Seungmin'in sudan geçirdiği bulaşıkları makineye yerleştiriyordum.
Mutfakta sadece ikimiz kalmıştık. Sessizdik. Sadece suyun sesi doluyordu kulaklarımıza.
Arada Seungmin'in bana karşı olan bakışlarını hissetsem de sesimi çıkarmadım. Ona bakmadan bulaşıkları dizmeye devam ettim.
Üyeler için eğlenceli bir akşam yemeği olmuştu. Yaptığım yemeklerden bol bol yemişlerdi. Hepsi de çok eğlenmişti. Sofra başında bir tek Felix mutlu olmaya kendisini zorluyormuş gibi görünüyordu.
Dizecek bulaşık kalmadı. Seungmin ellerini yıkayarak suyu kapatırken ben de bulaşık makinesini kapattım. Ellerimi yıkamak için tezgâha yaklaşıp Seungmin'in yanına geçtim.
Yanındaydım. Gözlerinin benim üzerimde olduğunu da hissedebiliyordum.
Yine de ona bakmadan sadece ellerimi yıkamaya başladım.
Derin bir nefes alıp verdi ve kollarını birbirine bağladı. Ben de elimi yıkayınca durulamak için bir havlu aradım. Çevreme bakındım. Peçete dahi göremeyince ellerimi kot pantolonuma dokundurarak kurutmaya çalıştım.
Şimdi konuşsam ya da Seungmin'in gözlerine baksam bir şeyi belli ederim diye korkuyordum. Onu bırakamam diye çok korkuyordum.
En iyisi yine sesimi çıkarmadan buradan uzaklaşmaktı.
Bu yüzden arkamı döndüm ve mutfaktan çıkmak üzere adım attım. Hareketlendiğimi gören Seungmin anında eliyle bileğimi tuttu.
Eliyle tutmuş olduğu bileğim cayır cayır yanıp beni heyecanlandırırken bu duyguyu bastırabilirim ümidiyle kısa bir süre gözlerimi yumdum.
Beceremedim.
Daha sadece bileğimi tutmasıyla bu heyecanlandıran duygu ortaya çıkıyordu Onu nasıl-? Onu nasıl bırakabilecektim?
Seungmin, tuttuğu bileğimi kendisine doğru çevirdi. Ben de ona dönmek zorunda kaldım.
Gözlerim yerdeydi.
Bunun için de diğer elini kullandı ve elini çeneme yerleştirerek başımı kaldırdı. Gözlerimin gözleriyle buluşmasını sağladı.
Sabit bir ifadeyle yüzümü inceliyordu. Ne olduğunu anlamaya çalışır gibi bir hâli vardı.
"Sen iyi misin Mi Yeon-ah?"
Yutkundum.
Gözlerine bakar bakmaz âdeta büyüsüne kapılmıştım. Yine elimde olmadan daldım o gözlere. Gözlerinin ifade ettiği muhteşem bakışlara...
Ama çıkmam gerekiyordu. Kurtulmam lâzımdı bu büyüden. Sanırım bunu da beceremeyecektim.
Baktıkça bakasım geliyor ve ben bu isteği geri çeviremiyordum. Kalbimin isteğini beynim de onaylıyor ve kalbimle işbirliği yaparak beni etkisiz hâle getiriyordu.
"İyi-iyiyim Seungmin."
"Lütfen, yalan söyleme. Yemekten beri sürekli dalıp dalıp gittin. Doğru dürüst bir şey yemedin. Bizimkiler eğlenirken sen... Sen sürekli farklı diyarlardaydın. Seni bu kadar düşündüren, düşündürürken üzen şey nedir?"
Boşta olan elimi kullanarak Seungmin'in hâlâ çenemde olan elini tuttum ve nazik bir şekilde aşağı bıraktım. Yine aynı elimi kullanarak bileğimdeki elini de tuttum.
Tam elini bileğimden çekecektim ki Seungmin az önce indirdiğim elini de kullanarak beni durdurdu. Elinin üzerine attığım elimi tuttu.
Şaşkınca ona bakmayı sürdürdüm.
"Kaçamazsın bir yere. Neden böyle yapıyorsun?"
"Bu neden bu kadar umurunda?"
"Neden mi? Nedenini biliyorsun. Seni seviyorum Mi Yeon. Seni üzgün gördükçe benim de içim daralıyor. Ben de üzgün hissediyorum. Seni her zaman mutlu görmek istiyorum."
Sesimi çıkaramadım. Başka bir şey söyleyemedim. Aslında cevap verseydim kırıcı olacağımı biliyordum ve bunu yapmak istemedim.
Yüzüme zoraki bir tebessüm yerleştirip gözlerine bakmaya devam ettim.
Sesimi düz tutmaya çalışıp gülümsedim ve konuştum.
"Özür dilerim Seungmin. Amacım seni üzmek değildi. Ben sadece daldım işte. Bu hep olur. Ya yaşamış olduğum geçmişim gelir aklıma ya da yaşayacak olduğum geleceğim. Bir de peşimdeki psikopat yeniden ortaya çıktı. Bunun endişesi var. Dalıp gitmesem kendimden endişe ederdim. Seni telaşlandırdığım için özür dilerim. İzninle, çok yoruldum. Artık yatsam iyi olur."
Bu sefer de o sustu. Sessiz kalarak ellerini çekti.
Serbest kalır kalmaz, "İyi geceler," deyip hafif eğildim ve arkama dönerek mutfaktan çıktım.
Gümbür gümbür atmakta olan kalbimin üzerine elimi bastırdım. Salonda oturan üyeler beni görmeden hızlıca merdivenden yukarıya çıktım. Bana verilen odaya girerek kapımı kapattım.
Menajer yemekten önce beni Bangchan'ın telefonundan aramıştı. Bangchan'a ev için nelerin lazım olup olmadığını, ne alınması gerektiğini vs. bana sormak istediğini söylemişti. Kimse şüphelenmemişti.
Bu gece, saat 03:00'te herkes uykudayken ben dışarı çıkacaktım. Beni korumalar bekliyor olacaktı. Onlar bana menajerin ayarladığı ülkeye kadar eşlik edeceklerdi.
Bu yüzden çabucak eşyalarımı toparlamam gerekiyordu.
🩹


