Şimdiki zaman
Hare
Çınar'ı aramış ve ev adresini öğrenmiştim; şimdi onun evindeydim. Akay dışında ilk defa bir erkeğin evindeydim, ve burada olmamın sebebi, hatırladığım her şeye şüphe duymamdı. Düşünüyordum, ama Çınar'ın arabasına bindikten sonra beni eve bırakıp bırakmadığını hatırlayamıyordum. Ona bunu nasıl soracağımı da bilmiyordum. Çınar baygın gözleriyle beni merakla izliyordu. Ona karşıda kendimi suçlu hissetmiştim; erkek kardeşine yapılanları ona anlatmak istedim, ama bunu yaparsam işler daha da berbat bir hal alırdı. Dudaklarımı yavaşça araladım. "Çınar, ben sadece o günü hatırlamadığımı sanıyordum, ama eksik olan günler de vardı." Güçlükle yutkundum. "Senin arabana bindiğimde beni nereye bıraktın sen?" Sorum karşısında Çınar uzaylı görmüşçesine bana bakıyordu.
"Evine bıraktım, hatta annenle karşılaşmıştık, annen muzip bir ifadeyle bize bakıyordu," dedi. Dudaklarımdan bir oh nidası döküldü. Akel'in dediğinin yalan olduğunu düşünüyordum, ama anımsayamamam en garip kısmıydı. Çınar kahvesinden bir yudum aldı. "Neden telaşlı bir şekilde bana bunu sordun?" diye sordu, gözlerimin içine bakarak. İşte o an, Çınar'ı daha yakından inceleme fırsatı bulmuştum. Müge'nin bahsettiği gibi yakışıklıydı, her ne kadar 'biscolata erkeklerine' benzemese bile. Kurumuş boğazımdan dolayı kahve fincanının yanındaki suyu alıp içtiğimde, Çınar gülerek beni izliyordu. Ona nasıl bir açıklama yapacağımı bilmiyordum; bildiğim tek bir şey vardı, o da Akel'in söylediklerinin uydurma olduğuydu.
Çınar açıklama beklercesine gözlerimi bakmayı sürdürdüğünde, "Sadece o günü anımsayamıyordum, o sebeple sordum," diyerek gevelediğimde, bakışlarıyla kahvemi işaret etti.
"Hare, bu çok garip," diyerek garip bir şekilde gülümsediğinde şaşkın ördek yavrusu gibi ona baktım.
"Garip olan ne?" diye sordum.
"Eve attığım ilk kız olman," dudağında yarım bir gülümseme oldu. "Şakasına dedim, hemen bozulma; eve gelen ilk kız misafirsin, diyelim." dedi.
Tek kaşımı havaya kaldırdım. "Hiç sevgilin olmadı mı?"
"Oldu, ama kimseyi evime atma gibi bir derdim olmadı ve ne bileyim, genelde erkek kankalarım var, kız kankalarımı da hiç misafirim etmedim," dediğinde, kendimi istemsizce gülümserken buldum.
Kahvemden bir yudum aldığımda sıcak olmasından dolayı dilim yanmıştı, o sırada Çınar'ın yüzünde sevimli bir gülümseme oluştu. "Kahve içerken fazla tatlısın," dedikten sonra elini saçımın arasından geçirdiğinde, istemsizce bana yürüdüğünü düşünmüştüm. "Bu arada, her ne kadar seni cinayetle suçlasalar da, ben buna inanmıyorum, senin katil olmadığına eminim," dedi tok bir sesle. Keşke bende buna emin olabilseydim; her ne kadar bir katilin olduğu açık olsa da, öyle bir şey olmadığını, katilin ben olduğumu ve zihnimin benimle oynayıp kendince bir katil yarattığını düşünüyordum. "Keşke bende bundan bu kadar emin olsaydım," dedim, huzursuzca kıpırdandım.
Bir katil vardı, bize mesajlar atıyordu; ama belki de böyle bir şey yoktu, belki de ben kafayı tamamen sıyırmıştım. Çırılçıplak bir şekilde küvete olmamın hiçbir sebebi olamazdı. Çınar'ın beni daha tam tanımadan katil olmadığımı düşünmesi de garipti. "Akay'ı kendi ellerimle öldürmek istiyordum hep, ama işin garip tarafı şu: o öldü, ama ben mutlu değilim, cezasını çekmeden öldü," yüzündeki gülümsemesi kayboldu. "Tam ona göre vahşi bir ölüm olmuş, ama ben yine de mutlu değilim, belki de kendim öldüremediğim için," diye itirafta bulunduğunda gözümden bir damla yaş süzüldü. Akay'ın adının geçtiği her an, kalbim kazınıyormuşçasına acıyordu.
