İçeriğe geç

Paralel Kalpler

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Paralel Kalpler

Bölüm 2

Bölüm 2

Seoul’ün gece yarısı üzerindeki ağırlığı, gökdelenlerin camlarına vuran neon ışıklarının solgun gölgeleriyle daha da yoğunlaşıyordu. Yuna, menajeri Bay Kang’ın ofisinden çıktığında ellerinin titremesine engel olamıyordu. Bay Kang’ın son cümlesi kulaklarında çınlıyordu: *"Eğer o günlüğü bulursan, onu yakmakla yetinme Yuna. Küllerini bile görmemeliyim. Joon’un hafızası geri gelirse, ikimiz de biteriz."*

Yuna, Joon’un kaldığı lüks villanın kapısını açtığında içerideki ağır, naftalin ve kurumuş gül kokusu onu karşıladı. Joon, odanın ortasındaki antika piyanonun başında, sırtı kapıya dönük bir şekilde oturuyordu. Odanın tek aydınlatıcısı, dışarıdaki yağmurun camdaki yansımalarıyla birleşen loş, kehribar rengi bir lambaydı.

"Geç kaldın," dedi Joon. Sesi, kadife bir bıçak kadar pürüzsüz ama bir o kadar da keskindi. Yuna içeri girip kapıyı arkasından yavaşça kilitlediğinde, Joon’un parmakları piyanonun tuşları üzerinde durdu. "Hafızamı kaybettiğime inanıyorsun, değil mi Yuna? Hatta belki de bunun olmasını diliyorsun."

Yuna, boğazındaki düğümü yutkunarak çözmeye çalıştı. "Doktorlar öyle söylüyor, Joon. Ben sadece... seni iyileştirmeye çalışıyorum."

Joon yavaşça ayağa kalktı. Uzun, yapılı bedeni loş ışıkta tehditkar bir siluet oluşturuyordu. Yavaş adımlarla Yuna’ya doğru yürüdü. Her bir adım, odanın parkelerinde boğuk bir ses çıkarırken, Yuna’nın kalp atışları kulaklarında uğulduyordu. Joon, Yuna’nın tam önünde durduğunda, aralarındaki mesafe neredeyse yok olmuştu. Joon’un kokusu —sandal ağacı ve soğuk metal— Yuna’nın ciğerlerini doldurdu.

"İyileştirmek mi?" Joon, elini yavaşça Yuna’nın yanağına götürdü. Soğuk parmak uçları, Yuna’nın cildinde bir elektrik akımı yarattı. "Yoksa kanıtları yok etmek mi? Gözlerinde o korkuyu görüyorum Yuna. Bana baktığında beni değil, benden sakladığın o karanlık geçmişi görüyorsun."

Yuna, Joon’un dokunuşundan kaçmak yerine, donup kalmıştı. "Seninle ilgili hiçbir şey saklamıyorum."

Joon gülümsedi. Bu, içinde hiçbir sıcaklık barındırmayan, sadece avını köşeye sıkıştırmanın verdiği hazzı taşıyan bir gülümsemeydi. "Yalan söyleme. Senin için çok zor olsa gerek. Hem vicdanınla savaşmak, hem de Bay Kang’ın tehditleriyle yaşamak..."

Yuna’nın nefesi kesildi. Joon, her şeyi biliyor muydu? Yoksa sadece bir blöf mü yapıyordu? Joon, elini Yuna’nın çenesine kaydırıp başını hafifçe yukarı kaldırdı. Gözleri, Yuna’nın en derin sırlarını deşercesine bakıyordu.

"Odama gitmeliyim," diye fısıldadı Yuna, sesindeki çatlamaya engel olamayarak. "Yorgunum, Joon. Lütfen."

Joon, bir anlık sessizliğin ardından elini çekti ve arkasını döndü. "Tabii. Git. Ama unutma Yuna, bu evin duvarları bile benim hafızamdan daha fazla şey hatırlıyor."

