İçeriğe geç

Phantom Ajan

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Phantom Ajan

Bölüm 3

2.Bölüm

Zil çaldığında koridordan gelen ayak sesleri yavaş yavaş yükseldi. Sınıf kapısı aralandı, öğrenciler teker teker içeri girdi. Her zamanki gibi gruplar halinde sohbet ediyorlardı; kahkahalar, telefon ekranlarına bakıp gülüşmeler, sırt çantalarının zipper sesleri… Ben en arka sırada, cam kenarında oturuyordum. Çantamı masanın altına koymuş, defterimi açmıştım ama gözlerim dışarıdaydı. Kimse yanıma gelmiyordu. Sıramın etrafı bomboş kalmıştı; sanki görünmez bir bariyer vardı ve kimse o çizgiyi geçmek istemiyordu. Ön sıralar doluydu, orta sıralar doluydu, ama benim sıramın iki yanındaki koltuklar boş. Her zaman olduğu gibi. Son gelenler de oturdu. Kapı tamamen kapandı. Tam o anda sınıf öğretmenimiz Bayan Elif içeri girdi. Elinde bir dosya, yüzünde her zamanki ciddi ifade. “Günaydın çocuklar,” dedi kısık bir sesle. “Bugün biyoloji dersindeyiz. Konumuz endokrin sistemi ve metabolizma bozuklukları.” Tahtaya geçti, tebeşiri aldı. Yazmaya başladı: Obezite ve Sağlık Etkileri. Kalbim sıkıştı. Gözlerimi tahtadan ayıramıyordum. Neden bugün? Neden bu konu? Bayan Elif anlatmaya başladı. Slaytları açtı, projeksiyonda yağ dokusu görüntüleri, diyabet istatistikleri, kalp hastalığı riskleri… Her cümlede içimde bir şey daha ağırlaşıyordu. “Gençlerde obezite hızla artıyor,” diyordu. “Fazla kilolar sadece estetik bir sorun değil, aynı zamanda ciddi sağlık riskleri taşıyor. Hormonal dengesizlik, düşük özsaygı, sosyal dışlanma…” Düşük özsaygı. Sosyal dışlanma. Gözlerimi masaya indirdim. Ellerim kucağımda sıkı sıkı kenetlenmişti. Birden arkadan bir ses yükseldi. Emir’di. Sınıfın en popüler erkeklerinden biri; uzun boylu, sporcu, her zaman gülümseyen ama gülüşü acıtan biri. “Hocam,” dedi alaycı bir ses tonuyla, “konuyu uygulamalı anlatalım mı? Bakın burada canlı bir örnek var!” Başını çevirdi, doğrudan bana baktı. Parmak ucuyla beni işaret etti. Sınıfta bir sessizlik oldu. Sonra patlayan kahkahalar. Önce birkaç kişi güldü, sonra neredeyse herkes. Kızlar ellerini ağızlarına kapatıp kıkırdıyor, erkekler açık açık kahkaha atıyordu. Biri “Canlı deney!” diye bağırdı. Bir başkası telefonunu çıkardı, muhtemelen hikaye çekiyordu. Gözlerim anında doldu. Boğazıma bir yumru oturdu. Nefes alamıyordum. Yüzüm yanıyordu, kulaklarım uğulduyordu. Bayan Elif sertçe tahtaya vurdu. “Yeter! Susun hemen!” Kahkahalar yavaşladı ama tamamen kesilmedi. Fısıldaşmalar başladı. “Çok komik ya…” “Bak yüzü kıpkırmızı oldu.” “Şişko Vira yine ağlayacak galiba.” Hoca bana baktı. Gözlerinde bir anlık acıma gördüm ama hemen geçti. “Emir, bir daha böyle bir şey duyarsam doğrudan müdüre gidiyorsun,” dedi soğuk bir sesle. “Şimdi konumuza dönüyoruz.” Ders devam etti. Ama benim için bitmişti çoktan. Başımı masaya yasladım, kollarımın arasına gömdüm yüzümü. Gözyaşları sessizce akıyordu. Kimse görmüyordu – ya da görmek istemiyordu. Hoca anlatıyordu, slaytlar değişiyordu ama kulaklarımda sadece o fısıldaşmalar vardı. “Ne kadar kilolu ya…” “Diş telleri de üstüne iğrenç duruyor.” “Kimse onunla oturmaz zaten, kokuyor mudur ne?” Her kelime bir bıçak gibi saplanıyordu. Ders zili çaldığında herkes hızla toplandı. Çantalar kapandı, sandalyeler gıcırdadı, ayak sesleri kapıya doğru yöneldi. Kimse bana bakmadı. Kimse “Hadi Vira” demedi. Kimse yanımda oturduğu için utanmadı – çünkü kimse yanımda oturmuyordu. Kapı kapandı. Sınıfta tek başıma kaldım. Sessizlik o kadar yoğundu ki kendi kalp atışlarımı duyuyordum. Başımı kaldırdım. Tahta hâlâ oradaydı: OBEZİTE yazısı büyük harflerle. Gözlerim tekrar doldu. Bu kez tutamadım. Hıçkırıklar boğazıma takıldı, omuzlarım sarsılmaya başladı. Ağladım. Uzun uzun ağladım. Kimse duymuyordu. Kimse umursamıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.