İçeriğe geç

PİSLİK | amber (+18)

Bölüm 2 · 24 dk okuma

PİSLİK | amber (+18)

Bölüm 2

ÂHKAM

Aklımda şuan binlerce yarasa uçuyor, zihnimin ince duvarlarını keskin dişleri ve pençeriyle çiziyorlar. Sanki bu an daha önce yaşanmış gibi tanıdık. Lavabonun içine sinmiş haci şahir sabunun konusu bile tanıdık. Dejavu mu yaşıyorum dedim kendi kendime. O kadar tanıdıktı. .

Kuruntu yapma diyorum kendime ama rahatsız olup yüzümü buruşturmadan da edemedim.

Kafamın içinde hep bi ses var . Tonu değişiyor. Cinsiyeti değişiyor. Ama sözcükler aynı. Cümlenin sonundaki kötü kahkahanın beni rahatsız edişi de. Ve bu sesleri hep aynı zamanlarda duyuyorum .

Olmak istemedim bir yerdeyken, konuşmak istemediğim biriyle konuşurken, gitmek istemediğim bir yere giderken yada en basiti hayır yerine evet cevabını verdiğim de. "Boka bastın işte , onlarda anlayacak normal olmadığını!" Diyordu o ses. Haklı olarak sürekli tekrar ettiği sözler kafamda yankılanıp duruyor. Ve evet o sesle aynı şeyi düşündüğüm için bu ben de panik yaratıyor. Ellerimi tıpkı şuan olduğu gibi titretiyor ve deli gibi terliyorum. Betim benzimin attığını görmesem bile tahmin edebiliyorum.

Aklımdan şakağıma akan terli elimin tersiylesilmemwmk için kendimi zor tuttum. Bu düşünceler beni boğuyor. Kendimi ufalmış ,küçük kalmış hissettiriyor. Ve sanki herkes beni topuğuyla ezebilirmiş gibi kaçıp bir yerlere saklanmak istiyorum. Tıpkı bir böcek gibi! Bulunduğum durumdan dolayı avuç içlerim terleyip , başıma ağrılar girmeye başladı.

Çünkü karşımda beni görmeyi hiç beklemeyen iki kişi vardı. Yarı çıplak. Okulda !

"Sen bu boku neden yedin kızım. Hiç gelmememeliydik buraya hiç !" iç sesime hak vermekten kendimi alamıyorum. Yanlış yerde , yanlış zamanda, görmemem gereken bir şeyi görmekte üstüme yoktur. Sanki zaman benim için tekerür ediyor. Daha önce böyle iğrenç olaya tanık olmuştum. O bundan daha iğrençti.

Her ne kadar olaylar ,benim istemim dışında gelişmiş olsa da.

Aslına bakılırsa ben hep böyleydim. Felaketleri çeken bir mıknatısım. Ben çekildikçe nefret edeceğim berbat anlar beni kovalıyordu. Şuan... Sadece o anlardan biriydi belki de. Sonuçta okulda benden başka kimse yokmuş gibi, bu saçmalığın içine düşmüştüm. Bununla gurur duyuyor değilim! Sadece beni zerre kadar ilgilendirmeyen bir utanç duyuyorum . Asıl utanması gereken kişinin ben olmadığımı bildiğim halde ,kendimi utanmaktan alamadım.

Korumacı bir çevreden çok taşkınlığın hiç olmadığı bir ortamdan geliyordum. Kabul!.. İnsanları bencil, acımasız, yada en iğrenci zavallıydı. Kalpsiz bile olabilirlerdi. Fakat basit bir tuvalette, bu tarz bir pozisyona asla düşmezlerdi. O insanlar böyleydi. Burnu havada, kendini beğenmiş, egoist süs köpekleri gibi... Göstermelik ve içi boştular. Hala öyleler. Değişmiş gibi bahsediyor olabilirim. Fakat kastettiğim onların değil benim eksilmişliğimdi. Benim değişmemdi. Aslında hiç egoist, burnu havada olmadım. Öyleymişim gibi gösterdim. Bir söz vardır: 'İnsanlar göstermek istediğini görürler. Onlara görmeği arzuladıklarını ver... ' diye...

Onlar egoist bir kız görmek istediler. Kibirli, burnu havada... Bense ilkin oldukça çekingen, suskundum. Tek yapmam gereken zihnime yer edinen bu sözü içimden tekrar etmekti. Öyle de yaptım. Tekrar ,tekrar ve tekrar... Taki onların görmek istediklerini gösterene kadar. Fakat bu duyduğum bir sözü diklemek olmadı. Onların görmek istediklerini değil kendi göstermek istediğimi gösterdim. Onların gördüğü istekleri değildi. Oynadığım ufak bir oyundu sadece. Bir maskeydi. Bu konuda başarılıydım. Başarmam ihtimal dahi değil gibi olsa da başardım. Ego yıkıntısı, Kibirli bir buz dağı gibi davrandım. Inandılar, inandırdım... En azından ben paramparça oluncaya dek bu böyleydi...

Sonra... Sonrasında olanlar tüm maskemi parçaladı. Onlar benden kolayca kurtulurken yaptığım şey saklanmaktı. Tüm bedenim etrafıma kuşandığım yalnızlığa bürünmüştü. Itraz etmedim. Yada edemedim. O an düşündüğüm tek şey yanlızlığın gözümü ne kadar korkuttuğuydu. Karanlık gibi... Benim bir türlü kabullenmediğim gerçekler karanlık gibiydi... Yada sadece kabul edemiyorum demeliyim. Bahane üretmek kolay geliyorda olabilirdi. Belkide düşüncelerim haklıydı... Zor ders programımı ve eski okulumun berbat eğitim sistemini bahane etmek kolay geliyordu. Suçlayacak , kaçacak boş bir sığınak arıyordum. Ve şimdilik bulabildiğim , ruhumu koruyabildiğim tek sığınak bu bahanelerdi. Kaçmak için tek şansım olan bu aptal bahaneler...

Bulunduğum durum ve acımaz düşüncelerim ,başımın her geçen saniye biraz daha ağrımasına neden olurken ,ellerim hala titriyor ve artık kulaklarım da uğulduyordu.

