Valizimden zaten çıkarmadığım eşyalarımın üzerine kullandığım eşyaları yerleştirmek uzun sürmedi. Her şeyimi toparlayarak valizimi kapattım ve fermuarını çektim.
Tam bu esnada kapım tıklatıldı.
O anki panikle valizimi hızla yatağımın altına ittim ve ayağa kalktım. Ellerimi arkada birleştirerek hafif sesimi yükseltip seslendim.
"Girebilirsiniz."
Odanın kapısı açıldı ve içeriye eşofmanlarını giymiş bir şekilde Seungmin süzüldü. Sessiz olmaya dikkat ederek kapıyı oldukça dikkatli bir şekilde, yavaşça kapattı. Kapatırken yüzünü dahi buruşturmuştu.
Beni görünce gülümseyerek yüzüme baktı. Utanıyormuşçasına elini saçlarına daldırdı.
"Ah... Şey... Birkaç gündür seninle birlikte yatıyoruz. Ben de şey... Seninle yatmaya alıştım galiba. Uyku tutmadı bir türlü. Dolayısıyla şey... Ihm... Ben de buraya gelmek istedim. Belki... Belki yine beraber uyuyabiliriz diye düşündüm."
Onun bu hâline gülümsedim. Gerçekten çok şirin görünüyordu.
Onunla yatma konusuna gelirsek...
Birkaç gündür üyeler oturma odasında yer yatakları serip yattıkları için biz de Seungmin ile beraber yatmaya devam ettik.
Bana alışmış olması her ne kadar bir taraftan oldukça heyecanlanmama yol açsa da öbür taraftan içimde bir burukluğa sebep oldu.
Seungmin'in kendisine has olan kokusu gerçekten eşsiz ve dinlendirici bir kokuydu. O kokuyu yine solumak istiyordum. Hem madem gidiyordum, onunla bir kere daha beraber yatmanın keyfini çıkarabilirdim değil mi?
"Olur tabii, gel."
Benim de üzerimde eşofman altım ve sade beyaz tişörtüm vardı. Üzerimi değiştirmeme gerek yoktu.
Pikemi kaldırarak yatağımın içine girdim ve Seungmin'i bekledim.
Yüzündeki tatlı gülümsemesiyle, ayaklarını yere sürte sürte yatağıma yaklaştı ve içine girerek pikeyi tam olarak üzerimize örttü.
Başını yastığa koyar koymaz yine gözlerimiz birbiriyle buluştu.
Bu isteğimi garip karşılar mıydı bilmiyorum ama birkaç gündür zaten yapıyorduk. Bu yüzden pek de çekinmeden, hızlı bir şekilde isteğimi dile getirdim.
"Sana sarılabilir miyim?"
Yüzündeki gülümsemesi daha da arttı.
"Tabii ki."
Onayı alır almaz hemen kollarımı ona doladım. Kolumun birini belinin altından geçirirken diğerini tam tersi yönünde atarak ona sıkıca sarıldım.
Başımı da göğsünün üzerine yatırdım.
Huzur bulduğumu hissediyordum. Yine rahatlıyordum.
Onun da beni saran ellerini belimde hissettiğimde bir an gerildim. Hâlâ alışamamıştım bu duruma ve bu durum karşısında ortaya çıkan garip hislere.
Kalbim hızını yine artırmaya başladı. Doya doya onun o güzel kokusunu içime çekmeye başladım.
"Özür dilerim Mi Yeon. Seni kırmak istememiştim."
Hâlâ kafasında bu mu vardı yani? Tebessüm ettim ve ona cevap verdim.
"Biliyorum Seungmin. Özür dilemene gerek yok. Sen özür dilenecek bir şey yapmadın. Asıl ben özür dilerim."
"Ne için?"
Sustum. Başımı, yüzünü görebilmek için hafif yukarı kaldırdım. O da bana bakıyordu.
İçten bir tebessüm gönderdim.
"Her şey için. Her şey için çok özür dilerim. Beni affet. Yaptıklarım ve yapacaklarım için."
"Saçmalama lütfen."
Beni kendisine daha çok bastırdı. Aslında şimdiden kapalı da olsa özrümü dilemiştim ama o bunu fark etmemişti.
"Beni sevdiğin için asıl ben teşekkür ederim Nam Mi Yeon."
Bunu hüzünlü bir edayla söyleyince kaşlarım çatıldı. Başımı kaldırıp onun parlayan gözlerinin içine baktım.
"Ne demek bu?"
Yüzüne buruk bir tebessüm yerleştirdi.
"Öyle işte. Ben, bu hayatta biri tarafından asla sevilebileceğimi düşünmezdim."
Kalbime koca bir ağırlık oturdu. Yutkundum.
"Neden ki?"
"Bir grubumuzun diğer üyelerine bir de bana baksana Mi Yeon. Görsel olarak hepsi de çok çok iyiler. Çok yakışıklılar. Asla kıskanmıyorum yanlış anlama ama ben onlar kadar iyi değilim bu konuda."
Hemen itiraz ettim.
"Hayır Seung-"
Sözümü kesti.
"Öyle Mi Yeon. Hayranlar tarafından en son sıradaki puanları alan ben oluyorum. En az ben bias olarak seçiliyorum. Onlar kadar yakışıklı, çekici değilim. Onlar kadar cesarete, özgüvene de sahip değilim. Çok zorlanıyorum. Günlerce yalnız başıma bulduğum her köşede ağladığım da oluyor. Beni hep gülerken gördükleri için mutluyum sanıyorlar ama içimde kopan fırtınaları görmüyorlar. Kimse bunun için çabalamıyor. Sesime güvendiğim için çıktım bir yola ama sesimle bile arka planda kalıyorum. İnsanlar beni pek sevmiyor ve nasıl sevdirebilirim onu da bilmiyorum."
