sebeb. Bana ne yaptığına bak!" sözlerim gözyaşlarıma karışırken derin bir nefes aldım. Mavi gözleri duygudan yoksun öylece gözlerime bakıyor , gözyaşlarımı iziliyordu. Kalpsizdi. Kalpsiz ve acımasızdı. "Haklısın! tamam mı? Oldu mu? Sana başka bir sebebim yok. Ama ben söylemedim. Mantıklı düşün!
Sen az önce ne yaptığını farkında mısın? Benim yerimde kim olsa gerçekleri söyler. Sana doğruyu söylüyorum. Yalan söylemiyorum. Ben söylemedim!"
Hâlâ inanmayan bakışlarını yüzümde gezdirirken derin bir nefes alıp kokumu içine çekti.
'Kokun güzel... Güzel kokuyorsun...'
Gözyaşlarım hâlâ ardı ardına sıralanırken o benden bir milim olsun uzaklaşmıyordu. Onu göğsünden bir kez daha iteklemeye çalıştım. Bir milim bile kıpırdamadı. Gözlerini ağlamaktan kızarmış gözlerime dikip yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Yüzü yüzüme yaklaştıkca kalbim deli gibi atıyor, göğsüm hızla inip kalkarken nefes alamadığımı kavradım. Korkudan nefesim kesilmişti. Gözleri gözlerimdeyken hırıltılı bir nefes daha alıp ürpertici bir sesle konuştu. "Doğruyu söylüyorsan bile..." Durdu ve yüzünü biraz daha yakınlaştırdı. Bakışlarını dudaklarıma kaydırıp orada sabitledi. Dudaklarımız arasında milimlik mesafe bırakırken sesi yüzümü eziyordu. . "Cezanı çekeceksin!" Sözleriyle beni afallatırken hâlâ titriyordum. Ne cezası? Lanet olsun bana yaptığı iğrençliğe devam mı edecekti? Kalbim sanki daha hızlı atabilirmiş gibi daha hızlı atmaya başladı. Belimdeki ellerini kollarıma çıkartarak kollarımı kopartırcasına sıktı ve beni sert bir şekilde yere fırlattı. Dizlerim sertçe yere çarptığımda yere kapaklanmıştım. O an bu gün kısa şort giydiğime lanet ettim. Pantolon giymediğim için dizlerim yerdeki betona sürtünmüş , derince çizilmişlerdi. Acı ve sızlama hissiyle inlediğimde yüzüm kırış kırıştı. Bakışlarımı onun duygusuz yüzüne diktiğimde onunda bana baktığını gördüm. Fakat bakışları yüzümde değil bacaklarımdaydı. Korkuyla kendimi geriye doğru çekerken, kaşlarını çatarak üzerime doğru bir adım atmıştı. Bunu kaldıramazdım, dayanamazdım. Gözlerim korkuyla kapanırken gözyaşlarım yanaklarımı yıkamaya devam ediyordu. Çaresizce bana yapacağı pislikliği bekledim.
Bekledim....
Bekledim ve yine bekledim. Fakat hiç bir şey olmadı. Hiç bir şekilde bana yaklaşmamıştı. Artık ağlamaktan ağrıyan gözlerimi yavaşca araladığımda Araf'ın ifadesizce yüzümü incelediğini gördüm. Göz bebeklerim titrerken bacaklarımı yavaşca kendime doğru çektim.
Bodrum katındaki arşivi azda olsa aydınlatan , karanlığı yarıya indiren ışık üzmeleri sızıyor ,bacaklarımdaki yaraları gözler önüne seriyordu. Hiç bir şey demen arkasını dönüp yürümeye başladığında bakışkarım her adımında gerilen sırtındaydı. Gözlerimi kırpıştırıp onun ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalıştım. Fakat hiçbir şey anlayamamıştım. Kapıya açtığında omuzunun üstünden gözlerini gözlerime dikerek tehlikeli bir sesle konuştu. "Bu son uyarım. Burada olanlar burada kalacak. Eğer bir kişi dahi duyarsam çok daha kötüsü olur! Anladın mı?" Korkuyla başımı hızla aşağı yukarı salladığımda tekrar konuştu.
"Biraz burada kalda aklın başına gelsin!" Kapıyı arkasından sertçe kapattı. Kapının kilitlenme sesini duyduğumda dizlerimdeki ağrıyı bile umursamadan ayağa kalkıp kapıya doğru koştum. Kulpu kavradığımda kapıyı açmaya çalıştım ama açılmıyordu. Göğüs kafesim daralıp hızlı hızlı nefesler alırken sanki içeride hiç oksijen yokmuş gibi havadaki oksijeni sömürüyordum. Ellerimi yumruk yapıp kapıya vurmaya ve bağırmaya başladım.
"Aç kapyı... Çıkar beni buradan! İmadat!" Çığlık çığlığa feryat etsem de kapı açılmadı. Sesim yok oluyor gibiydi. Bağırdığımı biliyordum ama sanki duyamamıyor. Nefes alamıyor , yüksek sesle uğultular duyuyordum. Çığlıklar vardı. Keskin, tiz çığlıklar. Kulaklarımın içine sızıların aklımı kemiriyorlardı. "Asya..." Boğazım kuruduğunda gözlerim kararıyor ve bulanıklaşıyordu. Kapıdan yavaş yavaş uyuşuk adımlarla uzaklaştım. Kafamdaki sesler dahada yükselmeye başlamıştı. "Asya..." Çığlıklar ,uğultular net seslere dönüşüyor başımı zonklatıyordu. Ellerimi başımı iki yanına kalktığında hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Onun sesi kulaklarımdaydı. Her gece yanı başımda biten ses yine yanımdaydı. "Yardım et!" Kafamdaki tuhaf uğultular sert ve otoriter bir hale dönüştüğünde vücudum büyük bir yıkımla sarsıldı. Beni korkutuyordu, zorluyordu. Sanki o sesi duymak beni yok ediyordu. Çaresizliğe , zavalılığa sürükleniyordum. Yaralı dizlerimin üzerine çöktüğümde canım yansada ayağa kalkmadım. Kalkamadım. Vücudum artık kendini taşıyamaz hâle gelmişti. Bedenim usulca yere yığılırken göz kapaklarım nerdeyse kapanmıştı. Bedenim soğuk beton yere yavaşca çarptığında duyduğum tek ses üç aydır her gece gördüğüm o kızın sesiydi.
"Beni oraya kapatma. Orası karanlık. Beni oraya kapatma!"
