Aras'ın eli titriyordu.
Telefonunu sıkıca tuttu.
Mesajı tekrar okudu.
O seni gördü. Şimdi sıra sana bakmanda.
"Ne demek bu?"
Annesi hâlâ televizyona bakıyordu.
"Aras... Az önce bunu sen de gördün, değil mi?"
Aras cevap veremedi.
Çünkü cevabı biliyordu.
Evet.
İkisi de görmüştü.
Demek ki artık annesi de tehlikedeydi.
Tam o anda...
Telefon yeniden titredi.
1. Kural bozuldu.
Aras şaşırdı.
"Nasıl?"
Ardından ikinci mesaj geldi.
Artık yalnız sen bilmiyorsun.
Aras'ın gözleri annesine döndü.
Demek ki varlığı bir başkası da gördüğü anda...
Kurallar değişiyordu.
O sırada evin tüm ışıkları aynı anda söndü.
ÇIT.
Her yer karanlığa gömüldü.
Annesi panikle bağırdı.
"Elektrikler mi gitti?"
Aras telefonunun fenerini açtı.
İnce ışık salona yayıldı.
Duvarlar...
Boştu.
Masa yerindeydi.
Koltuk da.
Ama bir şey eksikti.
Aile fotoğrafı.
Az önce duvarda asılı olan büyük çerçeve kaybolmuştu.
"Anne... Fotoğraf nerede?"
Annesi de şaşkınlıkla baktı.
"Buradaydı..."
Tam o anda...
Fenerin ışığı yere düştü.
Fotoğraf çerçevesi salonun ortasındaydı.
Camı kırılmıştı.
Aras eğilip fotoğrafı eline aldı.
Fotoğrafta annesi vardı.
Babası vardı.
Kendisi de vardı.
Ama...
Aralarında tanımadığı dördüncü biri duruyordu.
Uzun boylu...
Simsiyah...
Yüzü olmayan bir insan.
Aras'ın nefesi kesildi.
"Bu... Bu fotoğrafta böyle biri yoktu..."
Annesi fotoğrafa baktı.
Yüzü bembeyaz oldu.
"Aras..."
"Ne oldu?"
Annesi titreyen parmağıyla fotoğrafı gösterdi.
"Ben... Bu kişiyi hatırlıyorum."
Aras şaşkınlıkla annesine baktı.
"Kim?"
Annesinin gözlerinden yaş süzüldü.
"Dün gece rüyamda da aynı yerde duruyordu..."
Tam o sırada evin giriş kapısından üç kez vuruldu.
TOK...
TOK...
TOK...
Ardından dışarıdan boğuk bir ses duyuldu.
"Kapıyı açın..."
Arkasından ikinci cümle geldi.
"Ben daha içeri girmedim."
Devam edecek...
