"Evet komiserim. Gerçekten bir gariplik vardı. Bana yıllardır musallat olan o psikopat, bunca yıldır bana hiç sarkıntılık etmedi. Bu sürekli güzelim deyip durdu. Saçlarımın kokusunu içine çekti. Gerçekten... Tam bir sapık gibiydi. Bunca yıldır hiç böyle yapmadı. Onun, yani bana musallat olan psikopatın yöntemi farklı. Her zaman zekice yaklaşır. Etrafa bulmacalar bırakır. Benim ölmemi değil, acı çekmemi ister. Evet, tek istediği bu. Benim acı çekmem. Hatta bu yüzden defalarca intihar etmeye kalktım ancak beni intiharın eşiğinden o psikopat kurtardı. Kafam karıştı, özür dilerim. Ne dediğimi ben bile bilmiyorum."
Başımı ellerimin arasına aldım ve sıkıntıyla derin bir nefes verdim.
Şu an hepimiz evin oturma odasındayız. Kimimiz koltukların, kimimiz sandalyelerin, kimimiz de halının üzerinde oturuyorduk.
Komiser geldi. Bana en başından beri yardımcı olan ajusshi. Ve neredeyse yarım saattir ona burada ifade veriyoruz.
Komiser ajusshi de derin bir nefes aldı. Yavaş yavaş aldığı nefesi dışarı verirken yeni bir soru sormak için hazırlanıyor gibiydi.
"Peki ya korumalar? Seni, daha doğrusu sizi nasıl fark etmedi? Şöyle sorayım. Evin çevresinde, her yerde korumalarınız var. Bahçede yok muydu? Size nasıl bu kadar yaklaşabildi? Ah, bir de! Gece gece bahçede ikinizin ne işi vardı?"
Komiser ajusshinin sorduğu soruya karşılık tüm gözler Seungmin ile bana çevrildi.
Biz de bunun üzerine yutkunarak birbirimize baktık. Ne cevap verecektik şimdi?
Seungmin bakışlarımdan ve dahi hâlimden anlamış olacak ki elini ensesine atarak sırıttı. Ardından komiser ajusshiye bakarak cevap verdi.
"Ah... Komiserim... Özele girmesek mi acaba?"
Özel mi? Ahh! Seungmin ne yaptın sen? Vur dedik öldürdün.
Gözlerimi irileştirmiş bir şekilde Seungmin'e bakmaya devam ederken o da ne dediğinin farkına geç de olsa varabildi ve sağ eliyle ağzını kapattı.
Tabii üyeler hemen atladı bu duruma.
Felix'in sesi daha çok sitemliydi.
"Ne özeli? Mi Yeon-ah? Seungmin? Bizden bir şey mi saklıyorsunuz?"
Changbin: "Waaoow!"
Lee Know:"Seungmin, çok hızlısın cidden."
Jisung: "Şöyle bir bakınca... Yan yana fena da durmuyorlar. Baksana baksana!"
Lee Know elleriyle bir fotoğraf çerçevesi yapmış ve Seungmin ile yan yana oturan beni o çerçevenin içine almıştı. Jisung da gülerek Lee Know'a eşlik etti ve çerçevenin içine baktı.
O iki şebeği susturan şey Felix'in Lee Know'un kafasına hafif de olsa geçirmesi oldu.
Jeongin: "Gerçekten bu çok ani oldu. Seungmin hyung ve Mi Yeon noona. Çok şirinsiniz cidden."
Jisung: "Utandılar utandılar. Baksanıza. Kesin doğru."
Bangchan da Jisung'un omzuna kolunu atarak söz aldı.
"Tamam tamam. Daha fazla utandırmayın. Kıpkırmızı oldular."
Sohbet çok yanlış yerlere doğru gidiyordu. Bir an önce araya girip bu konuya bir el atmak istedim. Ancak, "Çocuklar-"demeye kalmadan araya giren Seungmin ile ona olan şaşkın bakışlarımı ikiye katlayarak sürdürdüm.
"Evet, doğru anladınız. Mi Yeon ve ben... Çıkıyoruz ne olmuş? Geceleyin bahçede buluşacaktık. Korumalardan rahatsız olursak diye de bahçedeki korumaları ben çektirdim. Özür dilerim Mi Yeon. Böyle olacağını bilemezdim."
Doğru derken? Çıkıyoruz derken? Geceleyin bahçede buluşmak... Ah! Seungmin ne yapmaya çalışıyorsun?!
"Peki çocuklar, tamam. Özelinize girdiğim için kusuruma bakmayın. Şurayı imzalar mısınız?"
Komiser ajusshinin uzattığı dosyayı elime aldım ve içinde bulunan ifademi imzaladım. Hemen ardından dosyayı Seungmin'in dizlerinin üzerine koyarak onun da imzalamasını bekledim.
Bugünkü konuşmaların hesabını vereceksin Seungmin. Bakalım neden böyle davranmışsın?
...


