Geçidin taş kapısı arkalarından kapanınca sarayın uğultusu bir anda kesildi.
Nergis karanlık tünelde yürürken hâlâ elindeki kâğıda bakıyordu.
“Ayla Sultan geri döndüyse, gerçek mirasçı da ortaya çıkmıştır.”
Bu cümle zihninde dönüp duruyordu.
Sonunda dayanamadı.
— Ben neyin mirasçısıyım?
Kimse cevap vermedi.
Nergis durdu.
— Bu kez susmayacaksınız.
Ayla arkasını döndü.
— Haklısın.
Meşalenin titrek ışığında Nergis'in yüzüne baktı.
— Artık her şeyi bilmeye hakkın var.
Gülbahar sessizce yaklaştı.
— Ama bazı gerçekler insanın hayatını değiştirebilir.
Nergis acı bir şekilde gülümsedi.
— Benim hayatım zaten kaç kere değişti, Gülbahar.
Bu söz üzerine Gülbahar sustu.
Ayla derin bir nefes aldı.
— Nergis, sen yalnızca Şehzade Murad'ın kızı değilsin.
Nergis'in kaşları çatıldı.
— Bunu zaten biliyorum.
— Hayır.
Ayla başını iki yana salladı.
— Henüz bilmiyorsun.
Tünelin sonunda küçük bir oda vardı.
Münevver kapıyı açtı.
İçeride eski bir sandık duruyordu.
Sandığın üzerinde saraya ait olmayan bir arma vardı.
Nergis yaklaşınca kalbi hızlandı.
Armadaki şekil, yıllardır boynunda taşıdığı madalyondaki sembolle aynıydı.
— Bu ne?
Ayla sandığın başına geçti.
— Sen doğduğun gece bunu sana vermiştim.
Nergis şaşkınlıkla baktı.
— Bana mı?
— Evet.
Ayla sandığı açtı.
İçinden eski bir kumaşa sarılmış küçük bir kutu çıkardı.
Kutunun içinde altın bir mühür vardı.
Nergis mührü eline aldı.
Üzerinde tek bir kelime yazıyordu:
“Varis.”
Nergis'in gözleri büyüdü.
— Ben... tahtın varisi miyim?
Murad hemen konuştu.
— Hayır.
Ayla ona baktı.
— Murad.
— Hayır, Ayla. Bunu ona söylemek zorunda değilsin.
Nergis babasına döndü.
— Neden?
Murad'ın sesi titredi.
— Çünkü senin varis olman, seni saraydaki herkes için hedef hâline getirir.
Nergis mührü avucunda sıktı.
— Zaten hedef değil miyim?
Kimse cevap veremedi.
Tam o sırada dışarıdan at nalı sesleri duyuldu.
Selim tünelin girişine doğru ilerledi.
— Bizi takip ediyorlar.
Cem kılıcını çekti.
— Kaç kişi?
— Bilmiyorum.
Gülbahar sakin bir şekilde konuştu:
— Bizi takip edenler muhafız değil.
Herkes ona baktı.
— Peki kim?
Gülbahar'ın gözleri karardı.
— Saray muhafızlarının peşinden başka biri geliyor.
Ayla:
— Kim?
Gülbahar cevap verdi:
— Siyah mühürlüler.
Münevver'in yüzü bir anda değişti.
— Hayır...
Nergis bunu fark etti.
— Sen onları tanıyorsun.
Münevver başını eğdi.
— Evet.
— Kim bunlar?
Münevver uzun süre sustu.
Sonunda fısıldadı:
— Sarayın gizli teşkilatı.
Nergis:
— Ve beni neden istiyorlar?
Münevver gözlerini Nergis'e çevirdi.
— Çünkü senin yaşadığını öğrenirlerse...
Bir an durdu.
— Taht üzerindeki bütün planları bozulacak.
Nergis'in kalbi hızlandı.
— Kimin planları?
Münevver cevap veremeden kapının diğer tarafından bir ses duyuldu.
— Münevver Hanım...
Herkes dondu.
Ses tekrar geldi.
— Bunca yıl sakladığınız sırrın artık sonuna geldik.
Ayla Nergis'in önüne geçti.
Selim kılıcını kaldırdı.
Cem meşaleyi söndürdü.
Karanlıkta yalnızca dışarıdan gelen ayak sesleri duyuluyordu.
Sonra kapının altından siyah bir mühür yuvarlandı.
Nergis eğilip mührü aldı.
Üzerindeki işareti görünce yüzü bembeyaz oldu.
Bu işareti daha önce görmüştü.
Damadın sağ elindeki yüzükte.
Nergis fısıldadı:
— Yüzük...
Ayla hemen ona baktı.
— Hangi yüzük?
Nergis başını kaldırdı.
— Düğündeki adamın yüzüğü.
Ayla'nın yüzündeki ifade değişti.
— Demek o da buradaymış.
— Kim?
Ayla cevap vermedi.
Nergis bu kez daha sert sordu:
— Kim o?
Ayla'nın gözleri doldu.
— Senin evleneceğin adam değildi.
Nergis'in nefesi kesildi.
— Ne demek bu?
Ayla ona yaklaşıp fısıldadı:
— O yüzük, seni korumak için değil...
Bir an durdu.
— Seni bulmak için takılmıştı.
Nergis'in elindeki mühür yere düştü.
Ve kapının arkasından bir erkek sesi duyuldu:
— Ayla Sultan...
Ses sakin ama tehditkârdı.
— Kızını benden ne kadar saklayabileceğini gerçekten düşündün mü?
Nergis'in gözleri büyüdü.
Ayla ise ilk kez korkmuş görünüyordu.
Çünkü o sesi tanıyordu.
Ve bu ses, Nergis'in düğün gecesinde ona yüzüğü gösteren adama aitti.