~
🩹3 Gün Sonra...🩹
"Jeongin! Defol git başımdan!"
"Ama noona-"
"Jeongin defol git yoksa şuradaki çekmeceye uzanır, çekmeceden aldığım bıçakla seni gerçekten delik deşik ederim!"
Mutfaktaydık. Ona sözlerimden sonra işaret parmağımla içinde bıçakların bulunduğu çekmeceyi işaret ettim. Jeongin oraya baktı.
Ardından yine konuşmaya yeltendi. Hah! Hem suçlu hem güçlüydü beyefendi!
"Ama-"der demez onu susturdum ve bağırmaya devam ettim.
"Bak hâlâ konuşuyor! Ağlayacağım şimdi yaa. O çikolataları bana Seungmin almıştı. Çok istemiştim. Ya hadi insan bir iki tanesini yer anlarım. Ama hepsini yemek nedir yaa?! Defol git,hatırladıkça sinirleniyorum!"
"Ama beni bir din-"
"Seungmiiin!"
Artık bu işkenceye daha fazla dayanamadım ve var gücümle Seungmin'e bağırdım. Şimdi Jeongin bey gözlerini irileştirmiş, beni susturabilmek adına elinden geleni yapıyordu. Hatta öyle ki beni kendisine çekerek ağzımı kapatmaya çalışıyordu.
"Tamam,tamam. Gidiyorum, bağırma. Gidiyorum. Sakin ol. Allah aşkına dur, bağırma noona. Ölmemi mi istiyorsun? Tamam susuyorum, lütfen bağırma."
Eliyle ağzımı kapattı.
Kolları arasında çırpınmaya ve ağzıma kapattığı eli yüzünden boğuk boğuk sesler çıkarmaya başladım.
Bu esnada Seungmin mutfaktan içeri girdi. Bizi böyle görür görmez çekik olan gözlerini irileştirdi.
Jeongin onu görünce beni tuttuğu elini gevşetti ve ben direkt onun elleri arasından çıkıp Seungmin'e koştum.
Karşısına geçip âdeta bir çocuk gibi dudaklarımı büzdüm. Jeongin'i ağlamaklı çıkan ses tonumla şikâyet etmeye başladım.
"Seungmin, bana aldığın çikolataların hepsini şuradaki şahıs yemiş. Çok sinirim bozuldu. Çok canım çekmişti. Tatlıya en ihtiyaç duyduğum zamandı."
Gerçekten de öyleydi. Her zaman tatlı yiyen bir canavar değildim ancak özel günlerimizde tatlı canavarına dönüşebiliyordum. Hem o günlerde tatlı yemek çok iyi geliyordu hem de mutlu hissettiriyordu.
Seungmin tebessüm etti.
Bana doğru bir adım daha atarak iyice yaklaştı ve ellerini yanaklarıma koydu.
Avuç içlerinin sıcaklığı soğuk olan yanaklarımı ısıtırken kalbim çoktan depar atmaya başlamıştı bile. Bir de yaklaştı ya yine böyle? Dibimde şirin şirin tebessüm ediyor, gözlerimin içine güzel gözleriyle bakıyor, kokusu yine buram buram burnuma doluyordu.
Bu Seungmin var ya? Tam bir ölümcül vakaydı. Yemin ediyorum öyleydi. Az daha yaklaşırsa veya herhangi bir şirin hareket yaparsa ölürdüm. Cidden ölürdüm.
Yanaklarıma koyduğu ellerinin başparmaklarını ağır ağır gelgitler yaparak hareket ettirmeye başladı. Sesini şirinleştirerek bana hitaben konuştu.
"Kıyamam ben sana. Çikolatalarını mı yedi o senin? Hepsini mi?"
Yok ben ölüyorum. Gerçekten ölüyordum. Benden bu kadardı.
"E-e-evet hepsini," diye kekeleyerek ona cevap verebildim. Ölmemiştim, yaşıyordum.
"Sen merak etme. Ben menajerime söylerim. Buraya geleceği zaman getirir, olur mu?"
Yutkundum. Konuştukça yüzüme çarpan nefesine karşılık susarak onu başımla onayladım.
Menajeri bize yasak koyduğu için bizim 1 sokak ötemizde olan süpermarkete dahi gidemiyorduk.Bu evden ne olursa olsun çıkmayacaktık.
Benim canım acayip çikolata çekince Seungmin olaya el atmış ve menajeri zorla ikna ederek onunla beraber markete gitmişti. Bana bir dolu çikolata alıp eve geri dönmüştü. Hepsi bu sabaha kadar dolapta sapasağlam duruyordu. Ama Jeongin'i bir 10 dakika önce bütün çikolatalardan kalan son kırıntıyı yerken yakalamıştım.
Hepsini o yemişti! Bir-iki tanesini değil, hepsini!
Seungmin yüzümden ellerini indirmeden bana öylece bakmaya devam etti. Bu esnada yan gözle Jeongin'i gördüm. Kenardan kenardan sessizce ilerleyerek mutfaktan çıkmaya çalışıyordu.
