İçeriğe geç

Persona

Bölüm 19 · 6 dk okuma

Persona

Bölüm 19

13. Bölüm" Hisler ve çelişkiler"

Gözlerinde bir afallama oluşuyor.

"Babam öksürmüştür, hastalığı var, bakımını ben üstleniyorum."

"Geçmiş olsun."

"Babam bir saldırıya uğradı, ve hareket yetisini yitirdi," dedi, buruk bir sesle. "On yedi yaşımdan beri ona ben bakıyorum, bu yüzden erkenden çalışma hayatına atıldım," diyerek konuşmaya devam ettiğinde, istemsizce nerede çalıştığını merak ettim.

"Nerede çalışıyorsun?" diye sordum.

"Bir kafede çalışıyorum," dedi.

"Hangi kafe?" diye sordum, merakla.

"Bilmezsin sen orayı," diyerek konuyu hızlı bir şekilde kapatıp başka bir konuya geçti.

***

Akel'in canlı yayını gördüğümüz yetmiyormuş gibi, Akay'ın telefonundan Akel'in bugün öleceğini öğreniyoruz. Tek başıma Çınar'ın evinden fırlayıp oraya gitmeliydim sevdiğim adamın ölmesini kaldıramazdım. Her ne kadar duygularım çelişkilerle dolu olsa bile onu seviyordum ve onu sevmesi canımı yakarak beni tüketiyordu. Hala onu sevmemeliydim, çünkü o sevilmemeyi hak ediyordu. İçimdeki sevgiyi nefretimle bastırmaya çalıştım. Çınar beni yalnız bırakmayıp benimle geldi.

Polise haber vermemiz gerekirken, biz iki kişi oraya gidiyorduk. Katilin bize zarar verip vermeyeceğini bilmeden gariptik. Çınar fazla iyiydi benim için; kendini tehlikeye atıyordu. Akel işkence görürken biz kapıyla cebelleşiyorduk. Yarım saat geçtikten sonra Ares'i aradığımda, o anahtarı getirmesiyle içeriye girdik. İkisinin birbirlerinde anahtarları vardı; istedikleri zaman birbirlerinin evini kullanırlardı. Akel yerde öylece yarı aralık gözlerle yatıyordu, bedenini başında haplar vardı, bileklerinde ise kesikler vardı. Korkuyla ona doğru ilerlediğimde, Çınar beni durdurdu. "Sen bakma, istersen ben bakayım durumuna, korkarsın." dedi. Onu dinlemek yerine panikle Akel'e doğru ilerledim, canlı yayın haplardan sonra kesilmişti. Akel yerde çaresizce yatıyordu; ona her ne kadar gıcık olsam da, bir zamanlar sevdiğim adamdı o. Üzerimdeki bluzu çıkardığımda, kırmızı braletim gözler önüne serilmişti. İstemsizce utandım ama düşünmem gereken bu değildi, Akel olmalıydı. Bluzumu yırtarak onun kanayan yerlerine yavaşça bastırdım. Akel yavaşça gözlerini araladığında, kendimi daha fazla tedirgin hissettim. "Seni göremeden öleceğim sanıp çok üzülmüştüm, ama seni gördüm ya, ölsem de önemli değil." dedi. Yavaşça başını kaldırıp yüzüne dokundum; yüzünün rengi fazla korkutucu gözüküyordu. Akel yüzünü acıyla buruşturdu. "Ben kötü biriyim diye mi beni sevmiyorsun, Hare? Bu yüzden mi benden nefret ediyorsun?" diye sordu. Kendimi boğulmuş hissediyordum...

Bitkin hissediyordum...

Yok oluyormuş gibi hissediyordum...

