Müdürün açıklamasından sonra okulun koridorları benim için birer labirente dönüşmüştü. İki gün. Sadece iki gün sonra evim dediğim o sahne elimden alınacaktı. Tunay her zamanki gibi kantinde "son akşam yemeği" esprileri yaparken, ben Liva’yı arıyordum. Onu kütüphanenin en arka masasında, önünde onlarca eski oyun metniyle buldum.
"Zamanımız daralıyor ve sen burada Shakespeare mi çalışıyorsun?" dedim, sandalyeyi gürültüyle çekip otururken.
Liva kafasını kaldırmadı. Parmağıyla bir satırın altını çizdi. "Zaman, sadece onu yönetemeyenler için daralır, Atlas. Ben burada senin yazamadığın o boşlukları dolduruyorum."
"Ne demek o?"
Defterini bana çevirdi. Benim yazdığım "Çatlak Ayna" metninin kenarlarına notlar almıştı. 'Burada Atlas karakteri aslında ağlamıyor, sadece yağmuru kıskanıyor' yazmış bir yere. Kan beynime sıçradı. "Karakterlerimi benden daha iyi bildiğini mi sanıyorsun?"
"Seni senden daha iyi bildiğim kesin," dedi gözlerini bana dikerek. "Akşam 10'da okulun arka kapısında ol. Bekçi Hüseyin Efendi'yi Tunay bir şekilde kafaladı; o ucube kardeşinin bazen işe yaradığını itiraf etmelisin."
Gece saat on olduğunda, gökyüzü sanki ağlamak için yer arıyordu. Okulun arka kapısında Tunay, elinde bir paket pahalı tütünle Hüseyin Efendi'ye bir şeyler anlatıyordu. Bizi görünce göz kırptı. "Acele edin başkan, adamın damarını bulana kadar canım çıktı. Zeynep ve Baran içeride, kostüm odasını talan ediyorlar."
İçeri süzüldük. Karanlık koridorlarda sadece telefonlarımızın ışığı vardı. Sahneye çıktığımızda Liva, projektörlerin anahtarını buldu. Salon bir anda o loş, sarı ışığa boğuldu.
"Başlıyoruz," dedim sahnenin ortasına geçerek. "Zeynep, ilk tiradı oku."
Zeynep okumaya başladı ama sesi titriyordu. "Ben... ben bu aynada kendimi göremiyorum. Sadece geçmişin gölgeleri var."
"Durdur!" diye bağırdım. "Duygu yok Zeynep! Korkman lazım. O ayna senin celladın!"
Liva sahnenin kenarında bağdaş kurmuş bizi izliyordu. "Sorun Zeynep’te değil Atlas," dedi araya girerek. "Sorun senin kelimelerinde. Zeynep’e korkmasını söylüyorsun ama ona korkacak bir sebep vermiyorsun. Neden o aynadan korkuyor? Çünkü o ayna aslında senin baban, değil mi?"Bu kız.
Bir anda sahne buz kesti. Zeynep ve Baran birbirine baktı. Tunay bir köşede durmuş, ciddileşmişti. Liva’nın bahsettiği şey, kimseye anlatmadığım, oyunlarımın altına gizlediğim o büyük sırdı. Babamın tiyatroyu bırakmam için uyguladığı o psikolojik baskı, evdeki o sessiz aynalar...
"Sınırı aşıyorsun," dedim sesim titreyerek.
"Sınırları aşmazsak bu kulüp kapanacak Atlas!" diye haykırdı Liva. Yerinden fırlayıp sahneye, yanıma geldi. "Bana bak. Gözlerimin içine bak. Ben senin aynanım. Şimdi bana o tiradı oku. Ama Atlas olarak değil, canı yanan o küçük çocuk olarak!"Bu kız..
O an Liva’nın elini göğsümde hissettim. Kalbim deli gibi atıyordu. Kaos tam da buydu; kontrolü kaybetmek. Liva’nın gözlerinde bir parıltı gördüm; bir hüzün mü yoksa bir zafer miydi, seçemedim.