En sonunda sıvıştı ve buradan kaçtı. Görmeme rağmen sesimi çıkaramadım. Çünkü Sengmin'in büyüsü altındaydım.
Her şeyiyle...
Aradan 3 gün geçmişti. Bu 3 günlük süre içerisinde Seungmin nedenini bilmediğim bir şekilde hâlâ çocuklara sevgili olmadığımızı söylememiş, ben de susmuştum.
3 gündür çocuklar birbirlerinden ayrı kalmamak için salona yer yatağı sererek yatıyordu. Biz ise Seungmin ile beraber yatıyorduk.
Ona sarılarak uyuyabilmenin doyasıya keyfini çıkarıyordum.
O psikopatın yeniden ortaya çıkmasına rağmen Stray Kids sayesinde korkmuyordum. Yanımdalardı. Ne olursa olsun; hangi durumda olursak olalım eğlenmeyi, eğlendirmeyi biliyorlardı.
Bu bela başımızdan gittiği zaman onlardan nasıl ayrılacağımı bilemiyordum.
Özellikle de Seungmin'den.
Daha önce hiç kimseye güvenmediğim kadar güvendiğim bu adam daha bir ayrıydı.
Sanırım ondan hoşlanıyordum.
Her hareketi beni etkilemeyi başarıyordu.
Çok saf ve çok masum bir yüze sahipti. Gözleri ışıl ışıl olmayı hiçbir zaman bırakmıyordu. Her daim gülümsüyordu ve güldüğü zaman çekik gözleri ortadan kayboluyordu. Bu durum onu daha da şirinleştiriyor, bende yanaklarını hunharca sıkma isteği uyandırıyordu.
Yüreği çok ama çok temizdi. O temiz yürekte 1 kötülük kırıntısına dahi rastlamak zordu. Sesi de en az kendisi kadar büyüleyiciydi.
Onunla gerçekten sevgili olabilmeyi isterdim ama boş hayallerdi işte. Her şey gibi bu da boştu. Sonuçta böyle bir şansım varsa bile, o bir idoldü. İmkânsız gibi bir şeydik.
"Seungmin," dedim yeniden aklıma nüfuz eden düşüncelerle.
Şeklini hiç bozmadı. Sadece, "Hmm..?" dedi beni dinliyormuşçasına. Ben de ondan ayrılmadan, bu şekilde devam ettim sözlerime.
Fısıldıyordum. Onun beni duyabileceğinden emindim.
"Biz... Biz neden hâlâ çocuklara sevgili olmadığımızı söylemiyoruz. Onlara yalan söylemek hiç hoşuma gitmiyor. Ne zaman söyleyeceğiz?"
Seungmin biraz daha yaklaştı.
Kalbimin hızı aynı oranda atmaya başlamışken alnını yavaşça alnıma yasladı.
Elleri hâlâ yanaklarımdaydı.
Ne yapmaya çalışıyordu bu çocuk?
"Seung-"demeye kalmadan sözümü keserek araya girdi. O da fısıldıyordu.
"Hiç söylemesek olmaz mı?"
"Ne?"
"Diyorum ki, hiç söylemesek olmaz mı? Yalan söylemiş de olmayız."
Bu kadar yakın olmamızın da etkisiyle gözlerimi kapatmamak için kendimi zor tutuyordum. Bir de söyledikleri... Sanırım anlıyor ama anlamak istemiyordum. Ya da anlamak istemiyor ama anlıyordum.
Ne diyorum ben yine ya? Seungmin'in etkisi işte. Aldı aklımı başımdan.
"Seungmin ben... Senin ne demeye çalıştığını-"
Yine sözümü kesti ve hızla araya girdi.
"Sevgilim ol Mi Yeon."
"Ne?"
Doğru mu duydum ben? O... O bana az önce...
"Gerçekten çıkalım. Sevgilim ol Mi Yeon. Ben bunu gerçekten çok istiyorum. Senden hoşlanıyorum. Seni kıskanıyorum. Sana sarılabilen, seni öpebilen, senin kokunu soluyabilen, senin gülen yüzünü daima görebilen tek kişi ben olmak istiyorum. Seni her şeyden ve herkesten korumak istiyorum. Hayır, bu hoşlantı değil. Bu... Bu farklı. Seni seviyorum. Seni gerçekten seviyorum. Seni gerçekten çok ama çok seviyorum."
Bu bir rüya mıydı? Şayet öyleyse uyanmayı hiç istemiyordum.
Seungmin gülümsedi yeniden. Burnunu yanağıma sürterek bir süre kokumu içine çekti. Hemen sonra yeniden alnını alnıma yaslayarak, "Hayır, rüya değil. Gerçek," dedi.
Ama-
İnanmıyorum! Ben sesli mi konuşmuştum?!
"Hâlâ sesli konuşuyorsun Mi Yeon. O kadar tatlısın ki... Şu an... Seni öpmemek için kendimi zor tutuyorum. Ya da... Tutamıyorum. Tutmayacağım."
Son sözünü tamamladıktan hemen sonra alnını alnımdan çekti.
Dudağımda hafif bir baskı hissettim.
Ve garip garip tarifi olmayan hisleri...
Öldüm mü?
...





