İçeriğe geç

Perde Arkası🎭

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Perde Arkası🎭

Bölüm 2

2.Perde:Çatlak Ayna

Okulun bodrum katındaki tiyatro salonu, ders saatlerinde dünyanın geri kalanından izole edilmiş bir sığınak gibidir. Ya da bir hapishane. O öğleden sonra kaçtığım yer yine orasıydı. Prova yapmayacaktık, kimse gelmeyecekti; sadece tozlu koltuklar ve sahnede asılı duran, rengi solmuş kadife perdeyle baş başa kalmak istiyordum. Ama kapıyı araladığımda o tanıdık gıcırtı, içeride yalnız olmadığımı müjdeledi.

Sahnenin tam ortasında, tek bir spot ışığının altında —ki o ışığı kimin açtığını bilmiyordum— Liva duruyordu.

Sırt çantası kenara atılmıştı. Okul ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Beni fark etmedi. Ya da fark etmemiş gibi yaptı. Kendi etrafında yavaşça döndü, parmak uçlarıyla havada hayali bir çizgi çizdi. Sabahki o "ayna" doğaçlamasına devam ediyor gibiydi.

"Kırık parçalar can yakmaz," dedi sesi boş salonda yankılanarak. "Sadece oldukları yeri hatırlatırlar."

Boğazımı temizledim. Sesi duyunca duraksadı ama korkmadı. Yavaşça bana döndü. O koyu kahve gözleri, sanki ruhumun en karanlık köşesine fener tutuyormuş gibi bakıyordu.Ah evet çok iyi bildiğimiz klişe kızlar.

"Başkanların her yerden çıkma gibi bir huyu mu vardır?" dedi, hafif bir alayla.Bu kızın dilinin bu kadar uzun olduğunu bilmiyordum.

"Sadece kendi salonumda dolaşıyorum," dedim sahneye doğru yürürken. Boy farkımız yakınına geldiğimde daha belirginleşmişti. 1.92 olmanın verdiği o doğal üstünlük hissini kullanmaya çalıştım ama Liva, boyuma değil, doğrudan gözlerimin içine bakıyordu. "Senin burada ne işin var? Dersin yok mu?"

"Sıkıldım," dedi basitçe. "Matematik formülleri bana bir şey anlatmıyor ama bu tozlu sahne... Burası sanki bir şeyler fısıldıyor."

"Ne fısıldıyormuş?" diye sordum, bir yandan da masadaki defterimi toplarken.

"Senin korktuğunu."Hay..

Duraksadım. Kalbim göğüs kafesime sertçe çarptı. "Neyden korkacakmışım? Altı üstü bir kulüp kapanacak. Dünya yıkılmıyor ya."

Liva bir adım yaklaştı. Aramızdaki mesafe azaldıkça, saçlarındaki o yağmur ve hafif şekerli koku burnuma doldu. "Kulübün kapanmasından değil, Atlas. Kelimelerinin bitmesinden korkuyorsun. Eskiden yazdığın o 'güzel' oyunları artık yazamamaktan."

Bu kız kimdi? Daha adını sabah öğrenmiştim ama sanki aylardır günlüğümü okuyormuş gibi konuşuyordu. Tam ona sert bir cevap verecektim ki kapı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeri giren Tunay ve peşindeki Zeynep’ti.

"Aha! Yakaladım sizi!" diye bağırdı Tunay, yüzünde o mide bulandırıcı sırıtmışla. "Kaçak başkan ve gizemli yeni kız baş başa. Akademik çalışmalar nasıl gidiyor Atlas? Laboratuvar ortamı biraz tozlu sanki?"

"Kes sesini Tunay," diye homurdandım.

Zeynep ise Liva’ya bakıyordu ama sabahki hayranlığı gitmiş, yerine bir tür şüphe gelmişti. "Liva, hala burada mısın? Kayıt işlemlerini halletmen gerek demiştik."

Liva ceketini yerden aldı, sanki az önce ruhumu deşmemiş gibi gülümsedi. "Gidiyordum zaten. Yarın görüşürüz."

Liva çıktıktan sonra salonun havası bir anda ağırlaştı. Tunay yanıma gelip omzuma vurdu. "Oğlum, bu kızda bir iş var. Gözleri çok tuhaf bakıyor. Sanki insanın ciğerini okuyor."

"Abartma Tunay," dedim ama içten içe ona katıldığımı biliyordum.

"Asıl bomba ne biliyor musunuz?" dedi Zeynep, elindeki tableti bana doğru çevirerek. "Liva’nın dosyasını biraz karıştırdım. Üstün yetenekli öğrenciler listesinden transfer olmuş ama önceki okulunda tiyatro kulübü... bir olay yüzünden kapanmış."

"Ne olayı?" diye sordu Baran, kapı eşiğinde belirdiğinde. Elinde yine bir tost vardı.

"Orası yazmıyor. Sadece 'disiplin suçu ve güvenlik gerekçesiyle kulüp feshedilmiştir' diyor. Ve Liva o kulübün başrol oyuncusuymuş."

