Aras ve annesi birkaç saniye boyunca kıpırdayamadı.
Perdenin üzerindeki beş parmak izi yavaşça aşağı doğru kaymaya başladı.
Sanki cama bastıran şey...
Elini yavaşça çekiyordu.
Annesi fısıldadı:
"Aras... Bu da ne?"
Aras cevap veremedi.
Telefonunu çıkardı.
Yeni mesaj gelmişti.
Artık pencerenin dışında değil.
Aras'ın gözleri büyüdü.
Evin içinde.
O anda...
Alt kattan bir ses geldi.
Tak...
Sonra bir tane daha.
Tak... Tak...
Sanki biri mutfakta ağır ağır yürüyordu.
Babası o gece şehir dışındaydı.
Evde sadece Aras ve annesi vardı.
Annesi korkuyla merdivenlere baktı.
"Evde biri mi var?"
Aras hemen kolundan tuttu.
"Gitme."
Ama annesi elini kurtardı.
"Belki hırsızdır."
Mutfaktan bir tabak kırılma sesi geldi.
ÇAAAT!
Annesi hızla aşağı indi.
"Anne, bekle!"
Aras peşinden koştu.
Mutfak...
Bomboştu.
Yerde kırılmış tabak vardı.
Pencere içeriden kilitliydi.
Kapılar da öyle.
Hiç kimse giremezdi.
Tam o sırada salonun televizyonu kendi kendine açıldı.
Ekran tamamen siyahtı.
Sonra görüntü geldi.
Canlı yayın değildi...
Televizyonda Aras'ın odası görünüyordu.
Az önce çıktığı oda.
Kamera yavaşça pencereye yaklaştı.
Perde kendi kendine açıldı.
Ve odanın içinde...
Yatağın yanında duran uzun, siyah bir siluet ekrana doğru başını çevirdi.
İlk kez yüzü görünüyordu.
Ama yüzünde...
Hiçbir göz yoktu.
Hiçbir burun...
Hiçbir ağız...
Sadece boş, simsiyah bir yüz.
Bir anda televizyon ekranındaki varlık...
Başını yavaşça eğdi.
Ve...
Sanki ekranın içinden Aras'a bakıyormuş gibi elini kaldırdı.
Tık...
Televizyon kapandı.
Odanın tamamı sessizliğe gömüldü.
Ardından telefon son kez titredi.
O seni gördü. Şimdi sıra sana bakmanda.
Devam edecek...