“Adın artık Vira değil,” dedi İtalyanca, ama yavaşça, anlayayım diye. “Yolculuk uzun. Amerika’ya gidiyoruz. New York üzerinden bir tesise. Orada… yeniden doğacaksın.” “Neden Amerika?” diye sordum Türkçe. Sesim kısık çıkmıştı. Gülümsedi hafifçe. “Çünkü orada en iyi uzmanlar var. Plastik cerrahlar, eğitmenler, psikologlar… Ve örgütümüzün merkezi orada. Seni ajan yapacağız. En iyilerinden biri.” “Örgüt mü?” Başını salladı. “Adını henüz bilmene gerek yok. Gizli bir birim. Devletler üstü. Senin gibi kırılmış ruhları toplarız. Onları silahtan daha keskin hale getiririz.” “Teşekkür ederim,” dedim sonunda. “Beni… bulduğun için.” Hafifçe gülümsedi. O gülümseme gözlerine ulaşmadı, ama yeterdi. “Uyumaya çalış, piccola,” dedi. “Yarın yeni hayatın başlıyor.” Başımı tekrar cama yasladım. Aşağıda okyanus vardı artık; sonsuz bir karanlık. Ve ben, o karanlığa doğru uçuyordum. Yeni bir ben olmaya. Uçak New York üzerinde alçalmaya başladığında pencereden aşağı baktım. Şehir ışıkları sonsuz bir deniz gibiydi; gökdelenler, köprüler, sarı taksilerin akıntısı… Her şey devasa, yabancı ve soğuktu. Saat farkından dolayı bedenim yorgundu ama zihnim uyanıktı. Lorenzo yanımda oturuyordu, dizüstü bilgisayarında bir şeyler yazıyordu. Bana dönüp hafifçe gülümsedi. “Hoş geldin, piccola. Burası yeni başlangıcın.” İniş yumuşaktı. Özel bir pistten çıktık yine; pasaport kontrolü yok, gümrük yok. Siyah bir SUV bekliyordu bizi. Şoför kapıyı açtı, bindik. Lorenzo bu kez yanımda oturuyordu. Yol boyunca şehirden uzaklaştık. Manhattan’ın ışıklarını geride bıraktık, ormanlık bir alana girdik. Saatlerce sürdü yolculuk. Sonunda yüksek duvarlı, güvenlikli bir kampüse vardık. Kapıda tabela yoktu; sadece bir kod ve kameralar. İçeri girdik. Bina modern ama soğuktu; cam ve çelik, gri tonlar. Lorenzo beni bir odaya götürdü: Beyaz duvarlar, tek kişilik yatak, küçük bir banyo. Pencere yoktu. “Burada kalacaksın ilk hafta,” dedi. “Yarın başlıyoruz. Tıbbi kontroller, psikolojik değerlendirme… Sonra operasyonlar.” “Operasyonlar mı?” diye sordum. Başını salladı. “Yüzün, vücudun… Her şey değişecek. Acı olacak, ama dayanıklısın. Gördüm.” O gece yalnız kaldım odada. Işıkları söndürdüm, yatağa uzandım. Tavana bakarken eski hayatımı düşündüm son kez. Oğuz’un kahkahası, Mert’in hakaretleri, sınıftaki fısıldaşmalar… Hepsi uzak bir kâbus gibiydi. Ama artık uyanmıştım. Ertesi sabah kapı çalındı. Lorenzo içeri girdi, elinde bir dosya. “Adın artık Ariv,” dedi. “Ariv Noir. İtalyan kökenli, ama kimse sormayacak. Geçmişin yok. Ailen yok. Sadece görevlerin var.” Dosyayı uzattı. İçinde yeni kimliğim: Fotoğrafsız pasaport, banka hesapları, sahte anılar. “İlk operasyon yarın,” dedi. “Liposuction ve yüz kontürü. Sonra saç ekimi, burun, çene… Altı ay sürecek. Sonra eğitim: Dövüş, silah, diller, gizlilik…” Gözlerime baktı. “Pişman mısın?” Hayır dedim içimden. Sesim çıkmadı ama başımı salladım. Lorenzo kapıya yürüdü. Çıkmadan önce durdu. “Bir gün teşekkür edeceksin bana, Ariv. Ve bir gün… o çocukluk yaralarını kapatacaksın.” Kapı kapandı. Dönüşüm bir gecede olmadı. Tam altı ay sürdü; her günü, her saati acı, ter ve kararlılıkla doluydu. Kampüs, dışarıdan bakıldığında sıradan bir araştırma merkezi gibi görünüyordu ama