Sabah alarmı üçüncü kez çaldığında hâlâ gözlerimi açmamıştım.
Telefonun titreşimi yastığın altından bile duyuluyordu, ama neyse ki kardeşim Tunay odama dalmadan kalkabildim.
Hava pusluydu. Pencerenin dışındaki gökyüzü, kurşuni bir perde gibi sarkıyordu.
Kasım sabahları hep böyle olurdu — uykulu, soğuk ve biraz da anlamlı bir şekilde hüzünlü.
Okula giderken kulaklığımı taktım.Çok havalı göründüğümü falan düşündüm:) P
Çalan şarkı eski bir tiyatro müziğiydi.
Bilmiyorum, bende hep garip bir alışkanlık vardır; bir sahneye çıkacakmışım gibi müzik dinlerim.
Oysa sahneye çıkalı aylar olmuştu.
Ben Atlas Demir Küçük.Soy adım gibi küçük olduğumu sanmazsınız umarım.Boyum 1.92On yedi yaşındayım.Bu kadarı yeterli herhalde.
Lisede tiyatro kulübünün başkanıyım — en azından adı hâlâ öyle geçiyor.
Gerçekteyse biz artık sadece “salonu kapatmasınlar diye çabalayan dört kişiyiz.”
Bir zamanlar büyük hayallerimiz vardı: oyunlar, turnuvalar, kupalar...
Sonra hepsi yavaş yavaş dağıldı.
Kapının önünde Zeynep bekliyordu.
I Elinde kahve bardağı, saçları dağılmış, yüzünde her zamanki o sabah huysuzluğu.
“Geç kaldın, yönetmen bey,” dedi.
“Kahve mi?”
“Hayır. Bu benim sabır iksirim.”
Güldüm ama içimden değil.Son günlerde pek gülmeyi beceremiyordum.
Kulüp artık sadece bir isimdi.Ne dekor vardı, ne kostüm, ne heves.
Bir yarışma kaldı önümüzde, o da kaybedersek tiyatro kulübü tamamen kapanacak.Bu düşünceler aklımdan geçerken okula vardığımı fark etmemiştim.Okulun arka binasındaki o eski salonun kapısını açtığımda rutubet kokusu yüzüme çarptı.Tahta zemin gıcırdadı, sahne toz içindeydi.Ama ben orayı hâlâ seviyorum.Çünkü orada bir zamanlar her şey güzeldi.Masaya kalemle vurarak arkadaşlara seslendim:
“Tamam millet, tekrar söylüyorum. Üç hafta kaldı. Bir metin yazmamız, prova yapmamız ve yarışmaya hazır olmamız gerekiyor.”
Baran sandalyede uyukluyordu.
Zeynep kaşlarını kaldırdı, “Sen yazarsın Atlas,” dedi. “Senin oyunların güzeldir.”
“Eskiden güzeldi,” dedim.
Artık kelimelerim bile sahneye çıkmaktan korkuyordu.
Tam o sırada kapı tıkırdadı.Bir ses duydum.Sadece benim kulaklarım yok.Herkes-üç kişi-duydu.Arkasından hafifçe içeri biri girdi.
Kız.
Omzunda sırt çantası, elinde birkaç kitap, saçları yağmurdan nemli.Okul forması düzgün ama yakası biraz açık.Yüzü solgun değil ama sanki… “fazla sessiz.”Gözleri kahverengi ama koyu bir tonda; baktığında kaçamayacağın cinsten.“Burası tiyatro kulübü mü?” dedi.“Evet ama kayıt dönemi bitti,” dedim ben, refleksle.Zeynep dirseğiyle beni dürttü.Hay ben o kolu!
“Atlas, biri ilgileniyorsa neden hayır diyorsun? Denesin bari.”
Kız sessizce başını salladı.
“Benim adım Liva,” dedi. “Sadece izleyebilirim isterseniz.”
Bir an sustum.
İzleyiciye ihtiyacımız yoktu ama sesindeki sakinlik… garipti.
Sanki o salona aitmiş gibiydi.Başkanları kaçıracak cinsten.Anlarsın ya?
“Tamam,” dedim isteksiz bir şekilde. “Ama bizde izlemek yok. Herkes oynar.”
Liva hafifçe gülümsedi.
Ne çok ne az — tam kıvamında bir gülümseme.
Sanki sahnenin ışığını bir saniyeliğine üstüne çekmişti.
Zeynep hemen ayağa kalktı.
“Harika! O zaman bugün kelime oyunu yapıyoruz. Atlas, sen seç.”
Masadaki defterimi açtım. Sayfaların kenarları kıvrılmış, ortası kalem izleriyle doluydu.
Bir kelime yazdım: ayna.
Eskiden her provaya bu kelimeyle başlardık.
Çünkü tiyatroda herkesin önce kendisiyle yüzleşmesi gerektiğine inanırdım.