Kafamdaki düşüncelerim aklımı her zaman ki gibi son raddesine kadar tüketip , acımadan yorduğunu görmek herşeyden daha ağır geliyordu. Korku yada heyacan, tam olarak çözemediğim hisselerim içimi sardığı anda, aptal aptal olduğum yerde durduğumu farkettim. Sanki ayaklarım yere çivilenmiş gibi kıpırdayamıyor, haraket edemiyordum. Burada durmamın bir anlamı yoktu. Aksine biraz daha durucak olursam, utançtan kırmızıya dönmüş yüzümün rengi , mora dönüşecekti. Öte yandan üstüm başım berbat durumdaydı. Hem bacaklarımda yapış yapıştı. Temizlenmem gerekiyordu. Bu halde hayatta derse giremezdim. Bacaklarım kirliydi. Kirlenmişlerdi. Lanet olsun nefes almıyordum. Gerçekten nefes alamıyordum. Şuanda çok rahatsız edici bir durumun içindeydim. Bacaklarımın kirli olması , hele ki yapış yapış olması , hem nefes almamı zorlaştırıyor hemde terlememe neden oluyordu. Bulunduğum rezalet duruma lanetler okuyabilirdim. Kirlenmeme söylenebilirdim. Fakat yapamıyordum. Olmuyordu. Dudaklarımı aralayıp nefes dahi alamıyorken ne lanet edecek sesim , ne de yakınacak mecalim vardı. Sadece susuyordum. Nedeni bilmiyorum. Susmak kolay geliyor belli ki... Yine de bir itirazım yok. Ne bu çıplaklığıyla karşımda dikilen adamdan çıkmasını istebilirdim, ne de yakınabilirdim. "Nefes al. Yoksa boğulursun." Kulaklarıma ulaşan boğuk alaylı ses yüzüme sert tokat gibi yapıştığında anlamsızca titredim. Sesinin boğukluğu yada alaycı akımı başımı döndürmüştü. Sesindeki o kaygısızlık dişlerimi sıkmama neden olurken tırnaklarımı avuç içlerime geçirdim. Sözleri özgüven kokuyordu resmen. Anlaşılan içinde bulunduğu durum, onu o kadarda da rahatsız etmiyordu.

Bakışlarımı karşımdaki yarı çıplak adama yöneltiğimde, sesinin aksine çatık kaşlarla bana baktığını farkettim. Bakışları soğuk ve keskindi. Mavinin en koyu tonuna bulanmış gözleri dikkatle beni izlerken derin bir nefes aldı. Sanki büyük bir kabahat işlemişim ve bu onun hoşuna gitmemiş gibiydi. Niye kaşlarını çatıyordu ki? Asıl kaşlarını çatması gereken kişi bendim. Sonuçta onları iş üstünde , istemedende olsa basıp , bu duruma şahit olan bendim. Uzun lafın kısası, benim kaşlarımın çatılması lazımdı , onun değil. Kaşlarını neden çattığı beni ilgilendirmezdi. Zirâ şuanda düşünmem gereken çok daha önemli sorunlarım vardı.

Mesela kirli bacaklarım gibi...

Onları bir an önce temizlemem gerekiyordu, yoksa bacaklarımdaki kahve iyice kuruyacak , temizlenmemi zorlaştıracaktı. Onları temizleye bileceğim tek yer kızlar tuvaletiydi. Buradan başka bir yerde temizlenemezdim. Sonuçta burası kızlar tuvaletiydi, onun aksine ben bir kızdım. "Ne yapıp ne yapmayacağımı sana mı soracağım?" Hırlarcasına konuşmuş olsamda sesim kızgın küçük bir kız çocuğunu andırıyordu. Yüzü giderek gerilerek karardığında çenesi kasılmıştı. Bakışlarındaki yoğunluk ağır bir yük gibi üzerime çöktüğünde bakışlarından rahatsız olmuştum. Korkutucu bakıyordu. Çok korkutucuydu. Açıkcası bakışları dizlerimi titretmişti. Istemesem de korkuyordum. Üzerime doğru emin , güçlü bir adım attığı sırada hala çıplaklığını koruyordu. Geriye çekilmek istediğimde bunun beni güçsüz göstereceğini fark ettim. Yere adeta mıhlanmış olan ayaklarımı ileriye doğru oynatırdım. Böylece ona doğru bir adım atmıştım. Yıkılmak yok! Battım batacağım kadar. Biraz daha batarım. Bakışlarım kısıklaşsa da ifadem solgundu. Ve geri adım atmadım. Karşısında güçlü durursam bir an önce buradan defolup giderdi. Sanırım. Yada sadece umarım öyle olur. Çünkü gerçek anlamda liseli bir öğrenci için fazlasıyla uzun ve iri kıyımdı. Dikkatli bakınca hiçte küçük görününmüyordum. Hatta oldukça olgun görünüyor. Onu dışarıda görecek olsam 25 yaşında aşağı olduğunu düşünmezdim. Bilmiyorum belki de olgun bir yapıya sahipti. "Ne dedin sen?" Sesindeki keskin ton, acımasız bir katilin sesini andırıyordu. Kulaklarıma işleyen bu ses hissettiğim korkuyu alevledi. Her bir yanımı sararken gözlerimin titremeye başladığını fark ettim. Bir kez daha söylememi bekliyordu. Fakat ben korkudan nefesimi bile tutmuş , ciğerlerimi öldürüyordum. Onu tanımıyorum. Nasıl biridir bilmiyordum. Ve açıkcası şuan daha fazla dik kafalılık yapmak pek doğru gelmiyordu. Bu yüz sustum. Dudaklarımı öyle bir yumdum ki hiçbir kuvvet beni konuşturamazdı. Ona doğru attığım bir adımı geri çerek yüzündeki memnun ifadeyi görmezden gelmeye çalıştım. Omuzları öyle bir kasılmıştı ki beni korkutan gözleri olmasa yine diklenebilirdim. Derin bir nefes alıp dişlerimi sıktım. Kahverengi gözlerimi onun gözlerinden çekip tuvaletin beyaz mermerinde gezdirmeye başladım. Şuan yaptığım tek şey onun bakışlarından kaçmaktı.

