Çok uzun sürmedi. Dudaklarımdan ayrıldı. Yeniden alnını alnıma yasladı.
Çok utanıyordum. Ne yapacağımı kestiremiyordum. O şekilde kaldım ve sadece susarak gözlerimi aşağı Seungmin de benden farklı değilmiş gibi görünüyordu. Merak ettiğim için gözlerimi yeniden ona çıkarıp bakmak istedim. Ancak daha başka bir yerde takılı kaldı gözlerim.
Mutfak kapısından hafif içeri girmiş ama olduğu yerde donup kalmış bir adet Felix. Gözleri fal taşı gibi açılmış ve bize bakıyordu.
Benim ona baktığımı fark etti. Gözlerimiz buluştu. Az öncekinden daha çok utanıyordum. Benim de gözlerim irileşebildiği kadar irileşmişti.
Hemen Seungmin'den ayrıldım. Yani geri çekildim. Seungmin bana şaşkın şaşkın iri gözleri ile bakarken ben hâlâ Felix'e bakıyordum.
"Mi Yeon-ah? İyi misin? Ne oldu? Nereye bakıyors-? Felix?"
Baktığım yere arkasını dönmüş ve döner dönmez o da Felix'i görünce afallamıştı.
Felix, zoraki bir şekilde tebessüm etmeye çalıştı. Aynı zamanda konuşmaya da çalıştı.
"Be-be-ben çok yanlış bir zamanda geldim galiba. Ö-özür dilerim," diyebildi ve âdeta uçarak gitti.
Bizse öylece şaşkın şaşkın arkasından bakakaldık.
🩹
"Ne yapıyorsun Mi Yeon?"
Duyduğum ses üzerine daldığım düşüncelerden sıyrılarak sesin geldiği yöne döndüm.
"Ah, Bangchan oppa. Sizler için bir şeyler hazırlıyordum."
"Muhteşem kokuları alır almaz geldim zaten. Oohhh! Mis gibi. Hepsini ne ara yapabildin cidden? Ah, kokusunu alınca daha da acıktığımı hissettim şu an."
Onun bu hâline tebessüm ettim. Benimle konuşurken gözü yaptığım yemekler ve ocağın üzerinde yapmakta olduklarımdaydı. Yine konuşurken kapaklarını açıp açıp kokladı.
"Yemek saati yaklaştı o zaman. Ben bir duş alıp sana yardıma geleyim."
"Tamam."
Onu onayladım ve yapmakta olduğum işe geri döndüm. Ocağın altını da kapattım.
Bayağı bir süredir mutfakta tek başıma oyalanıyordum.
Üyelerin ne yaptıklarını acayip bir şekilde merak etmeye başlamıştım çünkü bu zamana kadar sesleri çıkmamıştı. Garipti. Üstelik söz konusu Stray Kids olunca çok çok daha garipti.
Üzerime giydiğim mutfak önlüğünü çıkararak astım ve mutfaktan çıktım.
Aşağıda, yani oturma odasında kimse yoktu. Hepsi yukarıda olmalıydı. Bundan dolayı merdivenleri çıkmaya başladım.
Her bir basamağı çıktığımda bir müzik sesi kulağımı daha çok doldurmaya başladı.
Odaların olduğu kata çıktım. En sağdaki odada normalde Bangchan ve Changbin kalıyordu. Onların kaldıkları bu odanın kapısını tıklattım. Ancak hiçbir ses gelmedi. Kapıyı açıp başımı içeri uzattım ve odaya bir göz gezdirdim.
Her şey yerli yerindeydi ve odada kimse yoktu.
Hemen yanlarındaki odada Lee Know ve Jisung kalıyordu. Aynı şekilde kapıyı tıklattım. Yine ses gelmedi ve ben de bunun üzerine yine başımı uzatarak baktım.
Aahh!
Tek fark neydi biliyor musunuz?
Bangchan ve Changbin'in kaldığı oda derli topluydu. Burada her şey darmadağındı. Ah bu çocuklar! Odanın kapısını açtığım gibi kapatmam bir oldu resmen.
Yanlarındaki odada Hyunjin ve Felix kalıyordu. Yine aynı şeyi yapıp kapıyı tıklatacaktım ki, duyduğum İngilizce kelimelerle elim havada kaldı.
Ayıptı, biliyordum. Ancak duymak istedim ve merakıma yenik düşerek kapının arkasında kaldım. Elimi de aşağı indirdim.
Bu Bangchan'dı. Kendi odası yerine buraya gelmiş ve bu odada telefonuyla, İngilizce konuşuyordu.
"Baba. Annem çok mu kötü gerçekten? Hayır. Hayır gelmeyi her şeyden çok istiyorum ama biliyorsun, gelemiyorum. Peşimizde bir psikopat var. Buradan, bu evden bir yere çıkamam şimdilik. Baba, lütfen kızma. Beni de anlamaya çalış. Benim de yüreğim sızlıyor. İçim sıkışıyor. Annem orada o hâldeyken yanında olamamak beni de kahrediyor..."
Her konuştuğunda üzerime binen pişmanlık duygusu biraz daha oturuyordu. Böyle giderse üzerime binen pişmanlığın altında çok kısa bir süre içerisinde ezilecektim.
İnsanlara neler çektiriyorum? Bangchan'ın annesi anladığım kadarıyla çok hastaymış ama benim yüzümden yanına gidemiyordu.
