Merhaba ve üçüncü bölüm. Kısa bir şekilde ufak bir konuşma hazırladım sizler için. Karakterlerimizin ilk sohbeti hayırlı uğurlu olsun. Umarım keyifle okursunuz.
Vote ve yorum yapmayı unutmayın.
Aşk ne demek ti? Yalnızca hormonlardan oluşan fizyolojik bir şey mi? Yoksa o şiirlerde anlatılan efsanelere konu olmuş şey miydi aşk?
Bilemiyorum. Daha önce aşk' ı hiç tatmadım. Elbette hoşlandığım, etkilendiğim kişiler oldu. Ancak bunlar ne kitaplara konu olacak kadar güzel ne de hakkında şiirler yazılacak kadar büyüktü. Mesela karnımda hiç kelebekler uçuşmadı ya da hiç gece gündüz birini düşünmedim ben.
Lisedeyken o kadar çok aşık olmak istiyordum ki. Bu duyguyu o kadar tatmak istiyordum ki. Hiç tanımadığım, tek bir kelime bile konuşmadığım kişilere aşıkmışım gibi davranıyordum. Aklımın ucundan bile geçmezken hep onu düşünüyormuşum gibi yansıtıyordum çevreme.
Sonralarda bunun aşk denilen şey olmadığını kavradım. Geç oldu biraz ama o kadarda geç değil diyerek den avuttum hep kendimi.
Üniversite de bulurum aşk' ı dedim. Tek bir sevgilim bile olmadı ya da hiç kimseden hoşlanamadım bile. Ama hiç bir zaman pes etmedim. Bulacağım, aşık olacağım ve ruh eşimi bulacağım.
Okulumuz bir hafta boyunca tatildi. Tatilden sonra vizelerimiz başlıyordu. Sıkı çalışmam gereken bir haftaya giriyordum.
Kamu hukuku adlı kitabımı açarak çalışmaya koyuldum. Bugün sadece kamu hukuku çalışmayı planlıyordum.
İki saat civarında çalışmış ve artık mola vermiştim. Orkide ortalıklarda görünmüyordu. Bir bardak su alarak pencerenin yanına yanaştım. Saat üçü çeyrek geçiyordu. Sıkılmıştım. Normal zamanlarda dışarı çıkmaktan pek hoşlanmasamda, içimden dışarı çıkmak geliyordu.
İyi de nereye gidecektim? Aklıma bir hafta öncesinde Orkideyle gittiğimiz kafe gelince gülümsedim. Orası olabilirdi.
Bilgisayarımı ve kitabımı bez çantama koydum. Kim bilir belki bir anda ilham gelir ve bende bir şeyler yazardım. Bir blog yazarıydım. Bloğumda genelde kısa hikayeler paylaşıyordum. Kitlem de azımsanamayacak kadar büyüktü.
Kiremit renklerinde olan swetshirt ve bol jeansımı giyerek hazırlandım. Aynada ki yansımam da gözüm takılı kaldı. Elim saçlarıma gitti ve tokamı çıkardım. Saçlarımı salık bırakacaktım. On,on beş dakika içerisinde saçlarımı düzleştirdim. Hafif bir makyaj da yaparak dairemizden çıktım.
Yürümeye karar vermiştim. Mart ayında olmamıza rağmen hava çok güzeldi. Güneş insanın içerisini ısıtıyordu.
Kafeye vardığımda, geçen Orkideyle oturduğumuz masaya yerleştim. Cam kenarıydı ve ben cam kenarını çok severdim.
Bilgisayarımı açarak bloğuma girdim. Dün yayımladığım hikaye oldukça beğenilmişti. Bir çok olumlu geri dönüş almıştım. Gülümseyerek bloğumda biraz daha dolaştım.
Siparişimi almak üzere garson yanıma yaklaşınca ona döndüm. Yeşil gözlü garson. Geçen geldiğimizde, gözlerimi ayıramadığım garsondu. Kahvelerimi yeşillerine diktim. " Bir filtre kahve alabilir miyim." dedim
Gülümseyerek onayladı. " Tabii, hemen" dedi.
Gülümsedim. Sesi ne kadarda hoştu.
Bir süre sonra siparişim geldi. Yine o getirmişti. Nazikçe teşekkür ettim.
" Filtre kahveyi seviyorsunuz sanırım, geçen geldiğinizde de filtre kahve sipariş etmiştiniz." dedi.
Gülümsedim. "Evet, filtre kahveyi çok severim. "
Biraz daha konuşabilmek adına, " Sizde sever misiniz?" diye sordum.
Başıyla onayladı. " Ben her türlü kahve severim, elbette filtre kahveyi de seviyorum." dedi.
Gözü bilgisayarımda dolandı bir süre.
" Şey, blog yazarıyımda ben. Bloğumda hikayeler yazıyorum." dedim. Sessizlik oluşmaması için.
Kaşlarını kaldırdı. " Öyle mi? Bloğunuzun adı ne? Merak ettim açıkçası." dedi.
" Hikayelerde buluşalım. Bloğumun adı bu." dedim
Tebessüm etti. " Hikayelerde buluşalım. Çok güzel bir isimmiş. Benim işimin başına dönmem gerekiyor. Muhabbettiniz için teşekkür ederim."
" Ne demek ben teşekkür ederim" dedim.
Gülümsedim ve kahvemden bir yudum aldım.
Bloğumda kısa bir hikaye daha paylaştım. Bu sefer ki hikaye Orman gözlü çocuk ile Toprak gözlü kızın hikayesiydi.
Umarım keyifle okumuşsunuzdur.
İyi günler.