Bakışlarımı iyice yere sabitlediğimde, onun bakışlarını tüm vücudumda hissedebiliyordum. Ona bakmasamda , delici bakışlarını alğılamak zor değildi. Öyle ağır ve yıkıcıyı ki istemsizce bakışlarım ona kayıyordu. Lanet gözlerim bana ihanet etmeye ne kadarda meraklıymış! Kahretsin! Hala üstü çıplaktı ve nedense içerisi fazlasıyla sıcaktı. Ortam o kadar ısınmıştı ki tenim terlemeye başlamıştı. Bakışlarımı bir kez daha onun üstünden çekip giyinmesini bekleyecektim. Fakat yapamadım. Tavrı bakışlarımı üzerine kenetledi. Başta uzunca süzdü bedenimi. Sonra kör deniz mavisi gözleri gözlerime yerleşti ve hiç çekinmeksizin aşağılara indi. Göğsünde dolanan derin mavilikleri nefesimi kestiğinde yer ayaklarımın altından çekiliyordu. Kaşlarını çattı ve daha da aşağılara indi. Bakışlarının yoğun dikenleri bacaklarıma saplandığında beyaz dişlerini alt dudağını kıyısına geçirdi. Kaşlarım çatılırken dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Az önce benim bacaklarıma bakarak dudaklarını mı dişlemişti.

Aşağılık!

Gözlerine öfkeli , gerğin yüzümle bakarken ifadesinin çoktan soğuduğunu gördüm. Gözleri sert bakıyordu. Yüzü gibi... Az önce olan o hareket sanki sadece hayal dünyamda olmuş gibiydi... Gözleri gözlerimi bir kez daha işgal edeken yerdeki tişörtünü almak için eğildiğinde tüm kasları gerilmişti. Yunan heykellerini bile kıskandıracak o ihtişamlı görüntü ortaya çıkarken derin bir nefes aldım. Bakışlarım ister istemez onun gerilmiş, dolgun kaslarına kaydığında , doğru bir davranış olmasada derince yutkundum. Muhteşem bir fiziği vardı. Ona bakmamın doğru bir olmadını biliyordum. Fakat mantıklı düşünecek olursak , hayatım ilk kez bir erkeği çıplak görüyordum. Ne yazık ki kendime hâkim olamayarak onu inceliyordum. Tamam... Tam olarak çıplak değildi. Yarı çıplaktı. Yine de bu benim toyluğumun kusurunu örtmezdi. Bunu yapmamam gerektiğini biliyordum. Ona , hele ki hiçbir şeyim olmayan bir erkeğe o şekilde gözlerimi dikmemeliydim. Bu çok yanlıştı. Sonuçta o bir şeyim değildi. Ve şu durumda onu incelememde doğru değildi.

Kendi kendimi azarlayarak bakışlarımı karşımdaki porselen vucüttan çektim. Bir kaç dakkika sonra O'da tişörtünü giyebilmişti. 'Her halde şimdi tuvaletten çıkıp gider.' diye düşünürken beni tekrar şaşırtıp sırtını tuvaletin duvarına yasladı. Keskin mavi gözlerini kasfetli koyu kahverengi gözlerime diktiğinde kaşlarını olabildiğince çattım. Bir yere kıpırdamıyor ve hareket etmiyordu. Neden gitmiyordu ki bu herif ? Anlamıyorum! Yani bir erkek ,kızlar tuvaletinde , neden durur ki? Tekrar derin bir nefes alıp dışarı çıkmasını bekledim... Sabır Asya! Sabır büyük bir erdeliliktir! Erdemli bir kızsın sen! Sen sabırlı ve erdemlisin. Ama yok! Olmuyor. Adam karşımda böyle durdukça, bacaklarım yapış yapış lekelerini kuruttukça sabırlı falan olamıyordum. Çıkmasını bekleme rağmen yinede bir yere gitmiyordu. Anlam veremediğim tavrı , beni her geçen saniye biraz daha sinirlendiriyordu. Öfkeli bakışlarımı beni izleyen soğuk ifadeye çevirdiğimde hiç bir değişiklik olmadığını fark ettim. Bu da sinirlerimi daha da germişti. Pekala! Artık bu kadarı da fazla oluyordu. Çıkacaksa çıksın artık! Daha fazla bu kılıkta duramazdım her halde , zaten biraz daha kirli bacaklarımla duracak olursam sinir kirizi geçirecektim.

Hem bu halimle, on dakkikadır tuvaletten çıkmasını bekliyordum. Hayır yani anlamıyorum, bu adam ya kızlar tuvaletinden çıkmayı akıl edemeyecek kadar salak, yada kızlar tuvaletini kızlardan çok seviyor . Yani burada durmasının mantıklı bir açıklaması yoktu... Sinir ve rahatsızlıkla soluduktan sonra daha fazla bu saçmalığa dayanamayacağımı farkettim. Bu aptal adam, ne diye çıkmıyordu şu lanet olasıca kızlar tuvaletinden? İllâ söylemem mi lazım yani? Madem sen akıl edemiyorsun, o zaman birinin sana buranın kızlar tuvaleti olduğunu hatırlatması lazımdı. Burada bu şahane görevi üstlenebilecek benden başka kız olmadığına göre iş başa düşüyordu. Çenemi dikleştirip ,bacaklarımda neredeyse kuruyan kahvenin acısını çıkartmak istermesine sinir bozucu bir ses kullanarak çemkirdim. "Çok mu beğendin?"

Kaşları anında çatıldı ve mavi gözleri uzağı göremiyormuş gibi ahenkli bir şekilde kısıldı. Anlaşılan ne demek istediğimi anlamamıştı. Boşuna salak olduğunu düşünmemişim. Gerçi kızlar tuvaletinden çıkmayı akıl edemeyen birinden ne beklenirdi ki. "Neyi beğendim mi?" Sesinin her bir dozunda gergin olduğu anlaşılıyordu. Kaşları sanki daha fazla çatılabilirmiş gibi daha da çatıldı. Çenemi dik tutmaya devam ederek , burnumu biraz havaya kaldırdım. Aynı iğneliyici ses tonuyla konuşmaya devam ettim. "Kızlar! tuvaletini diyorum. Çok beğendin her halde! Bir türlü çıkmayı akıl edemiyorsun da." Kelimelerimin her birini ayrı ayrı vurgulamıştım. Burada zor duruma düşmeme sebep olmuştu ve doğal olarak böyle bir vurguyu hak etmişti.

