İçeriğe geç

Perde Arkası🎭

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Perde Arkası🎭

Bölüm 4

4.Perde:Aşkın Maskesi

Zeynep’in bana gösterdiği o fotoğraf, zihnimin tam ortasına düşmüş bir el bombası gibiydi. Liva, alevler içindeki bir sahnenin önünde, yüzünde o dondurucu gülümsemeyle duruyordu. Kalbim göğüs kafesimi delmek istercesine çarparken, kulüp odasının ağır havası bir anda beni boğmaya başladı. 1.92’lik boyum sanki bana yük oluyordu; odadaki her şey üzerime devriliyor gibiydi. Liva, o esnada kapının eşiğinde belirdi. Elinde iki bardak kahve, saçları rüzgardan hafifçe dağılmış, sabah mahmurluğuyla bana bakıyordu. Zeynep panikle telefonu saklamaya çalışırken, Liva çoktan durumu fark etmişti.

"O fotoğrafı mı tartışıyorsunuz?" dedi Liva, sesinde en ufak bir titreme bile olmadan. Masaya yaklaştı, kahvelerden birini önüme bıraktı. O kadar sakindi ki, bir an kendimden şüphe ettim. "Zeynep, insanların dijital dünyada neler yaratabileceğini hala küçümsüyor olman çok şaşırtıcı."

Zeynep kekeleyerek, "Ama... Liva, bu senin eski okulun ve oradaki yangın..." diyebildi.

Liva hafifçe gülümsedi. Bu, bir yetişkinin bir çocuğun saflığına gülümsemesi gibiydi. "Yapay zeka, Zeynep. Geçen yıl okulun tiyatro kulübü tadilat için kapatıldığında, bir grup dijital sanat öğrencisi 'Sahnenin Ölümü' adlı bir kolaj serisi hazırlamıştı. O fotoğraf da o projenin bir parçası. Benim o dönemki fotoğraflarımı alıp, o sönmüş yangın haberleriyle birleştirmişlerdi. Hatta bu yüzden okul yönetimiyle sorun yaşadılar, 'disiplin suçu' dediğiniz şey aslında bu sanatsal provokasyondu."

Bir an durdum. Beynimin içinde iki ses kavga ediyordu. Bir ses "Bu çok mantıklı, teknoloji çağındayız" diyor, diğer ses ise "Aynanın arkasına bak" diye fısıldıyordu. Ama Liva gözlerimin içine öyle bir şefkatle baktı ki, o fısıltı anında sustu. "Atlas, sence ben bir yeri yakacak birine mi benziyorum?" diye sordu. Elini yavaşça sargılı olan avucuna götürdü. "Ben sadece o sahnede var olan biriyim. Sahneyi yok etmek, kendimi yok etmek demektir."

O an ona inanmak, nefes almaktan daha kolaydı. Zeynep hala şüpheliydi ama Liva’nın o buz gibi mantığı ve profesyonel açıklaması karşısında susmak zorunda kaldı. Liva yanıma oturdu, parmaklarını masanın üzerindeki elimin üzerine koydu. Dokunuşu her zamanki gibi soğuk ama yatıştırıcıydı. "İnsanlar gizemi sever Atlas. Gerçeklik sıkıcıdır, bu yüzden yalanlara ve komplolara tutunurlar. Bizim oyunumuzda da bunu işlemiyor muyuz?"

Öğleden sonraki prova hayatımın en garip provasıydı. Liva sahneye çıktığında, sabahki o ürkütücü fotoğrafın bir illüzyon olduğuna artık tamamen emindim. O kadar doğal, o kadar bizden biriydi ki... Babamın onu tuttuğu gerçeği, bir gölge gibi arkamızda dolaşırken ben ışığa bakıyordum. Babamın son günlerdeki "Liva ile aranı iyi tut" telkinlerini, onun tiyatroya olan yeni ve samimi ilgisi olarak yorumluyordum. "Oğlumun çevresinde kaliteli insanlar olmalı," diyordu babam. Haklıydı, Liva "kaliteli" bir ajandı ama ben onu hayatımın aşkı sanıyordum.

