Hyunjin aklına gelen bir ihtimali hemen dile getirdi.
"Peki ikisi beraber gitmek isteseler?"
"Mi Yeon'u görmediğim her an onu deli gibi özlüyorum. Bu da olmaz. Mi Yeon buradan gidemez."
"Felix, ama eninde sonunda olacak olan bu! Mi Yeon gidecek. Seungmin ile şu an çıkıyor olabilirler ama bu uzun süreli olmayacak. Yanlış anlama, bu onunla ya da bizimle alakalı olan bir şey değil. Seungmin de gerçekten Mi Yeon'u çok seviyor. Bunu gözlerinden ve hareketlerinden anlamamak imkânsız. Ama... Olmayacak bir hayale kaptırıyor kendini. Eninde sonunda üzülen onlar olacak. Şirket asla Seungmin'in ilişkisine izin vermeyecek. Onun yerinde sen olsaydın,sana da vermeyecekti. Seungmin de sen de hiçbir yere gitmiyorsunuz. Elimizde olsa Mi Yeon'un gitmesine de izin vermeyiz ama..."
"Çok yardımcı oluyorsun bana şu an. Sağ ol ya!"
"Dost acı söyler. Sana gerçekleri söylediğim için bana kızıyorsan devam et. Umurumda değil."
Felix sustu.
Hyunjin de sustu.
Ben de sustum.
Ancak daha fazla dayanamadım.
Yaslandığım duvardan aşağı doğru kayarak elim hâlâ ağzımda yere oturdum. Gözlerimden birkaç damla çoktan firar etmeye başlamıştı. Biliyordum, gerisi gelecekti ve bu ağlayış istesem de asla durmayacaktı.
Hemen kendime gelmeye çalıştım ve ellerimi ağzımdan çekerek dudaklarımı birbirine kenetledim.
Ellerimin tersiyle gözlerimden akan yaşları silmeye başladım. Tam tahmin ettiğim gibi sildikçe yenisi geliyordu ve durmak bilmiyordu. Sessiz sessiz gözyaşı döküyor, ağlıyordum.
Oturduğum yerden duvardan destek alarak ayağa kalktım.
Hyunjin doğru söylüyordu. Üyeler doğru söylüyordu. Her birinin ağzından çıkan her bir kelime oldukça doğruydu.
Gitmeliyim. Gitmeliyim ve başka insanların hayatlarına daha fazla müdahale etmemeliyim.
Ne ben onlara alışmalı ne de onlar bana alışmalı. İkisi de olmadan bir an önce buradan çekip gitmeliyim.
Sarsak adımlarla salondaki koltuklardan birine doğru gidebildim ve kendimi âdeta koltuğun üzerine bırakıverdim.
Tam bu esnada menajer mutfaktan çıktı. Ağzı doluydu. Acayip mutlu olmuş bir şekilde, ağzı dolu dolu gülümseyerek bana doğru geliyordu.
"Mi Yeon-ah? Bunları sen mi yaptın? Hepsi de muhteşem. Hepsi de dehşet güzel. Çok güzel olmuş cidden. Elleri- Bir dakika! Sen iyi misin? Diğerleri nerede?"
Gelip yanıma oturdu.
Ben de hızla ona döndüm.
Gözümden akmaya devam eden gözyaşlarını umursamayarak çevreme bakındım. Kimsenin olmadığını görünce hızla söze girdim ve aklımdan ne geçiyorsa dilime vurdum.
"Bana yardım edin. Buradan gitmeliyim. Üyelerin hayatlarını mahvediyorum. Hepsinin de düzenini altüst ettim. Onları bulaşmamaları gereken bir belaya bulaştırdım ve hâlâ da buna devam ediyorum. O psikopat düşecekse bile sadece benim peşime düşmeli. Sadece benim. Buradan gitmek istiyorum. Sadece bu evden ve üyelerin yanından değil, bu ülkeden gitmek istiyorum. Lütfen bana yardım edin."
"Bu... Bunu gerçekten istiyor musun?"
Bir an bile tereddüt etmeden cevap verdim.
"Evet, istiyorum."
Menajer kekeledi. Aslında... İtiraz etmesini ve bana izin vermemesini deli gibi istemiştim ama olmadı. O da itiraz etmedi. Bana olmaz demedi.
Bir kere daha hayal kırıklığı yaşayarak onu dinledim.
"Pe-peki gitmiş olsan nereye gitmeyi düşünüyorsun?"
Sorusundan sonra yeniden çevreme bakıp etrafı kolaçan ettikten sonra hızla ona cevap verdim.
"Hiç fark etmez. Herhangi bir yer olabilir. Birkaç dil biliyorum. Ba-bana yardım edecek misiniz?"
Tek elini sağ dizime attı bir baba edasıyla.
"Madem kendin istiyorsun bana daha fazla laf düşmez. Tabii ki de sana yardımcı olurum. Evden sessiz sakin bir şekilde, korumalarla beraber ayrılıp ayarladığımız ülkeye emniyetli bir şekilde varmanı sağlarım. Ne zaman gitmek istersin?"
"Ne kadar erken gidebilirsem o kadar iyi. Bu gece uygunsa, bu gece gitmek istiyorum."
"Tamam. Tamam o zaman, ben ayarlamaya çalışacağım. Sana üyelerden herhangi birinin telefonuyla ulaşırım. Benden haber bekle."
Menajer ayağa kalktı ve hızla üzerine kolunda tuttuğu ceketini giyerek kapıya doğru ilerlemeye başladı.
Arkasından biraz daha yüksek sesle seslenerek onu durdurdum.
"Ah, bir de şey..." der demez bana ayakta, olduğu yerde vücudunu döndürerek baktı.
Ben de direkt endişelendiğim şeyi dışıma vurdum.
"Bundan üyelerin haberi olmasın lütfen. Biliyorum, benim başlarına açtığım beladan ya da olumsuzluklardan oldukça rahatsızlar ama buna rağmen yine de beni bırakmak istemeyeceklerdir."
Başıyla beni onayladı. Biraz düşünür gibi olduktan sonra bana hak verdi.
"Doğru, haklısın. Tamam, öyle yapalım o zaman. Sen hazırlan Mi Yeon. Ben de gideyim. Sana haber veririm."
"Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim."
Tebessüm etti ve arkasını dönerek ilerledi. Yaşlı gözlerle onun evden çıkışını seyrettim.
Evet, gitmeliyim. Gitmeliydim ve gideceğim. Bunun başka bir yolu yoktu.
...