Kasılan çenesiyle öne doğru bir adım attığında yumruklarını sıkmaya başlamıştı. "Ne diyorsun lan sen! Ne diyeceksen açık açık söyle! " Bir anda bağırmaya başladığında korkuyla yerimden sıçradım. Biraz ileri gitmiş olabilirmiydim, bilmiyorum. Fakat onu sinirlendirmiştim. Yine de geri adım atamazdım. Beni ezemeyeceğini göstermek istercesine dik durmaya devam ederek geri kaçmadım. Anlaşılan imâ ettiğim şeyi anlamış ve kendince sert bir şekilde çıkışmıştı. Ondan çekinecek değildim. Eğer bacaklarımdaki kirden kurtulmak istemiyorsam tavrımı korumalıydım. Çenemi dik tutmaya devam ettim. Hala kendimden ve benliğimden taviz vermemeye çalışıyordum.

Eğer o bağıra biliyorsa ben de bağıra bilirdim. Şu şartlarda bu benim en doğal hakkımdı.

Ayrıca lan ne demek ?! Benimle bu şekilde konuşamazdı! "Doğru konuş benimle!" Sesim yükselirken üzerine doğru bir adım daha attım. Kaşlarımı çatıp , tıpkı onun yaptığı gibi gözlerimi kıstığımda tek kaşını kaldırarak dişlerinin arasından tısladı. "Konuşmazsam ne olur!" Tıslayışı daha çok öfkeli bir bağırıştı. Onun üzerime yansıttığı öfke yüzüme hızla yayılırken hem bana bağırmasının hemde üzerimdeki kirlerin hesabını sorarcasına tekrar çemkirdim.

"Ne olacak canım! En fazla üzerindeki kahve kurur ve ben cinnet geçiririm. Çünkü! Yarım saattir senin buradan çıkmanı bekliyorum gerizekalı! Farkında mısın bilmiyorum ama burası kızlar tuvaleti! Ve benim bir an önce yapış yapış olmuş lanet olasıca kirleri temizlemem gerekiyor. Bir de karşı geçmiş edepsiz edepsiz konuşuyorsun! Terbiyesiz! Ayrıca lan ne demek? Asker arkadaşın mıyım ben! Lan'mış! Sinir etme beni çık git hadi. Ne olacağını anladığını umuyorum. Şimdi şu aptal yerden defol!" Ani çıkışım karşısında başlarda biraz şaşırsada daha sonra yüzündeki şaşkın ifadenin yerini öfkeli bir yüz almıştı. Omuzları sinirden daha fazla gerilirken, çenesi kasılmış ve yumruklarını daha sert sıkmıştı. Fazlasıyla gergin ve sinirli görünüyordu. Öfkeden mora dönen sert çehresi ve yavaş adımlarıyla üzerime doğru yürümeye başladı. Onun bana doğru atığı her adımda vücudum titriyor ve bedenim ayakta durmakta zorlanıyordu.

Ondan korkuyor muydum?

'Şu şartlarda, belki biraz'

İç sesimin realist itirafı , anlımda serin terlerin birikmesine neden oldu. Kalp atışlarım hızlanıyor , beynimdeki her bir nokta heyecan ve adrenalinin etkisiyle uyuşmuştu. İfadesinden öyle çok etkilenmiştim ki , şuanda burnumun dibinde durduğunu bile yeni farketmiştim.

Hiçbir zaman bakışlarımı bir erkeğin gözlerinden kaçıracak kadar cesaretsiz bir kız olmamıştım. Her zaman güçlü ve cesur bir kız olmuştum. Yada öyle olduğumu düşünüyordum. Yine de her zamanki cesaretli Asya olarak, gözlerimi korkusuzca onun derin maviliklerine diktim. Bir süre , gergin çehresiyle yüzümü inceledikten sonra derin bir nefes aldı. Sonra dudaklarının arasından kopardığı pervasız bir küfür duydum. Kaşlarını çattı ve dişlerinin arasından tekrar tısladı. "O sesini alçalt." Kaşlarımı kaldırdım ve sanki o buz gibi soğuk sesini duymamışım gibi omuzlarımı gerdim. "Açaltmıyorum!" Sabır dilenirvesini bir kez daha sinirle soludu. Üzerime doğru bir adım daha attığında geriye çekilmek istedim. Çünkü çok yakınımdaydı. Fazla yakındı... Çok yakın. "Senin o uzun dilini kopartırım!" Dişlerinin arasından hırıltılı bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti. "Eğer benimle nasıl konuştuğuna dikkat etmezsen , sesini yükseltirsen , bedelini sana çok ağır ödetirim. " Gözlerim irice açılmış bir şekilde karşımdaki manyak herife korku dolu gözlerle bakıyordum.

Bir insan nasıl bu kadar hayvan olabilirdi. Nasıl bu kadar yobaz , öküz ve yüzsüz olabilirdi.

