TOK...
TOK...
TOK...
Kapıya vurulan ses, evin içinde yankılandı.
Aras ve annesi oldukları yerde donup kaldılar.
Dışarıdaki ses bu kez daha sakindi.
"Üşüyorum... Sadece kapıyı açın."
Aras annesine baktı.
"Kimseye kapıyı açmayacağız."
Annesi başını salladı.
Ama tam o sırada...
Kapının zili çaldı.
DİNG DONG.
Sonra tekrar.
DİNG DONG.
Ve tekrar...
Durmadan çalmaya başladı.
Aras yavaşça giriş kapısına yaklaştı.
Kapıda dürbün vardı.
Tam bakacakken telefonu titredi.
Kapı dürbününden bakma.
Aras elini geri çekti.
Nefesini tuttu.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Ardından dışarıdan tanıdık bir ses geldi.
"Aras! Aç oğlum, benim!"
Babası...
Bu, babasının sesiydi.
Ama bu imkânsızdı.
Babası iki günlüğüne şehir dışına gitmişti.
Annesi de sesi duyunca kapıya yöneldi.
"Belki erken dönmüştür."
"Hayır!"
Aras annesinin önüne geçti.
"Kapıyı açma!"
Annesi şaşkınlıkla ona baktı.
"Ama ses babanın sesi..."
Tam o anda telefon yeniden titredi.
Sesine değil... Gölgesine bak.
Aras'ın aklına bir fikir geldi.
Kapının altındaki ince boşluğa eğildi.
Koridordan gelen ışık zemine vuruyordu.
Kapının önünde gerçekten birisi vardı.
Ayakkabıları görünüyordu.
Ama...
Hiç gölgesi yoktu.
Aras'ın boğazı düğümlendi.
Yavaşça geri çekildi.
Tam o sırada kapının diğer tarafından sert bir kahkaha duyuldu.
Babasının sesi değildi artık.
Kalın, boğuk ve insan olmayan bir sesti.
"Kuralları öğrenmeye başladın..."
Bir anda kapı kolu kendi kendine aşağı indi.
ÇAT!
Kapı kilitliydi...
Ama biri dışarıdan zorlamıyordu.
Sanki...
İçeriden biri kapıyı açmaya çalışıyordu.
Devam edecek...
