O gece Periler Âlemi'nde gökyüzü alışılmadık şekilde kırmızıya büründü. Bu renk, yalnızca çok eski bir büyü uyandığında görülürdü.
Periler Meclisi'nin en yaşlı üyesi, yüzyıllardır açılmayan taş sandığı açtı. İçinden altın işlemeli, eski bir kehanet kitabı çıktı.
Kitabın sayfaları kendi kendine çevrildi ve şu sözler belirdi:
"İki yasak kalp birleştiğinde, seçilmiş insan gerçeği görecek. Karanlık ile ışık arasındaki denge yeniden sınanacak."
Salonda derin bir sessizlik oldu.
"Seçilmiş insan..." diye fısıldadı yaşlı peri. "Bu, Deniz olmalı."
İnsanlar dünyasında ise Deniz, o gece tuhaf bir rüya gördü.
Rüyasında ışıklarla dolu bir ormanda yürüyordu. Karşısında iki siluet belirdi. Yüzlerini seçemese de içlerinden biri ona seslendi:
"Deniz... Yakında bizi görebileceksin."
Deniz tam yaklaşacakken her yer karanlığa büründü. Siyah kanatlı, gölgelerden oluşan bir yaratık ortaya çıktı.
"Onları bulmama yardım edeceksin..." dedi yaratık.
Deniz korkuyla uyandı. Kalbi hızla çarpıyordu.
Aynı anda Livasu ve Esila, Deniz'in odasının penceresinin dışında bekliyordu.
"Bir şeyler değişiyor," dedi Esila.
Livasu başını salladı.
"Evet. Artık sadece biz onu korumuyoruz. Karanlık da onun peşinde."
Tam o sırada gökyüzünde siyah bir çatlak açıldı. Çatlaktan çıkan gölge yaratık, birkaç saniye görünüp tekrar kayboldu.
Livasu kılıcını çekti.
"Bu... başlangıç."
Esila derin bir nefes aldı.
"Eğer kehanet doğruysa, yakında Deniz bizi görecek."
İkisi de bunun ne anlama geldiğini biliyordu.
Çünkü bir insan, bir periyi gördüğü anda artık eski hayatına geri dönemezdi.
Ve karanlık güçler, o anı sabırsızlıkla bekliyordu.