Yuna, hızlı adımlarla koridoru geçip kendi odasına kapaklandı. Sırtını kapıya dayayıp yere çöktü. Elleri, titreyerek üzerindeki kabanın ceplerini yokladı. Bay Kang, günlüğün yatak odasında, muhtemelen gizli bir bölmede olduğunu söylemişti. Eğer günlük bulunursa, Joon’un kaza öncesi son günlerinde ne yazdığını öğrenecekti. Bu, ya Joon’un maskesini düşürecekti ya da Yuna’nın tüm hayatını mahvedecekti.

Oda karanlıktı. Tek ışık kaynağı, pencereden içeri sızan dolunayın solgun rengiydi. Yuna, yatağın yanındaki komodinin çekmecelerini karıştırmaya başladı. Boş, anlamsız evraklar, yedek anahtarlar, buruşturulmuş makbuzlar... Hiçbiri.

Tam ümidini yitirmek üzereyken, yatağın başucundaki ahşap panelin hafifçe oynadığını fark etti. Tırnaklarını aralığa geçirdi ve güçlükle çekti. Panel, sessizce dışarı doğru kaydı. İçeride, siyah deri kaplı, kenarları hafifçe aşınmış küçük bir defter duruyordu.

Yuna’nın kalbi göğüs kafesini parçalayacakmış gibi çarpıyordu. Defteri eline aldı. Derisi hala soğuktu. Tam kapağını açıp ilk sayfaya bakacağı sırada, odanın kapısı aniden gıcırtıyla açıldı.

Joon, kapı pervazına yaslanmış, elindeki şarap kadehini yavaşça döndürerek ona bakıyordu. Gözlerinde, az önceki o sahte uysallıktan eser yoktu. Bakışları, Yuna’nın elindeki günlüğe kilitlenmişti.

"Bunu mu arıyordun, sevgilim?" dedi sesi, karanlıkta daha da tehlikeli bir tını kazanarak. "O günlük, senin sandığın gibi bir itiraf değil. O, senin sonun."

Yuna, defteri göğsüne bastırarak ayağa kalktı. "Neden bunu saklıyordun, Joon? Neden hafıza kaybı taklidi yapıyorsun?"

Joon, kadehini masaya bırakıp odaya doğru bir adım attı. "Çünkü," dedi, sesi neredeyse bir fısıltıya dönüşmüştü, "eğer her şeyi hatırlarsam, senin için yaşamamın bir anlamı kalmaz. Ama şimdilik, bu oyunu sürdürmek ikimiz için de daha heyecanlı, değil mi?"

Tam o sırada, evin dış kapısı sertçe vuruldu. Peş peşe gelen üç ağır vuruş, gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti. Yuna irkilerek pencereye baktı. Dışarıdaki siyah sedanda Bay Kang’ın silueti seçiliyordu. Adamın yüzü, yağmurun ıslattığı camın ardında bile öfkeden morarmış görünüyordu.

Joon, Yuna’nın yanına kadar geldi ve kulağına doğru eğildi. "Sanırım ziyaretçimiz var. Ve sanırım, o günlükte yazanları sadece sen değil, o da bilmemeli."

Yuna, elindeki günlüğü sımsıkı tutarak kapıya doğru baktı. Hem Joon’un gizeminden hem de Bay Kang’ın tehdidinden kurtulmanın tek yolu, o günlüğü hemen şimdi okumaktı. Ama Joon’un elinin, omzuna baskı yapmasıyla nefesi tekrar kesildi. Joon, günlüğü çekip almadı; sadece Yuna’yı kendine doğru çevirdi.

"Okuma," diye fısıldadı Joon. "Eğer okursan, artık geri dönüşü yok. O an, ikimiz arasındaki bu çekimin, yerini saf bir nefrete bırakacağı andır."

Yuna, günlüğün kapağını araladı. İlk satırı gördüğü an, gözleri dehşetle açıldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.