Aras gözlerini buğulanmış camdaki yazıdan ayıramıyordu.
BU GECE UYUMAYIN.
Annesi de yazıyı görmüştü.
Bu kez yalnız Aras değildi.
Annesi yavaşça geri çekildi.
"Aras... Bunu sen mi yaptın?"
"Hayır."
Annesinin yüzündeki korku büyüdü.
Çünkü cevabın doğru olduğunu biliyordu.
O gece evdeki tüm ışıkları açık bıraktılar.
Saatler ağır ağır geçti.
21:00...
22:00...
23:00...
Ne Aras ne de annesi uyumaya cesaret ediyordu.
Ama insan bedeni sonsuza kadar uyanık kalamazdı.
Gece yarısına doğru annesinin gözleri kapanmaya başladı.
"Biraz dinleneyim..."
"Hayır anne."
"Merak etme. Sadece birkaç dakika."
Aras onu uyandırmaya çalıştı.
Ama çok geçti.
Annesi koltukta uyuyakalmıştı.
Telefon titredi.
Çok geç.
Aras'ın içini kötü bir his kapladı.
Annesine baktı.
Derin uyuyordu.
Sonra fark etti.
Annesi nefes alıyordu...
Ama göğsü hareket etmiyordu.
Sanki yalnızca bir kabuk kalmıştı.
Aras panikle onu sarsmaya başladı.
"Anne!"
Tepki vermedi.
"Anne!"
Yine cevap yok.
Tam o sırada annesi gözlerini açtı.
Ama...
Gözbebekleri yoktu.
Tamamen siyahtılar.
Aras korkuyla geri sıçradı.
Annesi ona baktı.
Sonra yavaşça konuştu.
Ama çıkan ses annesinin sesi değildi.
"Beni neden içeri aldın?"
Salonun bütün ışıkları aynı anda söndü.
Karanlığın içinde yalnızca telefonun ekranı yanıyordu.
Yeni mesaj gelmişti.
Koşma.
İkinci mesaj geldi.
Saklanma.
Üçüncü mesaj geldi.
Arkana bakma.
Aras'ın kalbi deli gibi atıyordu.
Çünkü tam arkasında...
Birinin nefes aldığını duyuyordu.
Devam edecek...