Zoraki bir şekilde yutkundum.
Kapının önünden yüzüme de çöken hüzünle beraber ayrıldım. Adımlarım ağırlaştı.
Müzik sesi her adım atışımda bir tık daha yükseliyordu. Her odaya girip göz atma düşüncesini bir kenara bırakarak sadece müzik sesinin geldiği odaya doğru gitmeye başladım.
Bomboş, yataksız, yalnızca aynalı bir gardırobun olduğu odaydı burası.
Kapının önüne geldiğimde daha çok duyduğum sesle bir an sadece durdum ve dinledim.
Daha önce hiç duymadığım bir şarkıydı. Kapıyı tıklattım. Lâkin herhangi bir ses gelmedi. Duymadılar herhâlde.
Ben de bunun üzerine yine de kapıyı açmak isteyerek elimi kapının koluna koydum.
Kapıyı açtığım gibi hafifçe aralayıp içeriye bir göz attım.
Neredeyse herkes buradaydı.
Küçücük alanda telefonlarından açtıkları müzikle sıkış tıkış dans etmeye çalışıyorlardı.
Sessiz kaldım ve sadece izledim.
Lee Know dans etmeye devam ederken Jeongin'e döndü ve, "Olmuyor I.N, sağ ayağını biraz daha sağa doğru bükeceksin," dedi.
O böyle söyleyince Jeongin dans etmeyi bıraktı ve nefes nefese, alnından boncuk boncuk ter akıtarak Lee Know'a baktı. Aynı zamanda anında yakınmaya başladı.
"Olmuyor işte, olmuyor. Siz aynayı görüyorsunuz ama ben göremiyorum! Ne yaptığımı anlayamıyorum. Aynayı görebilmek için yaklaştığımda da sürekli birbirimize çarpıp duruyoruz. Çok küçük burası. Ayna da yeterli değil."
Jeongin'in ardından sözü Jisung aldı.
"Ses de öyle. Ritmi tam olarak duyamayınca kaçırıyorum."
Ve ondan sonra da lafa giren Changbin oldu.
"Spor da yapamıyoruz. Böyle giderse iyice paslanacağız."
Her biri bir şey söylüyordu ve ağızlarından çıkan her söz benim canımı yakıyordu. Çünkü haklılardı. Bir anda hayatlarına girerek onların tüm düzenini bozmuştum. Bir de Seungmin benimle sevgili olmak istediğini söylüyordu.
Bu... Bu... Bilemiyordum.
Geldiğim gibi kapıyı sessizce kapattım ve ilerleyerek merdivenlerden aşağı inmeye başladım.
Salona iner inmez evin kapısı açıldı ve içeriye elinde poşetlere Stray Kids'in menajeri girdi.
Beni görünce zoraki olduğunu anladığım bir tebessüm etti. Samimiydi ancak gülmek istemiyorken gülüyor gibiydi işte.
"Oh? Mi Yeon-ah? Sizlere istediklerinizi alıp getirdim. Dolaba yerleştiriyorum."
Ben de ona burukça bir tebessüm gönderdim ve sessiz kalarak sadece başımla onayladım.
O mutfağa doğru yönelirken ben de salondaki koltuklardan birine oturacaktım ki oturmadan önce bahçede oturan Felix ve Hyunjin'i görünce duraksadım.
Çok uzakta değillerdi. Pencerenin hemen önündeki masa sandalye takımında oturuyorlardı.
Felix anlatıyor, Hyunjin dinliyor gibiydi.
Biliyorum, bugün bu şeyi çok yaptım. Habersizce milleti dinledim ama yine de merakıma engel olamıyordum. Acaba onlar ne konuşuyordu? Yine benim başlarına açtığım olumsuzlukları konuşarak mı dertleniyorlardı?
Çevreme bakındım.
Kimse görünmüyordu.
Hemen oturduğum yerden kalktım ve pencerenin önüne geldim. Perdenin arkasına gizlenerek pencereyi çok ama çok sessiz olmaya dikkat ederek sessizce açmayı becerebildim.
Çok hafif aralık kalan pencereden içeri ikisinin de sesi gelmeye başladı.
Duvara yaslandım ve bu sefer de onları dinledim. Felix anlatıyordu. Lâkin... Anlattığı şeyler, ağzından çıkan kelimeler bir bir kalbime saplanıyordu.
Onu duyar duymaz anında elimi ağzıma kapattım. Gözlerim irileşebildiği kadar irileşti.
"Evet, Hyunjin. İşte böyle. Mi Yeon'dan hoşlanıyorum. Hem de oldukça fazla hoşlanıyorum. Seungmin onunla sevgili olduğunu söylediğinde ben... Hadi bu neyse,tamam dedim. Seungmin için vazgeçmeye çalıştım. Ama bugün... Onları öpüşürken görünce... İçimde büyüyen kıskançlığın önüne geçemedim. O an gördüğüm şeyle iliklerime kadar işleyen hüzün, kıskançlık ve hırsın esiri oldum. Ama yine de kendimi dizginlemeye çalışarak kaçtım. Ben... Ben buna daha ne kadar, nasıl dayanabilirim bilmiyorum. Ya ben çekip gideceğim buradan,Mi Yeon ve Seungmin'i yan yana görmeyeceğim. Ya da Seungmin buradan gidecek ve ben sadece Mi Yeon'u izleyeceğim. Başka yolu yok."
...




