İçeriğe geç

Perde Arkası🎭

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Perde Arkası🎭

Bölüm 6

6.Perde:Çatlağın Sesi

Yarışmaya iki gün kalmıştı. Okulun koridorları normalden daha gürültülüydü ama benim için her şey boğuk geliyordu; sanki suyun altındaydım. Kulüp odasına girdiğimde Zeynep çoktan oradaydı. Dekorun kenarındaki sandalyeyi gereğinden sert bir şekilde çekti. Liva biraz sonra geldi. Üzerinde benim ceketim vardı.

Zeynep’in bakışı o cekete takıldı. Sadece bir saniyeliğine. Ama ben gördüm.

“Bugün finali tam kostüm geçeceğiz,” dedim, ortamı toparlamak ister gibi. “Hata kaldırmıyor.”

Prova başladı. İlk sahneler akıcıydı ama aradaki hava değişmişti. Liva repliklerini her zamanki gibi net söylüyordu; Zeynep anlatıcı tonunu fazla keskinleştirmişti. Bir sahnede Zeynep’in repliği Liva’nınkini bastırdı.

“Biraz daha yumuşak olabilir misin?” dedim istemsizce.

Zeynep durdu. “Neden? Işığı kapatmaktan korkuyorum da.”

Sessizlik.

Baran dekorun arkasında dondu kaldı. Tunay kulisten “Eyvah” der gibi baktı.

“Bu ne demek şimdi?” dedim.

“Hiç,” dedi Zeynep. “Son günlerde başrol tek kişilik gibi hissettiriyor sadece.”

Liva bir adım geri çekildi. “İsterseniz ben—”

“Hayır,” dedim hemen. Fazla hızlı. Fazla net.

Zeynep bunu kaçırmadı.

“Atlas,” dedi sakin ama keskin bir sesle, “kulübü birlikte ayakta tuttuk. Şimdi bir anda her karar iki kişi arasında alınıyor.”

Haklıydı. Ve ben bunu yeni fark ediyordum.

“Bu kişisel değil,” dedim.

“Bence tam olarak kişisel,” dedi Zeynep.

Liva araya girdi. “Zeynep, gerçekten böyle hissettirdiğim için özür dilerim. Amacım—”

“Senin amacın ne Liva?” diye sordu Zeynep. “Sahneyi kurtarmak mı? Yoksa Atlas’ı?”

Bu cümle havada asılı kaldı.

Kalbim hızlandı. Liva bana baktı. O bakışta kaçış yoktu.

“Ben kimseyi elimden almaya çalışmıyorum,” dedi sakin bir şekilde. “Atlas kimsenin sahip olduğu bir şey değil.”

Tunay fısıldadı: “Vay.”

Zeynep gözlerini bana çevirdi. “Peki sen ne diyorsun Atlas?”

İşte o an.

Ya bir taraf seçecektim ya da dürüst olacaktım.

“Ben…” dedim. Sesim ilk kez kararsız çıktı. “Ben kimsenin tarafında değilim. Ama evet… son günlerde Liva’ya daha çok odaklandım.”

Zeynep’in yüzü düştü ama ağlamadı. Sadece başını salladı.

“Anladım,” dedi. “O zaman oyunu da iki kişi oynarsınız.”

Çantasını aldı.

“Zeynep dur,” dedim.

“Hayır Atlas,” dedi dönmeden. “Ben seninle yarışmaya kadar savaştım. Ama sen artık başka bir savaştasın.”

Kapı kapandı.

Salon bir anda boşalmış gibi hissettirdi.

Liva sessizce duruyordu. Suçlu gibi değil, düşünceli gibi.

“Git onunla konuş,” dedi bana.

“Ya sen?”

“Ben buradayım,” dedi. “Ama Zeynep giderse bu oyun gerçekten çatlar.”

O an Liva’ya bir kez daha hayran oldum. Ve bundan korktum.

Koridora çıktım. Zeynep merdivenlerin başında durmuştu.

“Zeynep,” dedim nefes nefese.

“Ne?”

“Bu… Liva meselesi değil. Benim meselem.”

Bana baktı.

