"Neler oluyor hyung? Çok karanlık! Ben gerçekten çok korkuyorum," diye bağıran Jeongin hislerinde yalnız değildi.
Şu an karanlıktan dolayı gözüm hiçbir şey görmüyordu. Gerçekten korkum giderek artıyordu.
Gözümün biraz daha karanlığa alışmasıyla gözlerimi kısarak çevreme bakındım. Bangchan'ın sarıldığı küçük kardeşlerine daha sıkı sarıldığını görüp diğerlerine seslendiğini işittim.
"Birbirinizden sakın ayrılmayın. Sakin olun, burası büyük bir hastane. Az sonra jeneratörler devreye girer."
İsmini Jisung olarak bildiğim kişi elini cebine attı. Telefonunu çıkardı. Herkesten önce daha mantıklı bir hareket yaptı ve flaşıyla tüm odayı aydınlığa kavuşturdu.
"Bu herifin derdi ne?!" diye bir anda hiddetlenerek bağıran Seungmin; korkmamam ve yaramın acımaması için bana hafifçe sarılıyor, arada bir de kolumu sıvazlıyordu.
"Ne istiyor benden? Neden bana bunu yapıyor?" diyebildiğimde Seungmin teselli amacıyla yeniden söze girdi.
"Sakin ol, tek değilsin. Bak, burada kaç kişiyiz? 1 kişiye karşı 8 erkek ve çok da güçlü, kahraman bir kız var odada. Korkma..."
Bu esnada birden kapının açılmasıyla ben dahil herkes olduğu yerde sıçradı!
Jisung bile elindeki telefonu düşürerek odayı yeniden karanlığa mahkûm etti.
Ben ve maknae Jeongin'in o an attığı ufak çaplı çığlığa karşılık içeri giren kişi hemen, "Korkmayın, benim!" diye bağırdı.
Bu menajerin sesiydi. Onun sesini duyan herkes derin bir 'oh' çekti.
"İyisiniz değil mi çocuklar? Manyak herifi duyunca hemen koştum ama bir anda ışıklar sönüp millet çığlık çığlığa hastaneden çıkmak isteyince izdihama uğramamak adına hemen gelemedim."
Bu sefer hepsinden önce Changbin, "İyiyiz hyung," dedi.
Jisung yerdeki telefonunu alıp yeniden flaşını yakarak odayı aydınlattı. Seungmin de menajerlerine dönerek sorusunu yöneltti.
"Ne yapmamız gerekiyor hyung? Burada böylece duracak mıyız?"
"Dışarı çıkacağımız zaman başımıza ne geleceği belli olmaz. Bir arada kalmalıyız. Böylesi daha güvenli gibime geliyor çocuklar."
O esnada benim aklıma polis memurunun konsolun üzerine bıraktığı telefonum geldi. Numarasını kaydettiğini söyleyip acil bir durumda, her ihtiyacım olduğunda çekinmeden aramam gerektiğini söylemişti. Bundan dolayı:
"Telefonum," diye seslenerek telefonumu işaret ettim.
Jisung'un flaşının aydınlattığı odada Hyunjin'in hemen yanındaki konsolun üzerinde duran telefonumu gösterdim.
Hyunjin, ağzımdan çıkan tek kelime ve işaret ettiğim şeyle ne olduğunu anladı. Konsolun üzerindeki telefonu alarak bana uzattı.
Tek elime bana uzatılan telefonu alınca Seungmin, ellerini benim üzerimden çekti ama hemen yanı başımda ne yaptığıma bakmaya devam etti.
Telefonumun rehberine girdim. Sorun şu ki, polis memurunun kendisini nasıl kaydettiğini bilmiyordum. Bunun için rehberde gezinmeye başladım. Zaten çok kişi yoktu. Toplasam 40 kişi etmezdi belki de. Bundan dolayı kendisini 'polis amca' olarak kaydeden kişiyi bulmam zor olmadı.
Hemen ismin üzerine dokundum ve çağrı yaptım. Ama... Ama telefonum çekmiyordu. Hızla:
"Telefon çekmiyor. Sizinkisinden arayalım," dedim ve ellerini ceplerine atan beyleri izledim ama bir anda hepsinin de yüz ifadesi daha çok değişti. Changbin, "Benimkisi de çekmiyor," dedi. Ardından sırayla herkes bir bir 'benimkisi de' deyince tüm umutlar tükenmiş gibi büyük bir hezimete uğradık.
Çok sessizdi.
Hiç kimseden çıt dahi çıkmıyordu.
Tam da bu sessizliğin üzerine kapıya 'tak tak tak' diye vurulmasıyla ben dâhil herkes birden o tarafa döndü.
Kapı görünmüyordu. Kendi bulunduğumuz yer ile kapının arasında 'L' şeklinde bir duvar vardı.
Kalplerimiz o kadar hızlı atıyordu ki Jeongin'in yüksek sesle nefes alışverişleri dâhil herkesin kalp ritmi âdeta odada duyuluyordu.
Biz sessiz kalınca kapıdan yeniden 'tak tak tak' sesi geldi. Ardından belirli aralıklarla bu tekrarlanmaya devam etti.
'Tak tak tak...'
Buna daha fazla dayanamadığını anladığım Seungmin ciddi bir ifadeye bürünerek konsolun üzerindeki cam sürahiyi aldı ve sert bir şekilde duvara vurarak parçalara ayırdı.
Korkuyla ne yapacağını izliyor, çıtımı dahi çıkaramıyordum.
Sağ eline parçalanan sürahiden kalan büyük bir cam parçasını aldı. Ardından yüksek sesle bağırdı.
"Oyun mu istiyorsun?! O hâlde gel oynayalım!"
Ve kendi telefonunun flaşını da yakarak son sürat kapıya doğru ilerledi. Onu hızla Felix durdurdu.
"Ne yapıyorsun? Bunu tek başına yapamazsın, "dedikten sonra, "Bekle," dedi ve o da kendisine büyük bir cam parçası bulduktan sonra Seungmin'in yanına geçti.
"Yah! Sadece ikiniz mi varsınız?!" diyen Jisung da dolabın kapağını açarak içinden sert plastikli askılıkları çıkardı. Birini iki eliyle baskı uygulayarak kırınca plastik olan şey bile kesici bir alete dönüşüverdi.
Hazırdılar! Menajer de cesur üçlünün yanına geldi. Eli boştu ama yanlarındaydı sonuçta.
"Siz bekleyin çocuklar. Felix ve Seungmin, kapının açılma yönünde olun. Jisung sen de benim yanımda ol. Hızlıca kapıyı açtığımda Seungmin ve Felix dışarı fırlayarak adamı etkisiz hâle getirmeye çalış-" demeye kalmadan bir anda sözü kesildi.
Odada bulunan ve odanın büyük bir bölümünü kaplayan cama doğru bakıyordu.
Onun bir anda susmasıyla Jisung menajerinin daldığı yere doğru telefonunun flaşını çevirdi.
Hepimiz merak içerisinde o yöne doğru baktık.
Camın önünde uçuşan şey bir dron muydu?!
Gözlerimiz korkuyla irileşirken bir anda dron odanın camına dalarak camın buz gibi dağılmasına, odanın içindekilerin deli gibi çığlık atmasına neden oldu.
Tam o anda bütün hastanenin ışıkları devreye girdi. Her yer aydınlanırken dron da aniden ortadan kayboldu.
...
👇🏻Kim Seungmin👇🏻


