İçeriğe geç

Paralel Kalpler

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Paralel Kalpler

Bölüm 3

Bölüm 3

Kapıdaki yumruklar, ahşap çerçeveyi yerinden söküp atacakmış gibi bir ritimle odanın duvarlarını titretiyordu. Bay Kang’ın boğuk, nefret dolu haykırışları koridorun steril sessizliğini bir bıçak gibi yarıyordu. Ancak içeride, Yuna ve Joon arasındaki sessizlik, o gürültüden çok daha sağır ediciydi.

Joon, pencereden sızan cılız ay ışığının altında bir heykel gibi hareketsiz duruyordu. Gözleri, Yuna’nın titreyen ellerinde tuttuğu günlüğe kilitlenmişti. O günlüğün sayfaları, Joon’un kendi kaleminden dökülen, kanla ve yalanla yoğrulmuş anıları saklıyordu. Yuna, havayı solumakta güçlük çekiyordu; odadaki oksijen, sanki görünmez bir el tarafından yavaş yavaş çekiliyordu.

"Bunu okudun mu, Yuna?" dedi Joon. Sesi, bir fırtınanın öncesindeki o ürkütücü dinginliği taşıyordu. Adımları, parke zeminde ses çıkarmadan ona doğru ilerlediğinde, Yuna geri çekilmek istedi ama sırtı soğuk duvara çarptı. Joon, bir avcının sakinliğiyle aralarındaki mesafeyi kapattı. Elini, Yuna’nın başının hemen yanındaki duvara yasladı; teninin sıcaklığı, duvarın soğukluğuyla tezat oluşturarak Yuna’nın cildini yaktı.

"Sen..." Yuna’nın sesi fısıltıdan halliceydi. "Sen hiçbir şeyi unutmadın, değil mi? O gece… o kaza… yazdığın her şey doğruydu."

Joon’un dudaklarında, acı verici derecede çekici ama bir o kadar da tehlikeli bir gülümseme belirdi. Gözleri, Yuna’nın korkuyla büyümüş harelerini derinlemesine inceledi. "Hafıza, Yuna, sadece bir tercih meselesidir. İnsanlar hatırlamak istediklerini saklar, katlanamadıklarını ise gömerler. Ben sadece… hangisini sergilemem gerektiğine karar verdim."

Dışarıdaki Bay Kang'ın sesi aniden kesildi. Bu sessizlik, daha önce çalan yumruklardan çok daha ürkütücüydü. Bir şeylerin planlandığı, bir şeylerin kurban edilmek üzere hazırlandığı o karanlık dehlizlerin kapısı aralanmış gibiydi.

Yuna, aralarındaki çekimin yarattığı o boğucu manyetik alanda dengesini yitirdiğini hissetti. Joon Seo, sadece hafızasını kaybetmiş bir kurban değil; kendi karanlık senaryosunu yöneten bir kuklacıydı. Yuna, günlüğü göğsüne bastırırken, onun neden bu kadar yakınına gelmesine izin verdiğini sorguladı. Kendi içindeki merhamet duygusu, bu adamın yarattığı kaosa teslim olmak üzereydi.

"Benden ne istiyorsun?" diye sordu Yuna, sesi titreyerek. Joon, başını hafifçe eğdi, yüzünü Yuna’nın kulağına iyice yaklaştırdı. Nefesinin tenindeki pürüzlü dokusu, Yuna’nın tüylerini diken diken etmeye yetti.

"Benden korkmanı istiyorum," diye fısıldadı Joon. "Ama aynı zamanda, bu karanlığın içinde tutunabileceğin tek dalın ben olduğumu bilmeni istiyorum. Bay Kang dışarıda, Yuna. Ve o, bu evin duvarlarının ardındaki gerçekleri asla gün yüzüne çıkarmayacak. İkimizin arasındaki bu sırrı kimin saklaması gerektiğini biliyor musun?"

Yuna, Joon’un gözlerinin içine baktığında, orada saf bir karanlık gördü; bir uçurumun kenarında asılı kalmış, kurtarılmayı değil, düşüşü izlemeyi tercih eden bir karanlık. Joon'un elindeki soğuk metalik yüzük, Yuna’nın çenesine hafifçe değdi ve onu yukarı kaldırdı. "Benim hikayem, senin başlangıcın olacak. Eğer o günlüğü kapatıp beni kendi gerçeğin kabul edersen, seni o dışarıdaki gürültüden koruyabilirim."

