İçeriğe geç

Perde Arkası🎭

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Perde Arkası🎭

Bölüm 5

5.Perde:İki Maske

Kasım ayı sanki bizim için özel efekt ayarlamıştı; ne zaman prova iyi gitse hava kararıyor, ne zaman aramız gerilse rüzgâr camları titretiyordu. O gün ise tam tersiydi. Prova hayatımızdaki en uyumlu provaydı. Liva ile ilk kez aynı cümleyi bölmeden, aynı nefeste bitirdik. Replikler çarpışmadı, birbirini tamamladı. Ben bir adım attığımda o geri çekilmiyor, tam tersine yanımda duruyordu. Sahnede göz göze geldiğimiz bir an vardı—metnin ortasında, Kral’ın “Korkuyorum” dediği yerde—Liva doğaçlama yapmadı, metne sadık kaldı ama bakışıyla repliğimi büyüttü. İlk kez sahnenin elimden kaymadığını, birlikte yükseldiğini hissettim.

Prova bittiğinde alkışlayan kimse yoktu ama içimde tuhaf bir hafiflik vardı. Zeynep çantasını toplarken bizi izliyordu; bakışında ölçülü bir mesafe, hafif bir soğukluk vardı ama o an bunu umursamadım. Çünkü dışarı çıktığımızda yağmur başlamıştı ve Liva şemsiyesini getirmemişti.

“Bırakayım seni,” dedim refleksle.

“Gerek yok, yürürüm,” dedi her zamanki sakinliğiyle.

“Kasım romantizmi yapma, sırılsıklam olursun.”

Gülümsedi. O gülümseme artık beni huzursuz etmiyordu; aksine içimi ısıtıyordu. Okulun önünden yürümeye başladık. Yağmur ince ince yağıyordu, asfalt ışıkları yansıtıyor, şehir olduğundan daha şiirsel görünüyordu. Ceketimi çıkarıp omuzlarına koydum. “Üşürsün,” dedim.

“Sen?”

“Ben 1.92’yim, bana bir şey olmaz,” dedim hafifçe sırıtarak.

Bir an sustuk. Yağmurun sesi konuşuyordu sanki. Liva parmaklarını koluma hafifçe doladı; refleks gibi değildi, bilinçliydi. İçimde bir şey hızlandı. Kalbim mi, düşüncelerim mi emin değildim.

“Atlas,” dedi yavaşça, “sahnede bugün farklıydın.”

“Nasıl?”

“Savunmada değildin.”

Bu cümle basit bir tespit gibi geldi ama içimde yankılandı. Gerçekten de savunmada değildim. Onun yanında tetikte olmaktan yorulmuştum galiba. Bir süre daha yürüdük. Sokak lambasının altında durduk; ışık saçlarına vuruyor, yüzüne altın bir ton katıyordu. Islanmış kirpikleri ağırlaşmıştı.

Tam o an…

Tam o an onu öpmek istedim.Fazla mı dramatiğim?

Bu düşünce o kadar ani geldi ki geri çekildim. Ben böyle biri değildim. Ya da en azından olduğumu düşünmüyordum. Liva gözlerime baktı. “Ne oldu?” dedi.

“Hiç,” dedim hemen. “Yağmur gözüme kaçtı.”

Yalan.

Evinin önüne geldiğimizde ceketimi geri vermek istedi, almadım. “Yarın getirirsin,” dedim. Bir saniyelik bir sessizlik oldu. Sonra parmak uçlarında hafifçe yükselip yanağıma çok kısa bir öpücük kondurdu.

“Teşekkür ederim, yönetmen,” dedi.

Dünya o an bir saniyeliğine sustu.

Eve dönerken adımlarımı saydım. Nefesimi düzenlemeye çalıştım. Aşık olduğumu fark ettim. Net. Tartışmasız. Ama bunu kabullenmek başka bir meseleydi. Benim planım yoktu, kontrolüm yoktu, hatta güvenim bile tam değildi. Aşk kontrolsüz bir şeydi. Ve ben kontrolsüzlüğü sevmem.

“Saçmalama Atlas,” dedim kendi kendime. “Bu sadece yoğunluk. Sahne kimyası.”

Ama içimde bir yer, adını koymaya cesaret edemediğim bir yer, onun adını fısıldıyordu.

Ertesi gün prova başladığında Zeynep’in enerjisi farklıydı. Normalde Liva’yı öven, motive eden Zeynep gitmiş; yerine daha keskin, daha eleştirel biri gelmişti.

“Liva, o sahnede biraz geri kalabilir misin?” dedi bir yerde. “Atlas’ın ışığını kapatıyorsun.”

Cümle sıradan gibiydi ama tonu değildi. Liva bunu fark etti, ben de. Liva geri çekilmedi ama bir adım yavaşladı. Bana baktı; ben ne diyeceğimi bilemedim.

Prova arasında Zeynep beni kenara çekti.

“Atlas, bir şey soracağım.”

“Sor.”

“Liva’yla aranızda bir şey mi var?”

Güldüm. Fazla hızlı güldüm. “Ne alaka?”

“Bilmiyorum,” dedi omuz silkerek. “Son günlerde sahnede sadece birbirinizi görüyorsunuz gibi.”

Bu cümle beni hem savunmaya geçirdi hem de suçlu hissettirdi. “Biz oyuna odaklanıyoruz,” dedim. “Hepsi bu.”

Zeynep başını salladı ama ikna olmamıştı. “Tamam. Ama unutma, bu kulüp sadece sen ve Liva’dan ibaret değil.”

Bu cümle içime oturdu. Çünkü haklıydı.

O günün provası gergin geçti. Liva ile aramız hâlâ iyiydi ama Zeynep’in bakışları sahnedeki havayı değiştiriyordu. Bir sahnede repliğimi unutacak gibi oldum; Liva fısıltıyla hatırlattı. O kadar yakındı ki nefesini hissettim. İçimdeki inkâr duvarı biraz daha çatladı.

Çıkışta yağmur yine başladı. Bu kez Liva şemsiyesini getirmişti.

“Bugün ben seni bırakayım mı?” dedi hafif bir alayla.

Gülümsedim. “Gerek yok.”

Ama birlikte yürüdük yine. Bu kez aramızda konuşulmayan bir şey vardı; daha yumuşak, daha gerçek.

Köşede vedalaşırken elimi tuttu. Sadece tuttu. Ne yanağıma bir öpücük ne dramatik bir cümle. Sadece elimi bırakmadı birkaç saniye.

“Atlas,” dedi, “bazen bazı duyguları hemen çözmeye çalışma. Yaşaman yeterli.”

Bu kız

Eve dönerken ilk kez itiraf ettim—en azından kendi içimde—onu düşündüğümde midemdeki o hafif boşluk korku değildi. Başka bir şeydi. Güzel ama tehlikeli bir şey.

Ertesi sabah kulüp panosunda yeni bir not vardı:

“Bazı aynalar iki kişiyi aynı anda gösterir.”

El yazısı bu kez Zeynep’inkine benziyordu.

Ve ben ilk kez anladım—oyun sadece sahnede oynanmıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.