Gözlerimi kıstım. "Akel, senden nefret etmiyorum." dediğimde, dudaklarının arasından kan döküldü; iyi birisi olmadığı kısmı doğruydu, ama ölmeyi hak etmiyordu. "Akel, yorma kendini, ambulans birazdan gelecek." Gözlerimin içine derince bakıyordu. "Lütfen, diren, Akel." Kesik kesik nefes alıyordu. "Hare, seni üzdüysem eğer, özür dilerim, ben böyle olsun istemezdim. Ne zorba birisi olmak isterdim, ne de seni üzmek. Affet beni, canını yaktığım her cümlem için." Nefesi gittikçe kesiliyordu. "Hare, teşekkür ederim, benden nefret etmene rağmen burada olduğun için, az da olsa o güzel gülüşünü görmeme izin verdiğin için. Benim için telaşlanıyor olman, fazla garip." Gözlerinin içine baktım. "Akel, konu senin için telaşlanmam değil, ölmeni istemiyorum, sana daha fazla zarar verdi mi?" Dudaklarımdan aniden dökülen soruyla gülümsemeye çalıştı. "Jopla vurdu, hapladı, ağzıma silah soktu, canlı yayında beni rezil etti; sonra kasığıma kendinden iz bıraktı, sürekli hatırlayayım diye; bir de bileklerimi kesti, ama şaşırtıcı ki, yaşıyorum, hem de senin kollarındayım." Acılı inlemelerinin arasından konuşuyordu. Derin bir nefes verdim.

"Akel, tamam, sus biraz, kendini yorma." dedim. Her geçen saniye teni daha fazla soğuyordu. "Hare, söylesene, eşek şakası yapıyorsam, neden kendimi rezil edeyim?" diye sorduğunda, onu suçladığım için pişmanlık duydum; bana onu suçladığımı hatırlatarak kalbimi burkuyordu. "Akel, ben seni suçladığım için üzgünüm." Dudaklarımdan aniden dökülenler karşısında dudaklarını kırpıştırdı; onu bu halde görmek istemsizce beni üzüyordu. "Ölsem, herkes gibi, sende mutlu olurdun." dedi, ergen bir çocuk ses tonuyla.

"Ben kötü olanım, Hare, ve herkes kötü olanın ölmesini ister."

Gözlerimi gözlerine diktim. "Kötüsün veya iyisin, fark etmez, Akel, ölmeyi hak etmiyorsun, sonuç olarak, sen de bir insansın." dedim. "Akel, hayat sana ikinci bir şans verdi, bu şansı iyi birisi olarak kullanabilirsin." dedim. Hırıltılı bir şekilde nefes alıyordu, yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgideydi. Akel'in gözlerinin V yakamla buluştuğunu fark ettiğimde, hafifçe omuzuna vurdum; ama o hafif vuruşta fazlasıyla canını yakmıştı.

"Hare, sen manyak mısın, ben zaten ölecek gibiyim, sen bana vuruyorsun, jop yemiş adama vurulur mu? Ahh." Yüzü acıyla buruştu. Ölecek gibi duruyordu; onun ölmemesini ve iyi birisine dönüşmesini diledim.

"Akay'ın yanına gidiyormuş gibi hissediyorum kendimi." dedi. Ağzından kan gelmeye başlamıştı; gözümün önünde Akel kan kusuyordu, bedeni ise garip bir şekilde titremeye başlamıştı. "Ölmene izin vermeyeceğim, Akel, bu sefer birisin daha ölmesine izin vermeyeceğim." dedim. Yüzü her geçen saniye ölmeye yüz tutmuşçasına soluyordu.

Benim yerimde normal bir insan olsa tiksinirdi; ama ben tiksinmeyerek tişörtten küçük bir parça yırtıp ağzından dökülen kanları siliyordum. "Ölmeyeceksin, Akel, bu sefer birisinin ölmesine izin vermeyeceğim." diyerek tekrarladığımda, Akel'in gözleri küçük bir erkek çocuğunu andıracak kadar masum bakıyordu.

Gözlerimi gözlerinden çekmeyerek güven dolu bir gülümseme takındım. "Birazdan ambulans gelecek, Ares ambulansı aradı." dedim.

Ares'e baktığımda, onun Çınar ve bana göre daha az telaşlandığını fark ettim; en yakın arkadaşı bu haldeyken o sakince izliyordu.

"Gözlerinin kapanmaması gerek, ambulans gelene kadar." Çınar telaşla konuştuğunda, gözlerinin kapanmaması için Akel ile konuşmaya çalıştım.

"Akel, sakın gözlerini kapatma." dedim. O ise bana yanıt vermek yerine gözlerini kapatmıştı; derin bir soluk verip elimi yanağında gezdirdim. "Akel, uyanık kalmalısın, lütfen."

Yanağını okşamam hoşuna gitmişcesine gözünü açtı. "Akel, birazdan ambulans gelecek, o zamana kadar lütfen dayan." Gözleri istemsizce beni kendine çekiyordu; içimden kendime gel, Hare, diye geçirdim. Şu an onun gözlerine dalmam fazlasıyla yanlıştı. Akel aniden elimi sıkıca kavradığında, sesi boğuk çıkmaya başlamıştı.