“Onu seviyor musun?” diye sordu dümdüz.

Bu soru göğsüme çarptı.

“Ben—”

Cevap veremedim. Çünkü evet demek kabullenmekti. Hayır demek yalandı.

Zeynep hafifçe gülümsedi. Hüzünlü bir gülümseme.

“Tamam,” dedi. “Cevap vermene gerek yok.”

“Zeynep, sen benim için—”

“Arkadaşım mıyım?” dedi. “Evet. Ama ben aptal değilim Atlas.”

Bir adım yaklaştı.

“Ben seni hiç o gözle sevmedim belki,” dedi dürüstçe. “Ama seni kaybetmek istemem. O yüzden kıskandım. Çünkü sen uzaklaşıyorsun.”

Bu cümle içimi yumuşattı.

“Uzaklaşmıyorum,” dedim. “Sadece… değişiyorum galiba.”

Zeynep başını salladı.

“Tamam. O zaman beni geride bırakma.”

Bir saniye tereddüt etmeden sarıldım ona.

Bu bir aşk sarılması değildi. Bu, savaş arkadaşlığıydı.

Prova salonuna döndüğümüzde Liva yerdeki cam parçalarını toplamıştı. Bizi görünce ayağa kalktı.

Zeynep ona baktı.

“Yarışmayı kazanacağız,” dedi net bir sesle. “Ama sahne üç kişilik. Anlaştık mı?”

Liva hafifçe gülümsedi. “Anlaştık.”

Ben o an bir şey fark ettim.

Aşk, sahneden çalmak değilmiş. Yer açmakmış.

O akşam prova yeniden başladı. Bu kez final sahnesinde üçümüz aynı ışığın altındaydık.

Ve ilk kez gerçekten bir ekip gibiydik.

Ama gece çıkışında Liva ile yürürken aramızdaki sessizlik daha farklıydı. Daha derin.

“Zeynep güçlü,” dedi Liva.

“Evet,” dedim.

Bir süre yürüdük. Sonra Liva durdu.

“Atlas,” dedi yavaşça, “sana bir şey soracağım.”

“Ne?”

“Benden korkuyor musun?”

Düşündüm.

“Evet,” dedim dürüstçe. “Ama hoşuma gidiyor.”

Liva güldü. Bu kez yumuşak, filtresiz bir gülüş.

Elimi tuttu.

Ve ben artık inkâr edemeyecek kadar net hissettim—

Aşık oluyordum.

Ama hâlâ yüksek sesle söylemeye cesaretim yoktu.

Çünkü bazı duygular sahneye çıkmadan önce çok prova isterdi.

Ama bu artık bir doğru değildi,üçgendi.Zeynep BEN ve Liva.

Zeynep'in neden bu kadar sert tepki verdiğini,Liva'nın sakinliğini anlamasam da sorgulamadım.İnsan böyledir.Zeynep de böyle bir kadın.Benden hoşlanıyor olamaz.Değil mi?

-------------

(Zeynep)

## Yedinci Bölüm — Işık Altında Kalan

( Zeynep )

Yarışmaya iki gün kaldı ve ben ilk kez sahnede değil, kenarda kaldığımı hissediyorum.

Atlas bunu fark etmiyor. Ya da fark ediyor da görmezden geliyor. Hangisi daha kötü bilmiyorum.

Kulüp odasına o sabah özellikle erken geldim. Sandalyeyi sert çekmem sinirden değildi sadece—ses çıksın istedim. Bir şeyler dağılsın. İçimdeki gibi. Sonra kapı açıldı ve Liva içeri girdi. Üzerinde Atlas’ın ceketi vardı.

Detaylara takılan biri değilimdir normalde. Ama o ceketi tanımamak imkânsızdı. Çünkü o ceketi Atlas ilk turnuvamızda giymişti. Çünkü o ceketi ilk kaybettiğimiz yarışmadan sonra çıkarmadan sabaha kadar sahnede oturmuştu. Çünkü ben o ceketi yıllardır Atlas’la eşleştirmiştim.

Şimdi başka birinin omzundaydı.

