İki elinin başparmağını da aynı anda hareket ettirdi. O parmaklar ağır ağır gözlerimden süzülen gözyaşlarını silmeye başladı.
Gözlerimi kapattım o an yaşadığım ve hissettiğim güzel hissin etkisiyle. Bana yine oldukça yakındı ve bu yakınlık kalbime hiç iyi gelmiyordu. Bir de nefesimi tutuyordum anlamsızca. Sanırım gerçekten ölmek niyetindeydim.
Seungmin'in kıkırdadığını işittim ama yine de gözlerimi açamadım. Bu sırada yine fısıldayarak konuştu.
"Az daha nefesini tutarsan öleceksin Mi Yeon. Bırak şu tuttuğun nefesi."
Utançtan o an yerin dibine gömülmek istedim. Tuttuğum nefesi yavaş yavaş geri verirken Seungmin hâlâ kıkırdıyordu.
Gözlerimi açtım ama tabii onun gözlerine bakamayarak anında kaçırdım. Hemen yanından kalktım.
Yanaklarımda olan elleri bu hareketimle düştü. Tebessüm ederek oturduğu yerde daha bir yayıldı ve ayakta dikilen bana o şekilde bakmaya devam etti.
"Yah! Ne yapıyorsun?"
"Ne yapıyormuşum? Ben bir şey yapmadım. Nefesini tutan sensin. Sahi? Neden tuttun ki nefesini?"
Beni iyice köşeye sıkıştırmaya çalışıyordu. -Ki bunu başardı da. Ben bile bilmiyorum ki neden nefesimi tuttuğumu. Bu çocuğa ne diye cevap vereceğim?
"Koku!"diye bağırdım bir anda aklıma gelen düşünceyle. Seungmin hemen kaşlarını çattı. Kollarını bağladı. Sorgulayıcı bakışlarıyla yüzüme bakarak, "Ne kokusu?" diye sordu.
"Ah... Şey... Kötü bir koku geliyordu da."
"Kötü bir koku mu? Mi Yeon-ah? Bana kötü kokuyorsun demeye mi çalışıyorsun?"
Aslında öyle söylemeye çalışmadığımı kendisi de çok iyi biliyordu. Amacı benimle daha çok eğlenmekti.
Dudaklarımı büzdüm ve soğuktan üşüyen ellerimi ısıtmak maksadıyla kollarımı bağladım. Ellerimi, bağladığım kollarımın arasına aldım.
Yalan söylemeyi bırakarak samimi bir şekilde cevap verdim.
"Of, tamam! Ben... Aslına bakarsan ben bile bilmiyorum neden nefesimi tuttuğumu. Oldu mu? Bu cevap sana yeterli mi?"
Daha çok güldü. Ardından o da ayağa kalktı.
Tam karşıma geçerek benim gibi kollarını bağladı ve eğlendiği belli olan şirin suratıyla bakmaya devam ederek cevap verdi.
"Hayır, yeterli değil. Kabul et. Benim gibi bir yakışıklının sana o kadar yaklaşması heyecanlandırdı değil mi?"
"Saçmalama!"
"Ah, Mi Yeon-ah? Sadece kabul et. Bunun böyle olduğunu biliyoruz sonuçta, değil mi?"
"Hiçte bile. Seni egoist! Hayranların biliyor mu senin bu kadar egoist olduğunu?"
"Bilseler ne olur ki? Hem bu egom haklı bir sebepten ötürü yani. Yakışıklıyım, yetenekliyim, sesim güzel, bir sürü muhteşem şeye sahibim. Ben egoist olmayayım da başka kim olsun?"
Güldüm.
O da gülümsemeye devam etti.
"İşte böyle Mi Yeon. Hayat her zaman bizi böyle ağlatır. Bu ise gayet doğaldır. Bizim bu zamanda yapmamız gereken tek şey hayatın karşımıza çıkardıklarına karşılık gülebilmektir. Ya da... Güldürebilecek birilerini bulmak."
"Senin gibi mi?"
"Evet, benim gibi. Ama şu 'gibi' kelimesini kaldırsak iyi olur sanırım. Benzerlik edatı çünkü. Oysa ben, eşine çok az rastlanan biriyim. Kimse bana öyle kolay kolay benzeyemez."
"Öyle mi?"
"Sence öyle midir?"
"Bilmem, olabilir."
"Bu cevap kesinlikle hoşuma gitmedi. Neyse, buz gibi oldu. Hadi içeri geçelim."
"Tamam, geçelim."
İkimizin de yüzü gülüyordu. İkimiz de mutluyduk. Yan yana, eve doğru beraberce ilerlemeye başladık.
Ancak bu esnada bir anda boynuma dolanıp beni kendisine çeken kolla neye uğradığımı şaşırdım.
Ağzımdan ufak bir çığlık kaçırdım.
Seungmin hemen bana döndü ve döner dönmez arkama bakıp gözlerini irileştirdi.
"Seungmin!"
"Mi Yeon-ah?!"
Sırtım arkamdaki her kimse bedenine yaslıydı. Tek kolu boynumdaydı ve beni sıkıca tutuyordu.
"Kimsin sen? Bırak beni!"
Arkamdaki kişi güldü.
"Kim olabilir güzelim. Tabii ki de ben. Ah, Mi Yeon-ah? Seni çok özledim. Bu hasrete bir son verebilmek için de fırsat bulur bulmaz hemen geldim yanına. Gidelim güzelim. Şu hasretimize artık bir son verelim."
Bu ses...
Bu robot sesini kullanan tek kişi benimle yıllarca uğraşan psikopattı.
Hayır, olamaz.
O...
Ölmemiş miydi yani?
...
👋😂



