Aras'ın kalbi duracak gibi oldu.
"Annen bozdu."
Bu nasıl mümkün olabilirdi?
İlk mesajı alan oydu.
Kuralları öğrenen de oydu.
Peki annesi neyi bozmuştu?
Tam o sırada telefonu titredi.
Ekranda ilk kez bir mesaj değil...
Bir geri sayım vardı.
02:59:58
Süre işlemeye başladı.
Ardından tek satır belirdi.
İkinci kuralı öğrenmek için üç saatin var.
Aras bütün gücüyle bodrum kapısını itti.
Açılmadı.
Tekrar denedi.
Sonra...
Kapının kolu yavaşça kendi kendine aşağı indi.
Kapı açıldı.
Koridor bomboştu.
Sanki birkaç saniye önce içeride kilitli kalan o değildi.
Görevlinin masasına koştu.
Yaşlı adam yerinde yoktu.
Masanın üzerinde ise eski bir kaset duruyordu.
Üzerine siyah kalemle tek bir tarih yazılmıştı:
14 Ekim 1989
Ve altına...
"İzleme."
Aras kaseti eline aldı.
Tam cebine koyacakken telefonu yeniden titredi.
Merak, onun en sevdiği kapıdır.
Aras kaseti yerine bıraktı.
İçinden bir ses, sakın dokunma diyordu.
Eve döndüğünde annesi mutfaktaydı.
Normal görünüyordu.
Ama gözlerinin altında mor halkalar oluşmuştu.
"Anne..."
"Hı?"
"Dün gece rüya gördün mü?"
Annesi elindeki bardağı düşürdü.
Cam parçaları mutfağa dağıldı.
Yavaşça Aras'a döndü.
"Sen... nereden biliyorsun?"
Aras konuşmadı.
Annesi sandalyesine oturdu.
Titreyen sesiyle fısıldadı:
"Üç gecedir aynı rüyayı görüyorum."
"Neyi?"
"Birisi pencerenin önünde duruyor."
Aras'ın boğazı düğümlendi.
"Yüzünü görebiliyor musun?"
Annesi başını hayır anlamında salladı.
"Hayır... Ama her gece biraz daha yaklaşıyor."
Aras'ın telefonu tekrar titredi.
Bu kez mesajı sadece o görebiliyordu.
İkinci kural: Rüyalarını kimseye anlatma.
Ardından ikinci satır belirdi.
Çünkü o, önce rüyalara girer... Sonra eve.
Aras yavaşça başını kaldırdı.
Mutfaktaki pencerenin buğulanmış camında...
İçeriden yazılmış gibi görünen dört kelime vardı:
BU GECE UYUMAYIN.
Aras dondu.
Çünkü o yazı...
Onlar mutfaktayken yavaş yavaş kendi kendine oluşmuştu.
Devam edecek...