Prova bittiğinde kulüp odasında baş başa kaldık. Liva, sahnede kullandığımız o eski, çatlak aynanın önüne geçti. "Bak," dedi. "Ayna çatlak olabilir ama yansıma hala orada. Sadece biraz parçalanmış." Yanına gittim, arkasında durdum. Boy farkımız o kadar fazlaydı ki, aynada benim göğsümün hizasında kalıyordu. Kafasını geriye yaslayıp omuzuma koydu. "Beni asla bırakma Atlas. Bu dünyada güvenebileceğim tek kişi sensin."

Bu cümle içimi eritti. Oysa Liva o anda, çantasının gizli bölmesindeki dinleme cihazının düzgün çalışıp çalışmadığını kontrol ediyordu. Babam için hazırladığı günlük raporun başlığını kafasında çoktan belirlemişti: "Hedef tamamen güven sağladı, duygusal bağ en üst seviyede." Ben ise onun saçlarının kokusunu içime çekiyor, "Seni asla bırakmayacağım," diye yeminler ediyordum.

O akşam Tunay eve geldiğinde her zamanki gibi huysuzdu. "Abi, o fotoğraf olayını duydum. Yapay zeka falan demiş, cidden yedin mi bunu?" dedi. "Tunay, senin o ucube beynin her şeyin altında bir komplo arıyor," dedim sertçe. "Kızın hayatını mahvetmiş o dijital projeler, hala üzerine gidiyorsunuz." Tunay bana bir süre sessizce baktı. Sanki bana acıyordu. "Abi, aşk seni 1.92'den 1.50'ye indirmiş, haberin yok. Gözlerin kör olmuş."

O gece yatağıma uzandığımda telefonuma bir mesaj geldi. Liva’dandı. Bir ses kaydı göndermişti. Kaydı açtım; rüzgar sesi ve ardından Liva’nın o huzur veren sesi: "İyi geceler Atlas. Yarın sahnenin kralları biz olacağız." Ses kaydını tekrar tekrar dinledim. Onun her kelimesi, her tonlaması babamın planladığı o büyük senaryonun bir parçasıydı. Ben ise bu senaryonun sadece kurbanı değil, aynı zamanda en büyük hayranıydım.

Liva, odasındaki bilgisayarın başında, babama gönderdiği raporu onaylarken, ekranda benim çocukluk fotoğraflarım ve şu anki rutin çizelgem duruyordu. Babamın ona verdiği talimat netti: "Atlas'ı her şeyden ve herkesten izole et. Sadece sana inansın. Onu finale kadar canlı tut." Liva, dosyayı kapattı ve masanın üzerindeki küçük bir ilaca baktı. Bana her sabah "vitamin" diye içireceği o yavaş etkili zehrin ilk dozunu hazırlıyordu.Hayır kafamda kuruyordum.Babamın benim ilk aşkım olabilecek olan kızla bir alakası yoktu.

Kasım ayı dışarıda tüm hırçınlığıyla devam ederken, ben odamda yarınki provanın hayallerini kuruyordum. 1.92 boyunda, atletik ve zeki Atlas Demir Küçük; bir kadının gülüşüne, bir babanın ihanetine ve bir ajanın sahte gözyaşlarına teslim olmuştu. Oyunun 4. perdesi kapanırken, ben hala alkışların benim için geleceğini sanıyordum. Oysa alkışlar, görevini başarıyla tamamlayan Liva için olacaktı. Ve o son perde kapandığında, sahnede sadece benim cansız bedenim kalacaktı. Ama o güne daha çok vardı. Daha çok gülecek, daha çok aşık olacak ve her geçen gün biraz daha ölecektim.Hayır,Atlas Bey.Yalnızca paranoyaksın bunların hiç biri gerçekleşmeyecek.

Bölüm sonu

1 yorum