Bir bayana nasıl bu kadar kaba sözler söyleyebilirdi. Şahit olduğum rezaletten dolayı özür dilemesi gerekirken , birde utanmadan konuşuyordu! Yüzsüz hayvan! Ama işte dünyanın kanunu bu! Sen tuvaletlerde sevgilinle seviş, yetmiyormuş gibi birde kızlar tuvaletinden bir türlü çıkma , sonrada gel 'dilini kopartırım' de. Bu nasıl bir adaletti böyle! Suçlular suçsuz , suçsuzlar suçlu oluyordu. Hayatımda hiç bu kadar zor bir duruma düşmemiştim.Yada nasıl desem, hiç böyle korkutucu bir şekilde tehdit edilmemiştim. Yine de herşeyin bir ilki vardı. Fakat bir zorbanın , yobaz tehdine boyun eğecek bir karaktere sahip değildim. Bu yüzden başımı dik tutmaya devam ederken , onun dibime kadar girmiş olmasından rahatsız olarak , ellerimi sert göğüsüne koyup onu tüm güçümle ittim. Başlarda benden böyle bir hamle beklemediği için tökezleyerek geriye doğru bir kaç adım atsa da daha sonra toparlanarak , öfkeden kızarmış olan mavi gözlerini gözlerime dikti. Korkucu hali ve öfkesi , benliğimde geri adım atma isteği uyandırırken bu isteğimi bastırıp sert bir sesle çıkıştım. "Sen kendini ne sanıyorsun!? Sen bana ahkâm kesemezsin! Konuşmama karışamazsın. Kiminle nasıl istersem o şekilde konuşurum! Buna sende dahilsin! Kimi tehdit ediyorsun sen! Ha? Kimi? Erkek müsfettesi! Sen kim oluyorsunda beni tehd-" Cümlemi tamamlayamamıştım. Çünkü bir anda üzerime atlamış ve koca elleriyle boğazımı sıkarak sırtımı sertçe soğuk tuvalet mermerine yapıtırmıştı. Soğuk mermerlerden bedenime doğru yayılan buz gibi his titremene neden olurken bedenimin her bir karesi çarpmamın şiddetiyle zonkluyordu. Vücudum onun yarattığı yıkımla sarsılırken , tüylerim diken diken olmuştu.

Güçlü parmakları boynumun etrafını bir yılanın avını sarması gibi sert bir şekilde sarıyor ve nefes almamı engelliyordu. Soluklarım her geçen saniye biraz daha tükenirken gözlerim kararırdı. Nefes alamadığım için , ciğerlerimin yandığını ve korkudan kalbimin sıkıştığını hissede biliyordum. Kararlı duruşu gözlerimin, aklımın bulunmasına neden oluyordu. Nefesimin tamamen kesildiğini hissedersen boğazımı biraz daha sıkıyor , ruhumu daraltıyordu. Boynumu böyle sıkmaya devam ederse korkudan panik atak geçirip bayılacaktım. Bir an önce boynuma gömülen ellerinden kurtulmalıydım. Hala nefes almaya çalışırken ellerimi kaslı sert göğüsüne koyup olabildiğince güçlü bir şekilde itmeye çalıştım ama nefes alamadığım için ellerim uyuşuyor ve onu itecek güçü kendim de bulamıyordum. Güçlü parmakları boğazımı sıkarken gözlerimin karardığını, vücudumun her bir noktasında hissettim. Görüş alanım bulanıklaşırken onun öfkeli sesini duydum. "Sen kim oluyorsunda benimle bu şekilde konuşabiliyorsun! Senin o dik başını kökünden kopartırım!

Benimle nasıl konuştuğuna dikkat edeceksin! O uzun dilin kopsun istemiyorsan haddini bileceksin! Anladın mı !!?" Öfkeli sözleri son bulduğunda artık ayakta kalacak mecâlim kalmamıştı. Nefesim neredeyse tükenmiş, haraket edemiyor ona karşı koyamıyordum. Karşı koymaya çalışacak gücümde yoktu zaten...

Ona gözlerimle boğazımı bırakması için yalvarırken tek bir duygu kırıntısı aradım gözlerinde. Saf öfkeden başka hiç bir şey duygu yoktu. Öfkeden başka hiç bir şey... Boğazımdaki elini biraz daha sıkınca dişlerimin arasın var güçümle tısladım. "Bırak!" Sesim güçsüzdü. Hatta düşündüğümden daha aciz çıkmıştı. Aciz ve yardıma muhtaç... Ona karşı güçlü olayım derken en kötüsü olmuş , kendimi güçsüzlüğün en dibinde bulmuştum. Onun boğazımı bırakacağı yoktu. O sıktıkça gözlerim kararıyor , bacaklarım beni ayakta tutamaz hale geliyordu. Güçsüzleşmiş bacaklarım nefesimin tükenen her bir zerresinde biraz daha titrerken onun artçı yıkımına daha fazla dayanamayacağımı anladım. Eğer biraz daha bu işkenceye devam ederse kesin ya bayılacak yada boğulacaktım. Ikinci seçenek bulunduğum duruma çok daha yakın geliyordu. Son bir kez daha şansımı deneyerek fısıltılı bir sesle konuştum. "Nefes alamıyorum... lütfen!!" Acizliğimle harmanlanan sesim kulaklarıma hafif bir uğultu gibi geliyordu. Gözlerim tamamen kapandığında boğazımdaki elini sert bir şekilde geri çekti.

Başlarda ellini çektiğini anlamasamda daha sonra bacaklarımın bana ihanet edip beni taşıyamamasıyla yeri boyladığımda, farketmiştim.

Bir süre yerde dizlerimin üzerine çökmüş bir şekilde nefesimi düzenlemeye çalıştım. Ciğerlerime işleyen taze hava vücudumun her bir noktasını yeniden canlandırırken bir yandan da beni tekrar hayata döndürüyordu. Boğazım yandıkça gözlerimin sulandığını hissettim.

Bir kaç dakika sonra nefesim düzene girsede ellerim nefessiz kalmamın etkisiyle hala biraz titriyordu. Her ne kadar ayaklarım uyuşmuş durumda olsada ayağa kalkmalıydım. Bu şekil de tuvaletin pis mermerlerinin üzerinde oturamazdım. Bu çok iğrençti. Ayağa kalmak için ,elerimi yere destek yaparak kalkmaya çalıştım ama temizlik takıntım olduğundan ,ellerimi hemen geri çekmem bir olmuştu. Yerlere dokunmazdım.

Ayy şimdi ağlayacağım.... Bu nasıl bir şansızlıktır ya! Bütün aksilikler hep benimi bulur! Nasıl kalkacağım şimdi ben!!

