"Hyung, parmakları hareket etti."
"Uyanıyor mu?"
"Doktora haber verin, uyanıyor galiba."
"Changbin, koş çabuk ol!"
Boğuk boğuk, uğultulu bir şekilde işittiğim bu seslere karşılık yavaşça kendime gelmeye çalıştım.
Gözlerime öyle bir ağırlık çökmüştü ki, bir türlü açamıyordum.
Her şeyi işitebilmeye başlasam da bilincim yavaş yavaş yerine gelse de ne gözlerimi açabiliyor ne de vücudumu hareket ettirebiliyordum.
Bir anda gözümde parıldayan ışıkla neye uğradığımı şaşırdım. Aynı ışık diğer gözüme de tutulduğunda başarabilirim ümidiyle kendimi biraz daha zorladım ve sonunda çok kısık da olsa açabilmeyi başardım.
O esnada çevremde âdeta çil yavruları gibi toplaşan ve bana doğru eğilerek merakla bakan Stray Kids üyelerini gördüm.
Gözlerimi tam olarak açabilmeyi başardığımda kısık bakışlarım her bir üyenin üzerinde teker teker dolaştı.
Gözlerim şu an hedefine odaklanan bir kameranın kadrajı gibiydi. İlk önce bulanık gördüğüm ve tam olarak netleştiremediğim bulanık görüntü; bakmak istediğim yere, hedefine odaklanınca netleşti.
Boğazım çok kurumuştu. Hatta öyle ki yutkunamıyordum bile. Bu hâlimi fark eden kişi, grubun üyelerinden Bangchan olduğunu tahmin ettiğim kişi oldu.
Hemen yanı başımda duran su dolu sürahiyi eline aldı. Bardağa suyu boşaltarak yanıma geldi. Suyu içirebilmek için beni doğrultması gerekiyordu ama canımı yakmaktan deli gibi korkuyor gibiydi. Endişeli bakışları bir süre öylece bende takılı kaldı.
Ne yapacağını şaşırmış, elinde bardak kalakalırken onun bu hâllerinin sebebini anladığım için yavaşça doğrulmaya çalıştım.
Göğsüme aniden öyle bir acı saplandı ki bu acıyla yüzümü buruşturarak elimi sızlayan yerin üzerine koydum.
Bu esnada Jeongin az önce başımı koyduğum arkamdaki yastığı doğrultarak:
"Yaslan şöyle, canını yakma," dedi ve her zaman yaptığı gibi gülümsedi.
Onun buzu dahi eritebilecek sıcacık gülüşüne karşılık her ne kadar canım yansa da ben de tebessümle, "Teşekkür ederim," diyerek karşılık verdim.
"İyi misiniz? Ağrınız var mı? Her şeyi hatırlayabiliyor musunuz?"
Doktorun sorduğu sorulara karşılık cevap vermeden önce Bangchan'ın bana çekinerek uzattığı bardağı elime aldım. Bir iki yudum alarak boğazımdaki kuruluğu gidermeye çalıştım.
Ardından beyaz önlüklü doktora bakarak sorusunu cevapladım.
"Evet, çok ağrım var ama sanırım iyiyim. O..." dedim ve bir süre aklıma gelen kişiyle endişeye bürünerek bu sefer ben sordum.
"Benimle birlikte vurulan kişi, ona ne oldu? O iyi mi?!"
"Endişelenmeyin. O da gayet iyi. Asıl yarayı alan sizsiniz. Sizin sırtınızdan girip göğüs tahtanızdan çıkan kurşun ona da hafifçe dokunmuş. Olayların şoku ve hissettiği acı ile yorgun düşüp bayılmış. Size gelecek olursak, ağrılarınız için size vereceğimiz ağrı kesicileri kullanacaksınız. Yaranız... Buraya geldiğinizde kurşun sırtınızdan girip göğüs tahtanızın içinden geçerek dışarı çıkmıştı. Şanslıymışsınız ki kurşun hiçbir kemiğinize, hiçbir doku ve organınıza zarar vermeden dışarı çıkmış. Vücudunuzda açılan deliği estetik cerrahi ile beraber çalışarak doku yapıştırması yoluyla kapattık. Yakın zamanda hiçbir iz kalmayacaktır."
Doktoru dikkatle dinledikten sonra sözünü bitirince:
"Teşekkür ederim," diyerek karşılık verdim.
O esnada içeri birileri daha girdi. Herkes kim olduğuna uzanıp bakarken giren polis memurlarının gözlerinin hedefi ben oldum.
"Bir saniye çocuklar," deyip yattığım yatağımın sağ tarafında sıralanan üyeleri arkalarına aldılar ve onların yerine kendileri geçtiler.
"Bizi hatırlıyor musun kızım?"
Bir iki saniye kaşlarımı çatarak dikkatli bir şekilde bakınca bu kişilerin birlikte hareket ettiğim sivil polisler olduğunu fark ettim.
"Ah, evet," dedim.
"Sizi hatırlıyorum ajusshi."
"Çok şükür, iyisin. Sana birkaç soru sormak zorundayız ama iyi hissetmiyorsan daha sonra da gelebiliriz. "
"İyiyim, ajusshi. Bir an önce bitirelim."
Polis memuru ajusshi başını onaylar biçimde salladıktan sonra odadaki kalabalık oluşturan üyelere baktı. Benim gözüm de doğal olarak onlara kaydı. Ne zamandan beri buradalardı acaba?
Onlara baka dururken benim baktığımı gören diğer polis memuru söze girdi.
"Onların da bizim gibi ne olup bittiğinden haberi yok. Yine de buna rağmen seni hastanede bir an olsun yalnız bırakmayıp, kendi arkadaşlarından çok senin başını beklediler."
Sözü henüz bitmeden bir anda kapı yeniden açıldı. Bu sefer içeri giren kişiye merakla bakmaya çalıştım.
Başımı eğdim.
Görüş alanıma Seungmin ve yanında birkaç kişi daha girdi. Onu görünce resmen rahatladım. Bir şey oldu diye o kadar korkmuştum ki...
Sanırım o da benim uyanık olduğumu görünce heyecanlandı.
"Uyanmışsın. İyi misin?" diye sordu.
Ona da sadece yüzümdeki gülümsemeyi artırarak karşılık verdim.
Kolunu tutuyordu. Sanırım kurşunun sıyırdığı yerdi ve sarılmıştı.
Jeongin diye hatırladığım kişi tam da bu esnada yanındaki Hyunjin'i dürttü ve herkesin duyabileceği bir şekilde tebessümle, "Benimki kadar olmasa da gülüşü ve gamzeleri muhteşem," deyiverdi.
Ben dâhil herkes onun sözlerine karşılık gülmeye başladı.
...


