Bölüm 3 — Adı Arven
Lâl o sabah çok geç uyandı.
Gözleri ağırdı. Sanki bütün gece uyumuş ama dinlenmemiş gibiydi. Telefonunu kontrol etmek istemedi ama yine de eline aldı.
Yeni mesaj yoktu.
Bu onu rahatlatmadı, aksine daha da tedirgin etti.
“Ya devam edecekse…” diye düşündü.
Okula giderken bile aklı oradaydı. İnsanların sesi uzaktan geliyordu sanki. Her şey normaldi ama Lâl’in içinde hiçbir şey normal değildi.
Öğle arasında tuvalete girdiğinde aynaya baktı.
Uzun süre kendine baktı.
“Saçmalıyorum…” dedi kendi kendine. “Gerçek değil bunlar.”
Tam arkasını dönecekken bir an durdu.
Sanki biri nefes almış gibi…
Ama arkasında kimse yoktu.
Hızla çıktı.
Koridorda yürürken telefon titreşti.
Lâl hemen durdu.
Ekrana baktı.
“A…”
Sadece bu harf.
“Ne demek bu?” diye fısıldadı.
O gün eve döndüğünde hava daha karanlıktı, sanki erken gece olmuş gibiydi.
Kapıyı kapattı, çantasını bıraktı.
Telefon tekrar titredi.
Bu kez mesaj daha uzundu:
“Adımı hatırlamıyorsun.”
Lâl ekrana baktı.
“Ben seni tanımıyorum ki…” dedi.
Yeni mesaj geldi:
“Ama ben seni tanıyorum.”
Lâl’in kalbi hızlandı.
Bir an durdu.
Sonra yazı ekranda belirdi:
Arven
İlk kez bir isim gibi duruyordu.
Gerçek bir isim gibi.
Ama garip olan şey… Lâl bu ismi okuyunca korkmadı.
Tersine… içi tuhaf bir şekilde sızladı.
Sanki çok eski bir şeyi hatırlamaya çalışıyordu ama başaramıyordu.
Gece 03.17’ye doğru telefon kendi kendine açıldı.
Mesaj gelmedi bu sefer.
Sadece tek bir satır vardı:
“Seni kaybettiğim yer burasıydı.”
Ve Lâl o an ilk kez şunu düşündü:
“Ben onu gerçekten hiç tanımadım mı… yoksa unuttum mu?”