içerisi bir laboratuvar ve cezaevi karışımıydı. Pencereler yoktu, gün ışığı yoktu, sadece floresan lambalar ve sonsuz gri koridorlar. İlk ay tamamen tıbbiydi. Liposuction ameliyatından uyandığımda vücudum yanuyordu. Karın, kalça, bacaklar, kollar… her yer sargı içindeydi. Hareket etmek imkânsızdı; en ufak bir kıpırdanışta dikişler acıyla hatırlatıyordu kendini. Ağrı kesiciler veriliyordu ama tam kesmiyordu. Lorenzo her gün ziyaret ediyordu. “Bu acı geçici,” diyordu. “Eski vücudun ölüyor, yenisi doğuyor.” İyileşme döneminde drenler vardı; vücudumdan çıkan sıvılar iğrençti ama alıştım. Yemekler kontrollüydü: Yüksek protein, düşük karbonhidrat. Kilo kaybı hızlıydı; haftada 3-4 kilo. Ama bu kez doğal değil, zorla. İkinci ay yüz operasyonları başladı. İlk olarak burun: Kemik törpülendi, uç kaldırıldı. Uyanışım korkunçtu; burnumda tamponlar, yüzüm şiş ve mor. Nefes alamıyordum, konuşamıyordum. Bir hafta sadece sıvı gıdayla beslendim. Sonra çene ve elmacık kemikleri. Çeneme implant kondu, daha ince ve keskin olsun diye. Elmacık kemiklerine yağ enjeksiyonu ve dolgu. Göz kapaklarım hafif çekildi, daha badem şekli aldı. Dudaklara dolgu; ince dudaklarım dolgunlaştı ama abartısız. Her ameliyattan sonra şişlik ve morluklar haftalar sürüyordu. Aynaya bakmak yasaktı ilk başta; doktorlar “Psikolojik olarak hazır olana kadar görme” diyordu. Ama ben merak ediyordum. Bir gece gizlice banyoya girdim, sargıları araladım. Tanınmaz haldeydim; Frankenstein gibi. O an ağladım son kez. Ama bu kez zayıflıktan değil, değişimin korkusundan. Üçüncü ay saç ve dişler. Kısa saçlarım tamamen tıraş edildi. Saç ekimi için kafamda binlerce delik açıldı. Yeni saç folikülleri ense bölgesinden alındı, ön tarafa ve tepeye ekildi. Uzun, dalgalı saçlar olacaktı. İlk aylarda döküldü, sonra yavaş yavaş uzadı. Renk doğal kaldı ama parlaklık için bakım yapıldı. Diş tellerim çıkarıldı. Dişlerim beyazlatıldı, hafif düzeltmeler yapıldı. Artık gülümsediğimde metal parıltısı yoktu; kusursuz, beyaz bir sıra. Dördüncü ve beşinci ay vücut eğitimi. Artık sargılar çıkmıştı, hareket edebiliyordum. Sabah 5’te kalkış, 6’da spor salonu. Kişisel antrenörüm bir eski asker; acımasızdı. Kardiyo, ağırlık, HIIT, boks, jiu-jitsu… Her gün 4-5 saat. Kaslarım yanardı, kusardım bazen ama durmadım. Diyetisyen her öğünü hesaplıyordu. 1800 kalori, ama doğru makrolar. Protein shake’ler, ızgara tavuk, yeşillik, avokado. Şeker yok, ekmek yok, abur cubur yok. Vücudum değişti gözle görülür şekilde: Belim inceldi, karın kaslarım çıktı, kalçalarım sıkılaştı, bacaklarım uzamış gibi oldu. Altıncı ay zihinsel eğitim ve son dokunuşlar. Hipnoz seansları: Geçmiş travmalar siliniyordu yavaş yavaş. Oğuz’un yüzünü hatırladığımda artık kalp atışım hızlanmıyordu; sadece soğuk bir öfke kalıyordu. Öfke kontrolü, meditasyon, stres altında karar verme. Lens takıldı permanent: Göz rengim kahverengiden derin yeşile döndü. Makyaj dersleri aldım; artık smokey eyes, kontür yapabiliyordum. Yürüyüşüm değişti; kambur duruş gitti, omuzlar geride, baş dik. Son gün Lorenzo odama geldi. Elinde büyük bir ayna vardı. “Bak,” dedi sadece. Aynayı uzattı. Karşımdaki kadın… ben olamazdım.
Bölüm 8
7.Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.