İkinci bölüm ile karşınızdayım neyse çok fazla uzatmayacağım. Keyifli okumalar.
Vote ve yorum yapmayı unutmayın.
Orkide' nin bahsettiği kafenin önüne varmıştık. Kafe, çok işlek bir cadde üzerinde, güzel bir konumdaydı. Kafeye kiremit ve kahve tonları hakimdi. Oldukça şirin görünüyordu.
Orkide ile cam kenarı bir masaya yerleştik.
Etrafta biraz göz gezdirdim. Masalar doluydu. İçerisinin enerjisi insanlara da bulaşmış gibi görünüyordu. Herkes neşeliydi. Bir süre sonra bende tebessüm etmeye başladım. İstemsizce oluyordu, burada surat asmak imkansız gibi bir şeydi. Kafede çalan müziğin hoş bir melodisi vardı.
Orkide," Mila, nasıl buldun kafeyi? Ben çok beğendim. Çok etkileyici!" Dedi.
Gülümseyerek onu onayladım. " Evet, bende çok beğendim. Büyülü bir havası var oldukçada hoş." Dedim.
Bir süre daha havadan sudan konuştuk. Aslında ne konuştuk ben bile bilmiyorum. Yanınızda Orkide olduğunda bir şekilde konuşacak bir konu olmasa bile sohbet çok keyifli bir hal alıyordu.
Siparişimizi almak için, esmer, siyah düz ve küt saçları olan minyon tipli bir garson yanımıza geldi.
Ben filtre kahve isterken, Orkide' de kafeye özgü güzel bir içecek sipariş etmişti.
Orkide' nin anlattığı bir anıyı dinlerken siparişlerimiz gelmişti.
Kafamı kaldırınca garsonla göz göze geldik. Uzun bir boyu, açık kestane rengi hafif dalgalı saçları, haki yeşili gözleri ve pürüzsüz beyaz bir teni vardı. Gözlerimi bir türlü yeşillerinden çekemiyordum. Bu kafe gibi onun da gözleri büyülüydü sanki.
Orkide bıcır bıcır sesiyle teşekkür etti. Gözlerim hala onun üzerindeydi, o da bunu fark etmiş hafifçe tebessüm etmişti. Kısa bir baş selamı vererek masamızdan uzaklaştı.
Çok tuhaf hissediyordum. Bu hissettiğim şeyde neydi?
Orkide' nin bir gariplik olduğunu anlamaması için filtre kahvemden büyük bir yudum aldım. Çok güzeldi.
" Kahvenin tadı çok güzel, daha önce bu kadar iyi bir kahve içtiğimi hatırlamıyorum" dedim. Biraz da abartarak.
Onaylayan mırıltılar çıkardı.
Bir süre sonra kafeden ayrıldık. Orkide' nin ufak bir işi çıkmıştı bu yüzden eve tek başıma dönüyordum. İşime de gelmişti açıkçası. Biraz düşünmek istiyordum.
Güneş yavaş yavaş batıyordu. Hava turuncu bir hal almıştı. Trafik yoğundu, insanlar evlerine yetişmeye çalışıyordu. Hayal kurmayı severdim, tatlı bir hayal kurmaya başladım.
Günümüzden beş yıl sonraydı.
Ben mezun olmuşum. Başarılı bir avukatım. Kendime ait küçük büromdan çıkmışım. Hava da tatlı bir esinti olduğu için yürümeye karar vermişim. Huzurluyum. Mutluyum. Telefonum çalıyor, hızlıca yanıtlıyorum aramayı. Arayan eşim... Gülümseyerek telefonu kulağıma götürüyorum. "Birileri yürümeye karar vermiş sanırım " diyor, hoş sesiyle. Kıkırdıyorum söylediklerine. Etrafımı kolaçan ediyorum ve orada elinde bir buket var. Nergis buketi. En sevdiğim çiçek. Gülümseyerek yanına koşuyorum. Kollarının arasına alıyor beni, dakikalarca kalıyoruz öyle, doyamıyoruz birbirimize. Sonrasında bir elimde Nergislerim, diğer elimde onun eli gülüşerek yürüyoruz caddelerde.
Korna sesiyle kendime geliyorum. Hayaller aleminde dolaşırken, az kalsın arabanın altında kalıyordum. Yine de gülümsüyorum. Bu gülümseyiş eve varana kadar yüzümden bir türlü silinmiyor.
İçime sinen bir bölüm oldu açıkçası. Kızımız hayal kurmayı çok seven biri zaten bunu ileri ki bölümlerde de göreceksiniz. Bu arada Nergis gerçekten de benim en sevdiğim çiçek. Umarım keyifli bir şekilde okumuşsunuzdur.