"Ayna çatladı..." diye fısıldadım. Sesim kendi kulaklarıma bile yabancı geliyordu. "Çünkü içinde taşıyamayacağı kadar çok yalan vardı."
Liva gülümsedi. Ama bu seferki gülümsemesi can yakıcıydı. "İşte bu."Benim şu an bu kızı atmam lazım,NE YAPIYORUM?
Tam provaya devam edecekken, kulis kapısından bir tıkırtı geldi. Hepimiz donup kaldık. Tunay elindeki feneri o tarafa çevirdi. Gelen Hüseyin Efendi değildi. Okul müdürünün yardımcısı, elinde bir tutanakla orada duruyordu.
"Demek gece yarısı baskını ha?" dedi adam sinsi bir gülüşle. "Atlas Demir Küçük... Sanırım bu gece sadece kulüp değil, okul hayatın da bitiyor."
Zeynep ağlamaya başladı. Baran "Bitti her şey," diye yere çöktü. Ama Liva... Liva adamın üzerine yürüdü.Hayat neden bu kadar yorucu?
"Tutanak tutmanıza gerek yok Hocam," dedi Liva, sesinde tuhaf bir otoriteyle. "Çünkü biz burada bir suç işlemek için değil, sizin verdiğiniz kararı kutlamak için toplandık. Ayrıca, babamın okulla ilgili yaptığı bağış çekini henüz imzalamadığını hatırlatmak isterim."
Adam duraksadı. Liva’nın babası kimdi? "Sen... Sen Mümtaz Bey'in kızı mısın?"
"Öyleyim," dedi Liva soğukkanlılıkla. "Şimdi, ya bu kapıyı kapatıp gidersiniz ya da yarın sabah babamla bu salonun tadilat bütçesini tekrar konuşursunuz."Bu özgüven değil egoydu.İğrenç bir kız.
Adam kem küm ederek geri çekildi ve kapıyı kapattı. Herkes derin bir nefes alırken ben Liva’ya döndüm. "Baban zengin mi yani? Bizi bu yüzden mi kurtardın?"(yazar notu:bu kız demedi oha)
Liva bana yaklaştı, yüzü yüzüme santimler kalmıştı. "Sizi değil Atlas. Sahneyi kurtardım. Ve şunu bil; babamın parasından nefret ederim. Ama senin o egonun altında ezilmeni izlemek, o paradan daha değerli."
Tunay arkadan bağırdı: "Vay arkadaş, hem zengin hem bela! Abim resmen belasını buldu!"KES.
O gece okuldan çıkarken yağmur dinmişti. Liva ile yan yana yürüyorduk. Diğerleri önden gitmişti.
"Neden yaptın?" diye sordum. "Neden o 'disiplin suçu' dosyasında adın geçiyor? Önceki okulunda ne oldu?"
Liva durdu. Gökyüzüne baktı. "Bir oyunu gerçeğe dönüştürdüm Atlas. Bir sahneyi yaktım. Çünkü içindeki insanlar sahteydi."
"Buranın da yanmasını mı istiyorsun?"
Bana döndü, elimi tuttu. Tenindeki o soğukluk bu sefer yakıcı bir sıcaklığa dönüştü. "Burada yanacak bir şeyler olduğunu görüyorum. Ve seninle beraber yanmak... Sanırım en güzel dram bu olacak."Neydi bu şimdi?
O gece eve döndüğümde odamdaki aynaya baktım. Ayna çatlak değildi ama ben kendimi ilk kez parçalara ayrılmış gibi hissediyordum. Ve en kötüsü, o parçalardan birinin Liva’nın elinde olduğunu biliyordum.
Ertesi sabah okula gittiğimde, tiyatro kulübünün kapısına kocaman bir kırmızı kurdele asılmıştı. Üzerinde bir not vardı:
"Oyun başlıyor. Hazır mısın yönetmen?"
Ama asıl kaos, Liva’nın o gün okula gelmemesiyle başladı. Ve Zeynep’in bana gösterdiği o fotoğraf... Fotoğrafta Liva, geçen yıl kapatılan o okulun önünde, alevler içindeki bir sahnenin önünde gülümseyerek duruyordu.