Öfkeli bakışlarım ister istemez Araf'ın öfkeden koyulaşmış gözlerine kaymıştı. Hala aynı ifadeyle bakıyordu. Umursamaz yüzüyle gözlerime baktıktan sonra bakışlarını gözlerimden kaçırmadan dişlerinin arasından tısladı. "Seni bu seferlik affediyorum. Fakat bir dahakine acımam bilmiş ol! Sana öyle şeyler yaparım ki aklın , hayalin durur !" Hah... Beni affediyormuş! Yüzsüz! Sen affetsen ne olur affetmesen ne olur. Hırpaladın zaten hırpalayacağın kadar...

Ona karşı içimde çözemediğim bir diklenme dürtüsü oluşurken bir yandanda hissettiğim korku duygusu tüm vücudumu sarıyordu." Bu arada unutmadan. Gördüklerini birine anlatırsan eğer ,senin için hiç iyi olmaz. Emin ol canın çok yanar." Tehlikeli sesini tekrar duyduğumda bakışlarımı ondan çekmeden sensizliğimi korudum.

Bu adamın söylediklerini aklım almıyordu. Burada gördüğüm mide bulandırıcı şeyleri başka birine nasıl anlatabilirdim ki.

Bakışlarımı istemsizce kaçırıp duvardan destek alarak yerden kalmaya çalışırken halimi umursamadan tuvaletten çıkmak için kapıya doğru yavaş adımlarla yürüyordu. Fakat kalkamıyordum. Lanet olsun mermer elimin altından kayıyordu. "Dur gitme!" Hafif bir yakınmayı andıran çığlığım duvarlara çarparken olduğu yerde durdu. Hangi akla hizmet bunu yaptım, zerre kadar fikrim yoktu. Yere dokunmazdım. Duvarlara tutunarak kalkmak istediğimde de olmamıştı. Yardım isteyeceğim kimse yoktu. Yani O'ndan başka kimse yoktu. Omuzunun üzerinden yüzüme baktığında "Yaklaşsa ! Ne bakıyorsun öyle." dedim. Tek kaşını kaldırdı ve dişlerini sıktı. Emir verirmiş gibi konuşmam hoşuna gitmemişti. Bunu anlamak pek zor değildi. Çünkü biraz önce beni uyarmıştı. "Kıt beyinlisin galiba!" Sesi sert , otoriter ve uyarı doluydu. Pekala onu daha fazla kızdırmam doğru olmazdı. Yani canım yansın istemiyorsam... "Şey yani ben şey demek istedim-" dudaklarım da yuvarladığım anlamsız sözcükler kesilirken onun gür sesi etrafı doldurdu. "Ne söyleyeceksen söyle!" Sinirle gözlerimi kapattım ve için de bulunduğum bu berbat durumun yok olmasını diledim. Ama nerde ben de o şans! "Yerden kalkmama yardım eder misin?" Kesik bir fısıltıdan ibaret olan sesim onu şaşırtmış gibi kaşlarını kaldırdı. Bakışlarım onun yüzünde esir kalmak istiyorsa da , bunu yapacak cesaretim yoktu. Gözlerimi ondan çekip lekeleri korumuş bacaklarıma çevirdim. Sessizliği bana yardım etmeyeceğini ispatlarken kapının kapanma sesini duydum.

Yardım etmemiş, çekip gitmişti. Sıkın bir nefes ciğerlerime dolarken ellerimi çaresizde yere doğru uzattım. Lanet olsun! Kirli şeylere dokunmayı sevmiyorum. Fakat şuan kalkmak için bundan başka seçeneğim yok. Yüzümü buruşturak yutkunduğumda gözlerimi sıkı sıkı kapattım. Belki görmesem çok daha kolay olurdu. Kimi kandırıyorum ki, görmesem de kolay olmayacaktı. Dudaklarımı ısıtarak nefesimi sertçe verdiğimde üzerime doğru ilerleyen adım işittim. Gözlerimi hızla açarken onun kör deniz mavisi gözleri üzerimde geziniyordu. "Yardım mı edeceksin?" diye son derece şaşkın bir sesle sorduğumda kaşlarını çatarak derin bir nefes aldı. Sert kaslı göğsü havayla şiştiğinde sert bir sesle konuşmuştu. "Sen istedin." Haklıydı ben istemiştim. Fakat kapıyı kapattığında gittiği düşünmüştüm. Haklı olarak şaşıyordum sadece...

Ağır adımlarıyla bir kaç saniyede yanıma yanıma ulaşatığında üzerime doğru eğildi. Ellerimi istemsizce uzatarak kalkmak istedim. Fakat ellerim öylece hava da kaldı. Donmuş, felç olmuş gibiydiler. Nefes alamıyordum. Gerçekten ciğerlerim kendilerini soyutlamış , bedenime bir gram dahi hava almıyordu. Ellerimi uzattığım sırada onları tutmak yerine belimden kavradı. Gözlerim irileşirken "Kollarını boynuma dola."diyen emrivaki sesini işittim. Titriyordum. Ilk kez bir erkek bu kadar yakınım da bambaşka bir dokunuşla yaklaşıyordu. Eskiden arkadaş çevremde erkekler vardı. Yanımda duranlar veya bazen oturanlar... Fakat yine de onlar sadece arkadaşımdı. Ne bu kadar yakın , ne de bu kadar tuhaf hissetirirlerdi. Çaresizce denileni yaparken kollarım boynuma dolandı. Avuçlarımın içine işleyen gergin omuz kaslarıyla boğazım da derin bir burukluk oluşmuştu. Yutkundum , yutkundum... Derin derin soluduğumda onun kokusu burnuma doldu. Ve omuzlarına sarılan parmaklarım sırtına batmaya başladı. Bu nasıl bir kokuydu böyle? Kusursuz, büyüleyici, yada şuan aklımda canlanmayan başka bir terim... Bilmiyorum. O kadar güzel ki tarif edemiyorum. "Dudaklarımı ısırmayı bırak. Sinirlerim bozuluyor!" Kulaklarıma işleyen buğulu sert sesle dudaklarımın dişlerin arasında ezildiğini hissettim. Kayganlaşan etli dudaklarım dişlerimin arasından kayarken bedenimi kendine çekti. Kollarım kasıldı ve ayağa kalktığımda bacaklarımda hissettiğim yanma hissi tırnaklarımı omuzlarına geçirmeme neden oldu. Utanarak yüzümü buruştururken nefesim boynuna oluk oluk aktı. Dilimi kuruyan dudaklarımın üzerinde gezdiğinde "Kaşınıyorsun!" diye tısladı. Anlamayan bakışlarım yüzün de dolanırken yüzünün yüzüme ne kadar yakın olduğu kahvelerime yükseldi. Gözlerini bir kaç saniye kapattı ve dişlerini sıktı. Sinirlenmiş miydi? Iyi de ben bir şey yapmamıştım ki. Durup dururken böyle öfkelenmesi ne kadar doğru olabilirdi, bilmiyorum. Ki şuan da umursadığım da yoktu. Kollarımı boynundan çekerek geriye doğru bir adım attığımda aramızdaki bu yakınlığı yok etme çalıştım. "Teşekkür ederim." Başını sallamakla yetindi. Ve ardından hiç beklemeden kapıdan dışarıya uzandı.