Baran ıslık çaldı. "Yani kız hem yetenekli hem de bela mı? Tam aradığımız kaos!"Tam bunları dedikten sonra Zeynep'in artık bize değil kırgınca yere baktığını hissettim

"Bizim kaosa değil, bir oyuna ihtiyacımız var," dedim sertçe. Ama aklım hala Liva’nın "ayna çatlamış" deyişindeydi.

O akşam eve gittiğimde Tunay her zamanki gibi anneme okulda olanları "biraz" süsleyerek anlatıyordu. Annem, "Atlas, yeni bir kız gelmiş sanırım, Tunay çok heyecanlıydı," deyince yemeğim boğazımda kaldı.

"Sadece bir üye anne, Tunay her zamanki gibi saçmalıyor," dedim ve odama kaçtım.

Gece yarısı olduğunda, dışarıdaki yağmur camlara sertçe vurmaya başlamıştı. Masamın başına oturdum. Boş bir sayfa açtım. Kalemim kağıdın üzerinde kararsızca dolaştı. Normalde bir sahne yazarken karakterleri ben yönetirdim. Ama bu sefer, karakterler benden bağımsız hareket ediyordu.

Başlığı attım: Çatlak Ayna.

İçimde tarif edemediğim bir hırs vardı. Liva’nın o sahnedeki duruşu, o küstah ama haklı tavrı... Ona sadece iyi bir oyuncu olmadığını, benim de hala "yönetmen" olduğumu kanıtlamam gerekiyordu.

Ertesi gün okula gittiğimde koridorda bir gerginlik vardı. Tiyatro kulübünün panosuna bir kağıt asılmıştı. Üzerinde büyük harflerle şöyle yazıyordu:

"SAHNE KİMSENİN TAPULU MALI DEĞİLDİR. KRALLAR DEĞİŞİR, OYUN KALIR."

Bunu kimin yazdığını anlamak zor değildi. Zeynep yanıma geldiğinde yüzü bembeyazdı. "Atlas, bu kız bizimle oyun oynuyor. Sabah erkenden gelip bunu asmış."

"Bırak asın," dedim dişlerimin arasından. "Eğer oyun istiyorsa, ona hayatının rolünü vereceğim."

Öğle arasında kulüp odasında toplandığımızda Liva en köşede, pencere kenarında oturuyordu. Yine o sessiz, yine o "fazla" sakin haliyle.

Defterimi masaya fırlattım. "Yeni oyunumuzun adı Çatlak Ayna," dedim. "Başroller belli. Zeynep, sen anlatıcı olacaksın. Baran, sen dekor ve yan karakterleri toparlayacaksın."

Tunay atıldı. "E ben? Ben ne olacağım? Figüran mı?"

"Sen kulis amirisin Tunay, ortalığı toparla yeter."

Sonra Liva’ya döndüm. Gözlerimi onunkilere diktim. "Ve sen, Liva. Sen 'Kırık Parça'yı oynayacaksın. Ama bir şartım var. Bu oyunda doğaçlama yok. Benim yazdığım her kelimeye sadık kalacaksın. Yapabilir misin?"

Liva yavaşça ayağa kalktı. Aramızdaki o görünmez ip gerildi, gerildi ve kopma noktasına geldi. "Kelimelerin yeterince güçlüyse, neden olmasın?"

"Göreceğiz," dedim.

Tam o sırada okulun hoparlörlerinden bir duyuru yapıldı. Okul müdürü, tiyatro yarışmasının tarihinin bir hafta öne çekildiğini, salonun ise tadilat gerekçesiyle iki gün sonra kapatılacağını söylüyordu.

Zeynep, "Bu imkansız!" diye bağırdı. "İki günde ne yapabiliriz?"

Baran, "Bize komplo kuruyorlar, o salonu kesin kütüphane yapacaklar," diye homurdandı.

Kaos başlamıştı. Ama bu seferki kaos sadece teknik bir sorun değildi. Liva bana bakıp gülümsedi. "Bak, Atlas. Ayna gerçekten çatladı. Şimdi ne yapacaksın? Kaçacak mısın, yoksa o parçalarla yeni bir dünya mı kuracaksın?"Bu kız Rus ajanı falan mıydı?

Tunay yanıma yaklaşıp kulağıma fısıldadı: "Abi, bu kız ya bizim kurtarıcımız olacak ya da hepimizi beraberinde yakacak. Ve dürüst olayım, ikinci ihtimal kulağa daha eğlenceli geliyor."

Elimdeki kalemi öyle sert sıktım ki, ucu kağıdı yırttı. Liva’ya doğru bir adım attım. "Kaçmayacağım. Ve bu oyunu kazanacağız. Ama sonunda kimin yanacağı umurumda değil."

O an fark ettim; aslında korktuğum şey kulübün kapanması değildi. Bu kızın, ruhumdaki o paslanmış kapıları zorla açmasıydı. Ve o kapıların ardında, sadece aşk değil, çok daha karanlık bir dram yatıyordu.

Dışarıda fırtına koparken, içerideki sessiz savaş yeni başlıyordu. Liva’nın elini tuttum —sadece bir anlaşma için— ama teninin soğukluğu içimi titretti.

"Hoş geldin Liva," dedim. "Cehennemime hoş geldin."

Bölüm sonu

1 yorum