"Hare, belki de ölmem daha iyi, dünya bir kötüden kurtulmuş olur." Sinirden ofladım. "Akel, sen ölmeyeceksin, lütfen artık ergen gibi konuşmaktan vazgeç." diye haykırdım.

"Sen neden benim için telaşlısın ki, sevinmen gerekir, dünya bir mikroptan kurtulmuş olur."

"Akel, çeneni kapa, birazdan ambulans gelecek, bu yüzden gözünü de kapama."

"Dediklerimi yapman için bir öpücük gerekir, b-ben karşılıksız bir şey yapmam." Şu an suratına sert bir yumruk geçirmek istedim, ama yapmadım; çocuk ölmek üzereyken bile yavşaklıktan bir şey kaybetmiyordu. Geriye çekilip tişörtü Çınar'a verdim. "Çınar, ben daha fazla bunu kurtarmaya çalışırsam, boğazlayacağım, ambulans gelene kadar biraz sen ilgilen şunla." dedim. O sırada Akel'in dudağından acılı kıkırdama sesi çıktı. "Benimle sen ilgilinsen, ben direk ayağa kalkarım." dedi. Birkaç saniye sonrasındaysa "Seni seviyorum, Hare." demesiyle elinin sertçe yerle buluşması bir oldu. Çınar bileklerine iyice tişörtü bastırdığında, Akel'in gözü dolmaya başlamıştı. "Kardeşini çok özlüyor musun?" Akel'in ona yönelttiği soruyla ben bile alakam olmamasına rağmen kendimi suçlu hissettim.

"Onu çok özlüyorum, Akel." duraksadı. "Şu an yaşadığım ne boktan bir şey, kardeşimin ölümüne sebep olan piçin kardeşini kurtarıyorum." Çınar'ın dedikleriyle yanağımın içini ısırdım; Akel'in yüzü pişman bir ifadeye bürünürken, Ares ise tepkisizce duruyordu. Çınar'a söylemek istedim, kardeşine olanları anlatmak istedim, ama yapamadım. O sırada ambulans görevlileri içeriye girip Akel'i sedyeye yatırdılar. Yaşadıklarım fazlasıyla ağır geliyordu; Akel'i ziyaret etmiş ve zarar vermiştim. Sıradaki ben olabilirdim veya Onur adeta hayatım karanlıkla git gide bütünleşiyordu. Ares, onun iyi olacağını, benim gelmemem gerektiğini, ailesinin de beni suçlayacağını söyleyip ambulans görevlileriyle gitti. Bense sadece durup olanları izliyordum; kötü bir haber almaktan korktuğum için hiçbir yere gidemiyordum. Çınar yanıma gelip başını omuzuma koyduğunda, garip bir ürperti hissettim.

"Akel'e baktığımda sebepsizce kardeşimi görüyor gibi hissettim." dedi; sesinin tamamında keder hakimdi. Ona kardeşine olanları anlatmak istiyordum, ama yapamadım. "Kardeşime zorbalık yapan adam, ona benziyor." dedi. Gözlerim yerinden çıkarcasına açıldı. Çınar'a hiç güvenmiyordum, ama ona bunu belli de etmiyordum; o da benim için bir şüpheliydi. Her ne kadar Akel saldırıya uğrarken benim yanımda olsa bile, onun bir ortağı olup olmadığını bilemezdim.

Gözleri ise bazen hâlâ Akay'dan bahsettiğimde kin dolu bakıyordu. Ona istemsizce kardeşinin ölümüne Ares ve Akel'in sebep olduğunu söylemek istiyordum, ama koca çenemi tutmak zorundaydım.

"Akel'in kardeşine zorbalık yaptığını nereden biliyorsun?" Diye sordum. Bu kısım beni gerçekten fazlasıyla şaşırtmıştı; aynı okuldan mezun olmamıştık ve o bizden önceki senenin mezunlarındansa değildi. Akel'in kardeşine zorbalık yapmasını bana biraz garip gelmişti; ben bile bunu bilmezken, onun bilmesi fazlasıyla garipti. Akay'ı öldüren o olabilir miydi? Veya katilin ortağı o olabilir miydi? Kendimi hiç bitmeyen bir akıl oyununun içinde buluyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.