"Benimle düet yap Mi Yeon. Benimle düet yapmalısın."
Bu isteğine karşılık verebildiğim tepki koca bir, "Ne?"oldu.
Hayatta olmaz. Bunu gerçekten yapabileceğimi zannetmiyorum. Defteri dahi türlü çeşit ikilemlere girerek zar zor açtım. Defterde bile cesaretimi toplamam bir o kadar uzun sürdü. Bir de bu...
"Hayır, olmaz," dedim oldukça soğuk çıkan sesimle. Suratım da bir o kadar ciddi olmalıydı ki tüm üyeler anında değişen bu hâlime şaşırarak ayağa kalkmış ve bizi ayakta seyrediyorlardı.
Oturan tek kişi menajerdi. Onun da şüpheli bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum.
Bir iki adım geri gittim. Ardından yeniden arkama dönerek ilerlemeye başladım.
Felix durmadı.
Koşar adımlarla ilerleyerek bu sefer de önümü kesti.
Bu konu hakkında konuşmak istemediğimden dolayı sağından geçmek için hareketlendim ancak yana kayarak yine önüme geçti ve buna engel oldu.
Bir sefer de solundan geçmek için şansımı denedim ama aynı şeyi yaptı. Yine önüme doğru kayarak yerleşti.
"Çekil, Felix!"
"Neden? Neden çekilmemi istiyorsun? Neden benimle düet yapmak istemiyorsun? Neden, ya neden kaçıyorsun?"
İnsan böyle işte. Her ne kadar kaçtığımı bilsem de bunu kabullenmek ya da onların bunu bilmesini istemediğimden dolayı, "Kaçmıyorum," dedim.
"Bal gibi de kaçıyorsun. Bir anda değişti ifaden. Neler oluyor Mi Yeon? Senden kötü bir şey istemedim. Sadece benimle düet yapmanı istedim o kadar!"
Neden sesini yükseltiyordu ki şimdi? Haklı da olabilirdi belki ama kendince. Benim ne çektiğimi bilmiyordu!
Onun sözlerinden sonra dayanamadım.
Daha doğrusu onun sesini yükselterek bana hesap sorması içimdeki öfkeyi püskürtebilmek için sanki bana karla kaplanmış, geçit olmayan yolda bir yol açmış gibiydi. O yoldan başka geçit yoktu ve ben, öfkemi püskürtebilmek için o yola girerek belki de daha sonradan pişman olacağım şeyi yaptım.
Öfkem gerçekten o an tüm bedenimi ele geçirmiş gibiydi.
Engel olamadım.
Sesimi yükselttim. Hemen karşımda bana çatılan kaşlarıyla bakmayı sürdüren Felix'e bakarak bağırdım.
"Kötü bir şey istemediğini zanneden kişi sensin! Bu istekle benden... Benden hayatımdaki en kötü şeyi istiyorsun Felix! Tabii bilmiyorsun değil mi?! İstemesi kolay!"
"Ne demek istiyorsun?! Anlat da bileyim o zaman! Sadece bir istekte bulundum. Sadece bir istek!"
"Neden? Neden benden istekte bulunuyorsun ki? Sana yapabileceğim yardımı yaptım zaten! Sesimi bilmiyorsun, beni bilmiyorsun! Sadece 1-2 gündür tanıdığın kişiye nasıl güvenebiliyorsun?!"
Menajer sonunda ayağa kalkarak olduğu yerde bize seslendi. Diğerlerinden çıt çıkmıyordu.
"Yah yah yah! Kendinize gelin gençler! Ne oluyor size böyle?"
Ancak Felix menajerinin sözlerini umursamadan bana cevap verdi. Devam ettik tartışmaya.
"Çünkü sen! Sen 1-2 yıldır tanıdığım kişilerin veremediği güveni 1-2 günde bana verebildin Mi Yeon! Sana güvendim! Sana güvenmem kötü bir şey mi? Sana güvendiğim için mi kızıyorsun bana?"
"Evet! Güvenme bana! Bu dünyada güvenebileceğin en son kişi dahi olamayacak kadar güvensizim ben! En son bana güvendiler ve-"
Ağzımdan kaçan hıçkırıkla daha fazla devam edemeyerek sağ elimi ağzıma kapattım. Ardından gözlerimden şırıl şırıl akmaya başlayan gözyaşlarım eşliğinde mutfağa doğru ilerledim.



