"Evet, işte kalacağınız yer burası. 1 sokak ötenizde süpermarket var. İhtiyaçlarınızı oradan karşılarsınız. Onun haricinde bir şeye ihtiyacınız olursa beni arayın. Burası çok sakin bir mahalle ama yine de temkinli olun. Kendinize çok iyi bakın."
Menajer büyük bir tebessüm eşliğinde üyelere veda ettikten sonra dışarı çıktı. Kapının önüne ve evin çevresine koyduğu korumalara tembihler verdikten sonra da buradan araçla beraber uzaklaşışını diğerleriyle beraber seyrettim.
Hyunjin bir anda, "Burası çok büyük. Bakalım nasıl odalar var?" diyerek koşmaya başlayınca diğer üyeler de onun peşinden şimşek hızıyla koşarak oda kapma yarışına giriştiler.
Ben de bana hiçbir şey taşıtmayıp kendi eşyalarını da taşıyan Seungmin ile beraber geniş oturma odasına geçerek büyük koltuklardan birinin üzerine yavaşça oturdum. Ardından elimi yaramın bulunduğu yere koyarak temkinlice koltuğa yaslandım.
"Hâlâ acıyor mu?"
"Evet, çok. Ağrı kesicileri de içmediğimden herhâlde, yanıyor sanki."
"Ağrı kesicileri içmedin mi?!"
Bir anda bağırdı. O an bağırışı üzerine korkarak Seungmin'e anında sinirle, daha doğrusu aynı şekilde cevap verdim.
"Benim bildiğim kadarıyla boş karınla ilaç içilmiyor!"
"Haklısın, tamam. Ne hemen bağırıyorsun ya?"
"İlk önce bağıran hep sen oluyorsun ama. Ne bileyim, sen bağırınca ben de istemsizce bağırıyorum."
"Tamam, özür dilerim. Kimse bir şey yemedi. Gidip kahvaltı hazırlayayım bari."
"Bekle, ben de sana yardım edeyim."
Seungmin ayağa kalktıktan sonra bana elini uzattı.
Uzattığı elini tuttum.
Beni kendisine doğru yavaş ve dikkatli bir şekilde çekerek ayağa kaldırdı.
Beraber mutfağa gireceğimiz vakit üst kattan bütün evi saran bağırışlar duyulmaya başlayınca ilk önce olduğumuz yerde durduk.
Neler oluyordu böyle? Çocuklar yukarıda kıyamet koparıyordu resmen. Buna rağmen yanımdaki Seungmin gayet rahat bir şekilde:
"Hadi, gidelim," dedi. "Onların her zamanki hâli bu."
Garipsedim tabii ki ama yine de Seungmin'in dediğini yaparak onunla beraber mutfağa doğru ilerlemeye devam ettim.
Evin içinde hâlâ çocukların sesi yankılanıyordu.
Lee Know:" Yah! Bana ne?! İlk önce ben kaptım! Jisung derhâl terk et burayı."
Jisung: "Bana ne?! Kaptığın yeri korusaydın sende. İnat değil mi? Gitmiyorum işte. "
Lee Know: "Bangchan hyuuunngg! Alın şunu başımdan!"
Bangchan: "Az sessiz olun ya! Ne fark ediyor, hepsi de aynı oda!"
Lee Know: "Hyung buranın penceresi sağ tarafta ve direkt bahçeye bakıyor. Ben buradayım, çıkmıyorum."
Jisung: "Bal gibi de çıkacaksın efendim. Ben de Jisung'sam sana burayı bırakmam."
Lee Know: "Savaş mı istiyorsun? Savaşalım o zaman!"
....
"Ne zaman susacak bunlar?"
Seungmin buzdolabından eşya çıkarıp tezgâhın üzerine bırakırken bana cevap verdi.
"Bilemiyorum. Orası belli olmuyor ama genelde hep böyleler."
Başımı onaylar anlamda sallayarak derin bir nefes verdim.
Aklıma Seungmin'in arabada söylediği kelimeler gelip duruyordu. Ya gerçekten dediği gibi olursa? Ben... Artık düşünmek istemesem de olmuyordu. O psikopat herifi tuzağa çekmiştik. Belki de şu an polisle karşı karşıyaydı ama içim hiç rahat değildi.
Sıkıntı içerisinde hâlâ malzeme çıkarmakta olan Seungmin'e baktım. Elindekileri de tezgahın üzerine koyduğu esnada düşüncelerimi onunla paylaştım.
"Sence arabada söylediklerin doğru olabilir mi? Yani... Ya o adam-"
"Aissh! Şu adamın adını ağzınıza almayın artık. Bitecek bu bela. Ben o an, aklıma gelen diğer bir ihtimali dile getirmiştim sadece ama bu emin ol çok düşük bir ihtimal. Sen de düşünme artık bunları. Arabada söylediklerimi ciddi ciddi yaparım bak."
"Hele bir yap da gör!"
"Bana meydan mı okuyorsun şimdi?"
"Diyelim ki öyle, ne olacak? Ne yapacaksın?"
"Senin yerinde olsam saçlarımı kollardım."
"Yah! Neden saçlarım? Ne alıp veremediğin var benim saçlarımla?"
İki elimle de saçlarımı tutarak ona sinirle bakışlarımı gönderdim. O ise kısık bir sesle, kendisiyle konuşuyormuş gibi bir şeyler fısıldadı.
"Çok güzeller çünkü."
Net olarak duyamadığım için, "Efendim?" diye yeniden sordum.
"Ah, hiç... Hiçbir şey," dedi. Daha sonra tezgâha yaslanarak bana bakmaya başladı. Bakar bakmaz da gülmeye.
"Neye gülüyorsun sen?" diye yeniden söze girerek sordum hemen.
"Az önce yukarıda olanlara şaşırıp ne zaman susar bunlar diyordun. Şimdi biz de aynı hâldeyiz."
Stray Kids üyelerinin bulaşıcılığı vardı her hâlde. Şimdi gerçekten biz de aynı Lee Know ve Jisung misali birbirimize girmiştik.
Ben de Seungmin'in söylediklerinin doğruluğuyla o görmesin diye arkama doğru döndüm ve sessizce gülmeye başladım.
Bu esnada içeri giren Felix'i gördüm.
Sanırım Seungmin'i gördüğünden dolayı olmalı, onu görür görmez girdiği gibi anında çıkıverdi.
Daha sonra başını mutfağı görebilecek bir şekilde çıkardıktan sonra da, "Seungmin!" diye bağırdı 'i' harfini uzatarak.
"Hâlâ bana kızgın mısın? Girebilir miyim?"
Seungmin kapıdan başını uzatan Felix'e bir süre ciddi ciddi baktıktan sonra, "Hele bir daha o kelimeyi söyle. O güzel yüzünü mahvederim senin," diye cevap verdi.
"Yani şu an affettin mi? Giriyorum bak."
"Affettim, gir."
Felix tam içeri girecekti ki Bangchan elinde telefonla hızla mutfağa girerek Felix'in omzuna çarptı ve onun sendeleyerek yere kapaklanmasına neden oldu. Şaşkınlık içinde:
"Yah! Ne yapıyorsun hyung?!" diyerek yakındığı esnada Bangchan'ın bir anda bana sarılarak heyecanla söyledikleriyle az önce olanları unutup sırıtmaya başladı.
"Ölmüş! Kurtulduk!"
...