Gözlerimin kırpıştırarak derin bir nefes alıdığımda bacaklarımdaki yanma hissini umursamadan üstümü düzelttim. Omuzlarına tutunduğumda hissettiğim o koku lanet olsun ki aklımı karıştırmıştı. Neden öyle hissettiğimi zerre kadar bilmiyordum. Açıkcası öğrenmekten korkuyordum. "Kes saçmalamayı Asya. Saçma saçma şeyler düşünme. " Kendimi azarlarken tekrar lavabolara doğru yürümeye başladım. Attığım her adımda yüzüm buruşurken ,yüzümü buruşturan tek şeyin bacaklarımdaki yanma hissi olmadını anladım. Sırtımda çok fena acıyordu. Hemde çok fena...

Lavabonun beyaz mermerinin tam karşısındaki aynanın önüne geldiğimde cebime sıkıştırdığım telefonumu çıkartıp saate baktım. Dersin başlamasına daha onbeş dakkika vardı. Yani hala temizlenmek için zamanım vardı. Hızlı hareketlerle bakışlarımı telefonumdan çekip telefonu tekrar cebime sıkıştırdım ve bakışlarımı aynadaki berbat görüntüme çevirdim.

Saçım başım dağılmış , boynumda hafif bir kuzarıklık vardı. Yanımda kapatıcı kremim yoktu fakat izin o kadar da uzun süreli durmazdı. Bacaklarım kahve lekeleriyle kaplı ve yüzüm sabah azda olsa fondeten sürmüş olmama rağmen sapsarıydı. "Aman ne güzel! Harika görüyorum!" İğrenç ve berbat görüntüm gözlerimin yanmasına neden oluyordu. Ruhum sanki ölmek üzere olan bir kelebek gibi son kez kanat çırpıyor fakat uçmayı başaramayıp yine yerin dibini boyluyordu. Gözlerimi sararmış yüzümde gezdirirken göz altlarımın hafiften morlukların belli olduğunu farkettim. Bu morluklar her gece gördüğüm berbat kabusların uykumu kaçırıp beni uykusuz bırakmasından mıydı yoksa az önce neredeyse boğulacak olmamdan mıydı bilemiyorum. Bildiğim tek şey şuanda berbat durumda olduğumdu. Sıkıntılı nefeslerim tuvalet duvarlarını sertçe çarparken gözlerimde hala yüzümü inceliyordu. Kendimi bir an önce toparlamalıydım.

Ne bacaklarımdaki bu kirlerle ne de berbat haldeki yüzüm ve saçlarımla buradan çıkamazdım.

Burada oyalanmamın bir anlamı yoktu. Zaten biraz daha oyalanırsam derse geç kalacaktım. Elimi çabuk tutup hızla lavabo musluğunu açtım ve ellerimi ıslatarak bacaklarımı temizlemeye başladım.

Bacaklarımı temizlememem tahmin etiğim gibi kahve kurulduğu için çok zor olmuştu.

Dağılan saçlarımı elerimle düzeldikten sonra , sararmış yüzümü umursamayıp daha fazla vakit kaybetmeden çantamı alıp tuvaletten çıktım.

Koridorda biraz ilerledikten sonra sınıfımın zaten bu katta olduğunu farkedip adımlarımı hızlandırdım. Sınıfın kapısının önüne gelmiştimki önündeki gereksiz varlığı görmemle midem bulanmaya başladı. Ismi aklımda yankılanırken benliğimin karardığını ve kalp atışlarımın hızlandığını hissettim...

Şeyma...

Bu kızı görmek midemi atl üst ederken koridorun ortasında dikilmiş sararmış yüzümle sinsi mavi gözlerine bakıyordum. Onunla gözgöze geldiğimde nefesim daralmıştı. Bu şekilde burada dururken fazlasıyla dikkat çekiyordum ve bu da beni rahatsız ediyor, daraltıyordu. Onu umursamadan sınıfa girmeye karar verdiğimde tam karşımda durduğunu yeni farketmişti. Hangi ara dibime kadar geldi bilmiyorum. Fakat bu beni sinir etmişti. Yanından geçip gitmek için sağa doğru bir adım attığımda aynısını yapıp sağa doğru bir adım attı. Sabrım sınanıyor. Sabrım! Derin bir nefes alıp sola doğru bir adım attığımda yine aynısını yapıp sola doğru bir adım attı ve geçmemi engelledi.

Bu kadarı da fazla ama! Resmen bilerek geçmeme izin vermiyor zilli! Sevgilisi ayrı dert kendi ayrı dert!

Kafamda fıldır fıldır dönen düşünceler yine sinirlerimi bozup , yumruklarımı sıkmama neden olurken , gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Bir kaç saniye sonra gözlerimi açtığımda yüzüme alayla baktığını farkettim. Bu iğrenç yüz hali sinirlerimi gerçekten çok bozmuştu. Dünyadaki belki de en gereksiz varlığı yüzünden yaşadığım utanç ve hırpalanmam aklıma geldikçe sinir oluyor , yumruklarımı daha da fazla sıkıyordum. Şeymanın, sefil suratını görmeye daha fazla dayanamayacağım için sert bir sesle çıkıştım. "Acaba diyorum!

