Lâl o gece yine uyuyamadı.
Ne kadar gözlerini kapatsa da aklı sürekli telefona gidiyordu. Sanki bir şey olacakmış gibi bir his vardı içinde.
Saatine baktı.
03.16.
Bir dakika sonra yine aynı şey olacaktı.
Telefonunu eline almamaya çalıştı ama başaramadı. Yavaşça aldı. Ekran karanlıktı. Hiçbir bildirim yoktu.
“Tamam…” dedi kendi kendine. “Sakin ol.”
Tam telefonu bırakacakken ekran bir anda yandı.
Bir mesaj yoktu.
Sadece tek kelime:
“Yaklaştı.”
Lâl bir anda doğruldu. Kalbi hızlı atmaya başladı.
“Ne yaklaştı ya?” diye fısıldadı.
Perdeye baktı. Uzun süre yerinden kalkmadı. Sonra yavaşça ayağa kalktı. Adımları ağırdı.
Pencerenin yanına gittiğinde durdu.
Dışarıya bakmadı hemen.
Korkuyordu.
Ama yine de baktı.
Sokak her zamanki gibiydi.
Boş. Sessiz. Soğuk.
Sadece sokak lambası yanıyordu.
Ama altında… bir anlık bir şey gördüğünü sandı.
Bir siluet.
Kapüşonlu biri.
Lâl gözlerini kırptı.
Bir saniye.
Yoktu.
“Hayal görüyorum…” dedi.
Ama içi rahatlamadı.
Tam geri çekilecekken telefon tekrar titredi.
Bu sefer mesaj daha farklıydı:
“Beni gördün.”
Lâl’in elleri buz gibi oldu.
Hızla odaya baktı. Kapı kapalıydı. Her şey yerindeydi.
Ama odanın havası değişmiş gibiydi.
Sanki biri yeni girmişti ama görünmüyordu.
Telefonu tekrar titredi.
Yeni mesaj:
“Bu bir şaka değil.”
Lâl nefesini tuttu.
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra camın yüzeyinde kendi yansımasına baktı.
Ama bu kez sadece kendisi yoktu.
Arkasında biri daha vardı.
Çok yakın.
Ama Lâl dönmeye cesaret edemedi.