Sadece bir saniye baktım. Ama o bir saniye içimde bir şeyi yaktı.

Prova başladığında sesimi bilerek sertleştirdim. Anlatıcıyım ya ben. Kenardan izleyen, düzeni kuran, akışı sağlayan. Ama son günlerde anlatıcı değil de fon müziği gibi hissediyorum. Var ama kimse gerçekten dinlemiyor.

Atlas “Biraz daha yumuşak olabilir misin?” dediğinde içimdeki şey taştı.

Işığı kapatmaktan korkuyorum da.

Evet, bilerek söyledim. Çünkü Atlas artık ışığa sadece Liva’nın gözlerinden bakıyordu. Bunu görmek için âşık olmaya gerek yoktu.

Ama ben âşıktım.

Evet. Bunu ilk kez bu kadar net söylüyorum.

Atlas’tan hoşlanıyordum. Belki uzun zamandır. Belki o ilk provada sahnenin ortasında “Ben korkmuyorum” diye bağırdığında. Belki de korktuğunu ilk fark ettiğimde.

Ama hiçbir zaman söylemedim. Çünkü kulüp vardı. Çünkü dostluk vardı. Çünkü “başkan” ve “yardımcı” dinamiği vardı. Çünkü ben güçlüydüm.

Güçlü olmak aptal olmamı engellemiyor tabii.

Liva geldiğinden beri Atlas’ın bakışı değişti. Onu izlerken omuzları gevşiyor. Replik söylerken sesi yumuşuyor. Yanında savunmasız durabiliyor.

Benim yanımda hep dik dururdu.

Merdivenlerde ona “Onu seviyor musun?” diye sorduğumda aslında cevabı biliyordum. Atlas cevap veremedi çünkü evet demek korkutucuydu. Ama hayır diyememek yeterliydi.

İnsan bazen resmi bir itirafa ihtiyaç duymaz.

O gün kulüp odasından çıkarken ağlamadım. Ağlamak gururuma dokunurdu. Ama yürürken göğsümde fiziksel bir ağırlık vardı. Sanki biri sternumumun altına taş koymuş gibi.

Baran arkamdan geldi.

“Abartmadın mı biraz?” dedi ama sesinde kızgınlık yoktu. Endişe vardı.

“Abartmadım,” dedim. “Geç kalmıştım.”

Baran bana baktı uzun uzun. O bakışı yeni fark etmiyorum aslında. O hep bakardı. Ama ben hiç oraya bakmadım. Çünkü ben başka bir yöne bakıyordum.

“Sen iyi misin?” dedi.Ona neydi ki?

Bu soru tehlikelidir. Çünkü biri “iyi misin?” diye gerçekten sorarsa dağılabilirsin.

“İyiyim,” dedim otomatik olarak.

Yalan.

Ben iyi değildim. Çünkü ilk kez ikinci planda kalmaktan değil, birinin kalbinde ikinci sırada olmaktan korkuyordum.

Akşam eve gittiğimde aynaya baktım. Çatlak değildi. Ama ben kendimi eksik hissettim.

Liva’yı anlamıyorum. Sakinliği beni sinirlendiriyor. Çünkü ben öyle olamıyorum. İçimden geçen her şeyi yüzümde taşıyorum. O ise bir buz tabakası gibi. Ama Atlas onun altında su olduğunu görüyor. Ben ise sadece soğuğu hissediyorum.

Belki de bu yüzden kaybediyorum.

Ama bir şeyi net biliyorum:

Ben savaşmadan çekilmem.

Yarışma günü geldiğinde sahneye çıkacağım. Anlatıcı olarak değil, varlığımı hatırlatarak. Atlas beni seçsin diye değil. Kendimi kaybetmemek için.

Çünkü evet, onu seviyorum.

Ama ben sadece birinin bakışına sığacak kadar küçük değilim.

Ve eğer bu bir üçgense—

Ben köşelerden biri olmaya razıyım.

Ama silik olan değil.

------

(Baran)

## Yedinci Bölüm — Kenarda Kalan Adam

(Baran)

Ben normalde drama sevmem. Yani sahnede severim, dekoru kurarım, ışığı ayarlarım, birinin ağlaması gerekiyorsa fonu veririm falan… ama gerçek hayattaki dram fazla yorucu.