Göz pınarları dolmuş şekilde gözlerimin içine bakmaya devam ederken benim de gözlerim doldu. Onu ilk defa böyle görüyor, sesini ilk defa üzüntüden titrerken işitiyordum.
"Seungmin," dedikten sonra sağ elimi kaldırıp yumuşacık yanağına attım. Elim yanağıyla temas eder etmez gözlerini yumdu. Göz pınarlarında bekleyen gözyaşları böylelikle akmış oldu.
Baş parmağımı devreye soktum. Gözlerinden akan yaşları yavaşça silerken yanağında gelgitler yapmaya başladım.
Yüzüme geniş bir tebessüm yerleştirdim.
"Ben seni çok seviyorum," dedim. Dudaklarım titremeye başladı.
O bu hâldeyken ağlamamalıydım.
Bunu ona yapmamalıydım ama kendimi tutamıyordum.
Gidecektim ve giderek ona çok büyük bir haksızlık edecektim.
Saf yüreğini kıracaktım.
Temiz kalbine en büyük üzüntüyü belki de ben verecektim.
Yapmak zorundaydım. Aksi takdirde grupları dağılacaktı ve ben buna göz yumamazdım. Felix'in ağzından çıkan sözlerden sonra burada kalamazdım.
Dudaklarımın titremesini engellemeye çalışıp gözlerine derin derin bakmayı sürdürdüm.
"Kimse sevmese bile ben severim seni. Öyle bir severim ki, milyonların sevgisini aratmam. Yetmez mi?"
"Yetmez olur mu hiç?"
"Seni çok seviyorum ve inan bana son nefesime dek bir tek seni sevmeye devam edeceğim."
Seungmin güzel yüzüne çiçekler açtıran tebessümünü yerleştirdi.
"Söz mü?"
"Söz."
Yutkunarak boğazımda oluşmaya başlayan koca yumruyu gönderdim. Ardından bir kere daha söz aldım.
"Üstelik sen asla düşündüğün gibi biri değilsin. Yakışıklı olduğunu düşünmüyorsun ama sen milyonların gözünde bu dünyadaki en yakışıklı insansın. Benim de öyle. Üstelik sende öyle bir şirinlik var ki, her saniye o güzel yanaklarını sıkmamak ve öpmemek için kendimi zor tutuyorum. Seni ısıra ısıra sevesim geliyor. Bunu ilk defa yaşıyorum. Âdeta bir bebek severcesine seni sevmek istiyorum. Ve yalnız olmadığımı, benim gibi düşünen pek çok insan olduğunu da biliyorum. Sen bana sevgilim ol demeden önce ben, keşke seninle sevgili olabilseydim diye düşünüyordum. Çok saf, çok temiz, çok masumsun ve bu yüzüne yansıyor. Gözlerinin saçtığı ışık, yüzündeki o gülümseme bana şifa oluyor. Sen... Bambaşkasın Seungmin. Kimseyle kıyaslanamayacak kadar eşsizsin. Lütfen kendini istatiksel verilere dayanarak da kimseyle kıyaslama. Sen... Benim hep arayıp bugüne dek bulamadığım özelliklere sahip olan tek eşsiz insansın. Benim en değerlimsin. Sakın üzülme olur mu? Asla kimse için kendini üzme. Benim için bile. O temiz yüreğini kıran ben bile olsam yüzündeki gülüşü asla soldurma. Gülüşün solarsa nefes alamam, gözlerin ışıltısını kaybederse boğulurum, üzüntüden heder olursan ölürüm Seungmin."
Kendimi tutamayarak ağlamaya başladığımda beni kendisine doğru çekti. Başım göğsüyle buluştu. Kollarıyla bedenimi sıkı sıkı sardı. Başıma minik minik öpücükler kondurdu.
"Ben seni hak edecek ne yaptım?" dedikten sonra gülümsedi.
"Asıl ben... Asıl ben seni hak edecek ne yaptım?"
Hak etmiştim ancak kendi kararımla, hiç istemeyerek de olsa onu kaybedecektim. Bana bu hayatta verilmiş en güzel hediyeyi elimin tersiyle itmek zorunda kalacaktım.
"Şşşştt, geçti! Lütfen ağlama. Ben de senin üzülmene hiç dayanamıyorum. Lütfen yapma Mi Yeon."
Sakinleşmeye çalıştım. Ben de ona sıkı sıkı sarıldım. Eliyle omzumda ve bazen kolumda yaptığı gelgitler, bir de güzel kokusu beni giderek mayıştırıyordu. Uyumamam lâzımdı ama yine de o kokuyu çekebildiğimce içime çekmeye devam ettim. Sanki her zamankinden fazla koklasam, o kokuyu hapsedebilecekmişim gibi hissediyordum. Ama maalesef... Bunu da, bu imkânsızı da beceremezdim.
Seungmin'in nefes alış verişleri bir müddet sonra düzene girdi. Uyudu.
Bu şekilde kalıp onunla yatmanın keyfini çıkarmaya devam ettim.
...
Güzel yüzlümüz, güzel gülüşlümüz, güzel seslimiz, balımız, eşsiz varlığımız. İyi ki varsın Seungmin'imiz.🥹💙