"Çınar, hiç kimsenin hak etmeyeceği şekilde öldü, o yerde cansız bedenini gördüğümde çok korkmuştum, normal bir insanın yapabileceği bir şey değildi bu," dedim. Akay'ın kanlar içinde yatan cansız bedeni aklıma geldiğinde, midemden acı bir sıvı geldi; o kadar iğrenç bir şekilde işlenmiş bir cinayeti ki, yürek dayanmıyordu. "Kardeşine zıkkım sattığı doğru, ama o gün belki de erkekler tuvaletinde ölmüş bulunmasının sebebi Akay değildir, belki de bir başkasıdır," dedim. Bunun nedenini bilmiyordum; belki de vicdanım dudaklarımı kontrolü altına almıştı. Zihnimde Ares ve Akel'in yüzü belirmişti.
Çınar gözlerini bana diktiğinde huzursuz olmuştum, ikisinin adını verdiğimde her şey daha kötü olabilirdi, ama ikisinin de cezasını çekmesini istiyordum. Onların aptalca zorbalıkları bir ölüme sebep olmuştu, ve ben bunu bilmeme rağmen, sadece susuyordum.
"Kim, mesela, Hare?" Derin bir soluk verdi. "Sen bence kim olduğunu biliyorsun."
Başımı olumsuz anlamda salladım. "Hayır, Çınar, bilmiyorum, sadece bir tahminde bulundum," diyerek yanıt verdim. Ben kötü birisi miydim? Bedenime yayılan suçluluk duygusu beni yer yığacak kadar baskınlaşıyordu. Birisinin ölümünü öğrenip gizleyen birisi, sevgilisinin de katili olabilir miydi?
"Hare, hangi bölümü kazanmak istiyorsun?" diye sorarak konuyu değiştirdi. Derin bir nefes alıp vererek içimdeki daraltıyı attım.
Bilmiyorum, Çınar," diyerek yanıt verdim. Üniversite sınavına henüz çalışmaya fırsat bulamamıştım; bu travmaların üstüne bir de sınava hazırlanamazdım. Çınar mahcup bir şekilde gözlerini kaçırdı.
"Sormadım say, yanlış bir soru oldu," birden bire onun yanında Akay'ın solgun bedeni belirdiğinde geriye doğru adım attım, üzerime geliyordu. Dudaklarımdan ismi döküldüğünde, Çınar endişeyle bana bakıyordu, yanındaki Akay ise gerçek gibiydi.
Onu görüyordum.
***
Akay, neden?" Dudaklarımdan dökülenle, "Hare, iyi misin?" dedi Çınar, ama yanındaki Akay üzerime doğru geliyordu. Geriye doğru adım atmaya başlıyorum, sırtım duvarla sertçe buluştuğunda, dudaklarımdan bir inilti kopuyor.
"Sen benim katilimsin, Hare," diyerek üzerime gelmeye devam ettiğinde boğazımı sıkıca kavrıyor, sanki gördüklerim gerçekmişcesine boğazımda bir acı hissediyorum. Onu ben öldürmüş olabilir miydim? Ama neden bunu yapmıştım, ben sevdiğim adamı öldürmüş olamazdım. Beni aldatmıştı. Kendimden şüpheleniyordum ama aldatığı için onu öldürmem fazlasıyla anlamsızdı. "Ben katil değilim, sen de gerçek değilsin. Sadece bu halüsinasyon," diyorum fakat boğazımı daha sıkı sıkmaya başlıyor.
Hare, kendine gel!" Çınar bana doğru geldiğinde Akay birdenbire yok oldu.
"Akay buradaydı, sen de gördün değil mi?" Çınar'ın gözlerinde sadece bir acıma var.
. "Hare, sen hiç iyi gözükmüyorsun, az önce kendini boğazladın," dedi. Ellerimin boğazımda olduğunu görüyorum. Gözleri irileşmiş şekilde telaşla bana bakıyordu.
. Kahretsin! Gittikçe aklımı sıyırıyordum. Akay'ı görüyordum, hiçbir şey hatırlayamıyordum, masumluğum kanıtlanamıyordu, her yerde Akay'ın hatıraları vardı.
"Çınar, ben artık dayanamıyorum." Yere çömelip ağlamaya başladım. Oda yere çömelerek ağlamaya başladı. Benimle bu kadar ilgilenmesi işe en garip kısım. Kesik kesik nefes almaya başladığımda Çınar eliyle saçımı okşamaya başladı.
"Sakin ol, Hare, sen katil değilsin, her şeyi atlatacaksın," diye fısıldadı.
"Bunu bilemeyiz, Çınar, neden herkes beni suçlarken sen beni suçlamıyorsun?" Parfümünün egzotik kokusu burnumu dolduruyor.
"Benimkisi sadece bir his, sen katil değilsin hatta sen de kurbanlardan birisin," dedi, sesi rahatlatıcıydı.
.
Evin içinden gelen bir öksürük sesi duyduğumda, gözlerimi şaşkınca ona sabitledim evde tek olduğumuzu sanıyordum. "Evde tekiz sanıyordum."