Son iki gündür kulüp odasında olan şey tam olarak buydu: yorucu.

Zeynep sandalyeyi sert çektiği an anladım bir şeylerin patlayacağını. O sandalyenin sesi prova sesi değildi, savaş ilanı gibiydi. Sonra Liva geldi. Üzerinde Atlas’ın ceketi.

Atlas fark etmedi sanıyordur belki ama biz fark ettik. Özellikle Zeynep.

Ben de fark ettim. Ama benim canımı yakan ceket değildi. Zeynep’in bakışıydı.

Zeynep Atlas’a o gözle bakıyor. Hep baktı. Atlas ise bunu ya gerçekten anlamıyor ya da anlamazdan geliyor. İkisi de sinir bozucu.

Prova sırasında Zeynep’in sesi bilerek sertleşti. Onu tanıyorum. O kontrolü kaybettiğinde daha kontrollü görünür. Daha dik durur. Daha keskin konuşur.

Atlas “Biraz daha yumuşak olabilir misin?” dediği an içimden “Yapma” dedim. Çünkü o cümle yanlış zamanda söylenmiş doğru bir cümleydi.

Zeynep’in “Işığı kapatmaktan korkuyorum da” demesi…

İşte o an sahne değil, kalpler çarpıştı.

Ben dekorun arkasındaydım ama her şeyi net görüyordum. Atlas Liva’ya döndüğünde yüzündeki ifade değişiyor. Daha dikkatli. Daha yumuşak. Zeynep’e baktığında ise savunmada.

İnsan kime karşı rahat duruyorsa oraya daha yakındır.

Bu basit matematik.

Ama işte matematik kalp işlerinde işe yaramıyor.

Zeynep kapıyı çarpıp çıktığında içimde tuhaf bir öfke vardı. Atlas’a kızgındım. Ama aslında kıskançtım.

Çünkü Zeynep Atlas’a böyle bakarken bana hiç bakmadı.

Ben hep oradaydım. Dekor kurarken, yarışma kaybettiğimizde sandalyeleri toplarken, Atlas gece metin yazarken yanında sessizce otururken… Ama görünmezdim.

Şimdi Atlas görünmez olanın ne demek olduğunu biraz hissetsin istedim belki. O yüzden “Mutlu musun?” diye sordum.

Cevap veremedi.

Zeynep’i seviyorum mu?

Evet.

Ama bu filmde yan karakterim. Bunu kabul etmek zorundayım.

Sorun şu ki Atlas başrol olmaktan sıkılınca Liva’yı yanına aldı. Zeynep ise başrolü hiç istememişti, sadece yanında olmak istemişti.

Ve ben?

Ben ışık teknisyeniyim işte.

O akşam eve giderken şunu düşündüm:

Eğer Atlas Liva’yı seçerse Zeynep kırılacak.

Eğer Zeynep kırılırsa ben yanında olacağım.

Ama o yine Atlas’ı düşünecek.

İnsan bazen kazanamayacağı savaşa gönüllü gider mi?

Ben gidiyorum galiba.

Ertesi gün provada özellikle Atlas’a mesafeli davrandım. Liva’ya da. Çünkü ikisine de kızgındım. Ama en çok kendime.

Zeynep geldiğinde gözleri uykusuzdu ama dimdik duruyordu. O güçlü halini seviyorum. Ama keşke o gücü Atlas için harcamasa.

Final sahnesini çalışırken üçü aynı ışığın altındaydı. Ben kenardaydım.

Ve o an fark ettim:

Bu üçgen eşkenar değil.

Bir köşe fazla ağır.

Atlas Liva’ya çekiliyor.

Zeynep Atlas’a çekiliyor.

Ben Zeynep’e çekiliyorum.

Fizik kurallarına aykırı bir şekil bu.

Bir yerden kırılacak.

Ve ben içten içe Atlas’ı kıskanıyorum. Çünkü o seçme şansına sahip.

Benim ise sadece bekleme şansım var.

Bölüm sonu

2 yorum