O sırada, odanın kapısı büyük bir gürültüyle sarsıldı, ancak bu sefer bir yumruk değil, anahtar deliğinden gelen metalik bir tıkırtıydı. Birisi içeri girmeye çalışıyordu.

Joon, Yuna’dan aniden uzaklaştı. Yüzündeki o sinsi ifade, saniyeler içinde yerini şaşkın ve savunmasız bir bakışa bıraktı. Sanki az önceki o tehditkar adam bir sis bulutu gibi buharlaşmış, yerine hafızası bulanık, masum bir genç adam gelmişti.

"Yuna?" dedi Joon, sesi artık titrek ve endişeli çıkıyordu. "Neler oluyor? O kapının arkasında kim var? Neden korkuyorsun?"

Yuna, Joon’un bu hızlı değişimi karşısında donup kaldı. Kendi kendine, *Hangisi gerçek?* diye haykırdı zihninde. Eğer az önceki Joon bir oyunsa, şu anki Joon neydi?

Kapının kilidi büyük bir 'klik' sesiyle döndü. Kapı aralandığında, koridorun loş ışığı odaya sızdı. İçeri giren kişinin silüeti, odayı dolduran ağır ve boğucu havayı daha da ağırlaştırdı. Bay Kang, elinde parlak, ucu hafifçe kavisli bir mektup açacağıyla odanın içinde belirdi. Gözleri, Yuna’nın elindeki günlüğe odaklanmıştı.

"O defter," dedi Bay Kang, sesi bir mezar kadar soğuktu. "Bize ait değil, Yuna. Ve senin onu okumuş olman, artık bir 'misafir' olmadığın anlamına gelir."

Joon, arkasına saklanır gibi Yuna’nın yanına geçti, ama Yuna onun omuzlarının gerildiğini hissedebiliyordu. Bu bir savunma değil, bir saldırı hazırlığıydı. Joon’un parmakları, Yuna’nın koluna sertçe gömüldü.

"Kaçmalıyız," diye fısıldadı Joon. Ama sesi artık masum değildi; içindeki o gizli, karanlık ton geri dönmüştü. "Ama önce, Bay Kang’a o günlüğü neden açtığımızı göstermeliyiz. Ona gerçeklerin nerede başladığını, nerede bittiğini kanıtlamalıyız."

Yuna, elindeki günlüğe baktı. Sayfalar, Joon’un o karanlık el yazısıyla doluydu. O an, fark etti ki; Joon onu kurtarmaya çalışmıyordu, onu kendi oyununun bir parçası haline getiriyordu. Bay Kang’ın elindeki mektup açacağı, odanın ortasındaki avizenin altında parlıyordu. Yuna’nın kalbi, sanki bir kuşun kafesindeki çırpınışı gibi hızla çarpıyordu.

"Joon," dedi Yuna, geri adım atarak. "Sen kimsin?"

Joon, Bay Kang’a doğru bir adım attı ve tam o anda, koridorun öbür ucundan binayı sarsan şiddetli bir cam kırılma sesi geldi. Sanki biri pencereden içeri atlamış, her şeyi yerle bir etmeye gelmişti.

Joon, Yuna’ya doğru döndü. Gözlerinde, Yuna’nın daha önce hiç görmediği bir parıltı vardı. "Gelen, senin geçmişini bilen biri, Yuna. Ve inan bana, o, Bay Kang’dan çok daha tehlikeli."

Tam o anda, kapıdan giren gölgeyle yüzleşmek üzereyken Yuna’nın elindeki günlük, bir anda elinden kayıp yere düştü. Sayfalar savrulurken, üzerinde kan kırmızısı bir mürekkeple yazılmış, sadece Yuna’nın isminin olduğu o sayfa, herkesin gözü önünde açıldı. O sayfadaki tarih, bugün değildi. O sayfa, daha henüz yaşanmamış bir cinayeti haber veriyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.