“Kurallar basit,” dedim. “Ayna kelimesiyle kısa bir doğaçlama yapıyoruz. Herkes sırasıyla.”
Baran homurdandı, Zeynep esnedi, Liva ise sessizce başını salladı.Ortama bu kadar hızlı uyum sağlaması normal miydi sizce?Şahsen ben ilk provamda kelimeyle ne yapacağımızı bile bilmiyordum.
İlk ben başladım.
Sahnenin ortasına çıktım, derin bir nefes aldım.
Boş salonun duvarları sesi geri yansıtıyordu — o yankı hâlâ hoşuma gidiyordu.
“Ben,” dedim, “kendime bakıyorum ama gördüğüm kişi ben değil.”
Sonra sustum.
Eskiden devam eder, büyük laflar ederdim; şimdi sadece o kadarını söyleyebildim.
Zeynep geldi, kısa ama enerjik bir sahne yaptı.
Baran iki kelimeyle geçiştirdi.
Ve sıra Liva’ya geldi.
Kız sahneye adım attığında içerideki hava değişti.
Ayak sesleri bile fazlaydı sanki.
Omzundaki saç telleri biraz yana kaydı, elini yüzüne götürdü.
“Ben de kendime bakıyorum,” dedi yavaşça. “Ama ayna çatlamış.”HAH,gülünçtü.
Sonra elini uzattı, sanki o hayali aynayı tutuyormuş gibi.
“Biri kırmış. Ve o kişi hâlâ burada.”
Bir anda sessizlik oldu.Şahsen ben pek beğenmedim ama..neyse.
Sanki salon nefesini tuttu.Üç kişi yani.
Tamam!İtiraf etmek gerekirse o kadar sade o etkileyiciydi ki, Zeynep’in bile ağzı açık kaldı.
Ben bir şey diyemedim.
İçimde tuhaf bir sıkışma oldu.
Gurur muydu, kıskançlık mı… bilmiyorum.
Ama o anda, sanki sahne benim elimden kayıyormuş gibi hissettim.
Zeynep heyecanla, “Bu harikaydı!” dedi.
“Liva, senin doğaçlaman… tam yarışma tarzıydı!”He he tabii.
Liva sadece başını eğdi.
“Ben öylesine söyledim,” dedi.
Ben kalemi elimde çevirdim.
Gülümsemeye çalıştım ama boğazım düğümlenmişti.
“İyi,” dedim. “Belki... belki yeni oyunda kullanırız.”
Ama içimden geçen başkaydı:
“Bu kız, sahnemi elimden alacak.”
-----------------------------------------------------------------------
Zeyno,Baran,Tunay ve ben bu öğlen birlikte yiyecektik.Aklımdan şu-Liva mıydı ona bile emin değilim-Liva denen kızı hiç çıkaramamıştım.Aslında hiç bir zaman tanımadığım insanları kafama taktığım olmadı.Pek insanları umursayan bir insan değildim açıkçası.Uzun yıllar boyunca tiyatro ve müzik kulübünün başkanlığını yaptım bu yüzden "yeni insanlar nedir?" bu grupta en iyi ben bilirim.Zeynep kahvesini yudumlarken ucube kardeşim söze girdi.
"Kız hakkında ne düşünüyorsunuz gençler?" durdu."Ve Zeynep Teyze."Baran buna kahkaha patlatırken Zeynep Tunay'ın omzuna bir güzel vurdu.Ama gülüşler yaklaşık iki saniye sürdü.Neden mi?Çünkü ben gülmemiştim.
"Neyin var lan senin?"dedi ucube.
"Kaç saat uyudun sen başkan ya?"dedi Baran.
Ve ben sadece "Yeni gelen kız aklımı karıştırdı.Akademik yönden."
AKADEMİK dememe rağmen psikopat üçlü bana yine-yine diyorum çünkü ne zaman bir kızdan bahsetsem bu oluyor- imali bakışlar atmaya başladılar.Kaşlarımı çattım.
"Fazla yetenekli.Ne yapacağımı bilemedim sadece.Konu bu."
"Bunu ko."Ben bu çocukla nasıl aynı genlerden geliyorum acaba?
Zeynep Tunay'a bakarak "Bunu ko ne oğlum?"dedi.
Ve sevgili kardeşim Tunay ekran süreniz kaç saat sizin tavırlarına girmeye,Zeynep sadece kahve içmeye,Baran ise sevgilisini övmeye devam etti.Bense sustum.Öğleden sonraki tüm derslerden kafa dinlemek için kaçtım.Hayatımda hiç bir zaman bir kızı bu kadar merak etmemiştim.Neden her şey bu kadar hızlı ilerliyordu?Tunay olsa şimdi "Normale göre hayat biraz hızlı gidiyo"falan derdi.Çok şükür yanımda değil.
