Bu soruyu nasıl cevaplayabilirdim ki? Yıllar geçmesine rağmen peşimi bırakmayan tek şey bu psikopattı.
Sürekli bana o zamanki pişmanlığımı hatırlatıp duruyor ve ne zaman mutlu olmaya çalışsam bu mutluluğumu bozacak bir psikopatlık yapıyordu.
"Özel bir mesele mi?" diye yeniden soran polis memuru bana baktığında gözlerimin dolduğunu ve gülen yüzümün solduğunu görmüş olmalıydı.
Diğer üyeler, Lee Know bile pür dikkat benim ağzımdan çıkacak kelimeleri duymak için kulaklarını dört açmış; sessizce bekliyor gibiydi.
Gözümden süzülmeye başlayan birkaç damla gözyaşıyla beraber başımı yere eğdim ve kimseye bakmayıp parmaklarımla oynayarak konuşmaya çalıştım.
"Ben... Evet, bu biraz özel bir mesele ve ben... Anlatmak istemiyorum. Anlatıp da bir daha... Bir daha..."
Boğazımdaki düğümü gidermek için yutkunmaya çalıştım.
Daha sonra yine Bangchan tarafından bana uzatılan bardağı elime aldım ve yavaşça suyu yudumladım.
Kendime gelmeye çalışırken de dalgınca bardakla oynayarak sessiz kaldım. Yaşadıklarım bir bir aklıma dolmaya, bana büyük bir acı vermeye başladı.
O an elimdeki cam bardak; sinirle, dalgınca sıktığım için parçalanıverdi. Herkes bu sesle olduğu yerde sıçrarken ben daha fazla tutamadım kendimi.
Aklıma düşen, hayatımın en kötü ve en can yakıcı anılarını hatırlayınca daha fazla kendimi tutamayarak ağzımdan bir hıçkırık kaçırdım. O hıçkırıktan sonra ardı arkası kesilmedi.
Kendime engel olamadım.
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Elimden süzülen kan çarşafıma akıyordu. Hemen üyeler beklemediğim bir ilgiyle bana doğru eğilerek benimle ilgilenmeye başladılar.
Seungmin, benim bardağı kırdığım elimi nazikçe tutarak elimde kalan cam parçalarını hafifçe battaniyenin üzerine doğru silkelemeye başladı. Menajerleri de araya girerek, "Bir hemşire çağır, eline baksın hemen Changbin! Lee Know sen de görevli personelden temiz bir battaniye daha iste! Cam kırıklarına dokunmayın çocuklar. Battaniyeyi öylece kaldırırız şimdi," diye bağırdı.
"Tamam hyung."
"Sakin ol, geçti."
Üyeler beni sakinleştirmeye çalışırlarken ben hıçkırarak da olsa detayına girmeden birkaç şeyi anlatmaya başladım.
"Ben... Size her şeyi anlatabileceğimi sanmıyorum ama geçmişimde canımı yakacak çok şey yaşadım. Yaşadıklarımdan hemen sonra bu mesajlar başladı. Bir şekilde bu adam benim kim olduğumu biliyor ve benimle dalga geçiyordu. Aslında daha çok sanki korkutmaya çalışıyor gibiydi. Başta mesajlarını ciddiyete almıyordum ama sonra attığı saçma mesajlar bir bir gerçekleşmeye başladı. Benimle bayağı bir oyun oynuyordu."
"Nasıl oyunlar?"
Hıçkırıklarım durdu. Ellerimin tersiyle gözlerimdeki yaşları sildim. Burnumu çektim ve biraz daha sakinleştikten sonra anlatmaya devam ettim.
"Bilmece şeklinde telefona mesajlar atıyordu. Benim de aklıma takılıyordu hâliyle. Düşündükçe ne yazmak istediğini anlıyordum. Bilmece tarzı yazdığı bu mesajların içinde gün, tarih, saat bile oluyordu. Sadece detaylarda saklıydı. O günde, o saatte gittiğim yerde bilmecenin içinde yazdığı şeyler çıkıyordu. Bildiğiniz oyun oynuyordu işte."
"Tanıdık biri olabilir mi?"
"Sanmıyorum. Ama beni çok iyi tanıdığı kesin."
"Tamam, şimdilik bu kadar yeter. Telefonunu inceletmeye göndermiştik. İnceletmeden bir sonuç çıkmayınca kendi numaramı buraya kaydettim. Bir ihtiyacın olduğunda beni mutlaka ara olur mu? Kendine dikkat et."
Polis memuru telefonumu konsolun üzerine bırakıp ayaklanınca yanındaki memurlar da ayaklandı ve odadan çıktılar.
Bu sefer oda oldukça sessizdi. Her ne kadar kalabalık olursa olsun, çok sessizdi. Bu sessizliği içeri pat diye dalan hemşire, görevli bir personel, Changbin ve Lee Know bozdu.
Hemşire gelir gelmez elime pansuman yapmaya başlarken görevli, üzerimdeki battaniyeyi kaldırıp güzelce topladı ve yeni getirdiği battaniyeyi serdi.
Tüm bunlar olmaya devam ederken bir ara Lee Know'un Hyunjin'in kulağına eğilerek sessizliği bozmadan fısıldadığını işittim.
"Neyi kaçırdım?"
...