Sen şu kapını önünden çekilsende bende artık içeri geçsem!" Sert sesim suratını şekilden şekile koymasına , gözlerini irice açmasına neden olurken bende hala sinirli bir yüz ve çatık kaşlarla ona bakıyordum.

Tam o iğrençdiğim ağzını açıp konulacaktı ki konuşmasına fırsat vermeden lafını böldüm.

"Anlama kıtlığın mı var! Çekilsene şurdan " Pekala! Bu biraz fazla sert olmuş olabilir. Fakat tuvalette bana yapılanları yanında bu hiçbir şeydi.

Aslında bu kız çok daha fazlasını hak ediyorduya neyse . Allah'tan ben vicdanlı bir insanım. "Sanane be çekilirim , çekilmem keyfimin kahyası mısın?" Nefret edeceğim viç viç sesini duyduğumda midem ağzıma gelirken aynı zamanda alt üst oluyordu. Normal de benden çekinmesi gerekirken hala konuşması utanmazlığını kanıtlıyordu. Anlaşılan utanmak gibi bir huyu yoktu. Gereksiz, iğrenç varlık, hijyen yoksunu!

Bu kıza her baktığımda midem biraz daha bulanıyordu ve bu duruma daha fazla dayanabileceğimi sanmıyorum.

Onu bir an önce yolumdan çekmem gerekiyordu. Çenemi dikleştirerek tek kaşımı kaldırdığım da iğneleyici bir sesle konuşmaya başladım. " Bana bak akıl fukarası! Oyun oynamayı bırak çekil önümden." Bir yere kıpırdamayınca sinirlenip konuşmaya devam ettim. "Eğer yolumdan çekilmezsen elimde kalırsın. Çekil yolumdan!" Asabi tavrım beni fazlasıyla daraltıyordu. Insanlara karşı hep kibar aynı zamanda mesafeli ve soğuk olmayı amaçlayan bir insandım. Fakat karşımdaki kişi için bu pekte mümkün olmuyordu. Derin bir nefes alıp gözlerimi onun gözlerine diktiğimde yediği lafın gerginliği ile fazlasıyla agrasif olduğunu fark ettim.

Bir de o agrasiflik yapıyor!

İç sesimi bilmiş sözleri yine aklımın sert duvarlarına çarparken bakışlarım hala onun üzerindeydi. Yediği lafın ağırlığıyla yumruklarını sıkıp üzerime doğru bir iki adım atmıştı ki sert bir kız sesi onu yerine adeta çivilemişti. "Şeyma!Seni sarı ciyan! O kızdan uzakdur!" Bakışlarımı sesin geldiği yöne çevirdiğimde Şeyma gibi sarışın ,mavi gözlü bir kız, kaşlarını çatmış hızlı adımlarla bize doğru yürüyordu. Çok sinirli görünüyordu...

Gergin yüzü , çatık kaşlarıyla uyumlu olarak kasılırken Şeyma'nın fazlasıyla gerildiğini ve yüzünün sinirden morardığını farkettim. Morarması içten içe sırıtma isteği uyandırsada bu isteğimi bastırıp ifadesizce ona bakmaya devam ettim. Hala çok morarmış ve gergindi.

Korkak Şeyma! Tuvalette oynaşırken hiç korkmuyordun.

İçimdeki şımarık Asya'nın eğlenerek söylediği sözlere içten içe gülümserken sarışın kız da çoktan yanımıza gelmişti. Bakışlarımı ona çevirdiğimde bana değilde Şeyma'ya sinirli ve çatık kaşlarla baktığını gördüm. Mavi gözleri kısılmış, yüzü soluk ve ifadesizdi. Zayıf bir kızdı. Boyu benden daha kısa , bedeni kemikleri sayılacak kadar zayıftı. Asıl farkettiğimse duruşuydu. Omuzları gergindi. Duygusuz yüzü, soğuk konuşması, biraz tuhaftı. Kendinden emin görünüyordu. Güçlü ve dirençli... Fakat aynı zamanda yorgun. "Ne oluyor burda? Senin burada ne işin var!" Sesiyle onu incelemeyi bırakıp gözlerimi ondan çektim. Bakışlarım Şeyma'ya kayarken yutkunduğunu ve derin bir nefes aldığını gördüm. Tam konuşup kendini savunacağı sırada sinirle onu susturdu. "Her neyse!Gereksiz kalabalık yapma. Defol!" Kaşları çatıldı fakat kendisine yöneltilen sözlerden geri kalmadı. "Sana ne? Bu seni neden ilgilendirsin ki!" dediğinde sadece cesur davranmaya çalışıyordu. Açıkçası başardığını düşünmüyordum. Çünkü yüzü kızarmaya başlamıştı. "Gerçekten bu kadar aptal olamazsın."diyen kararlı sesle bakışlarımı ona çevirdim. Yüzünde gözlerine ulaşamayan solgun gülümseme vardı. Derin ve kendin emin bir nefes aldı. Açık mavi gözlerini kısarak Şeyma'ya doğru bir adım attı. "Istersen burda dur. Hatta tüm gün dikile bilirsin. Tabi götün yiyiyorsa!" Gözlerim irice alırken karşımda birbirinden oldukça farklı iki sarışına baka kalmıştım. Biri korkak , utanmazdı. Bir diğeriyse cesur ve fazlasıyla dik kafalı görünüyordu. En çok hangisi ürkütücüydü?Sanırım adını bilmediğim sarışın daha ağır basıyordu.

"Ne saçmalıyorsun!" dişlerini sıkarak geriye doğru bir adım atan Şeyma gergin duruşunu hiç bozmamıştı. Kuyruğunu dik tutmaya çalışıyordu. Fakat bu pekde işe yarıyor gibi değildi. "Saçmalamıyorum. Sadece hak etmediğin halde merhamet ediyorum. Jaden'nin, kaldırdığın başını çok sevdiğin tuvalete sokmasını istemiyorsan defol!" Kaşlarım daha ne kadar çatılabilirdi bilmiyorum. Fakat az önce

Bölüm sonu

2 yorum