İçeriğe geç

Papatya Yankısı

Bölüm 5 · 8 dk okuma

Papatya Yankısı

Bölüm 5

3. Bölüm

arkadaşlar bölümleri uzun bulanlar vardı. bu yüzden bölüp iki kısım olarak ardı ardına paylaşıyorum. iyi okumalar...

3.Bölüm

Hayat büyük bir tekerlek gibi döner ve ilerlediği sürece nasıl döndüğüne kimse dikkat etmez. Aslıda acı sandığımızın ve dert saydığımızın ne kadar kıymetsiz olduğunu anlamamız bizi yerle bir eden bir olayla meydana çıkan.

Neredeyse iki sene olmuştu. O garip gün başladığı gibi bitmişti. Akşam eve dönüp olanları anlattığımda bana inanamadılar. Babam bir süre endişesini üstünden atamadı. Belki ablam olsa bulaşma böyle insanlara ya da öyle insanları nereden buldun diyebilirdi. Ablam cevval ve atılgan biriydi. Ama bunun benim başıma gelmesi herkesi şaşırttı.

Annem hamilelik yalanını bir başkası duyarda neler olur derdine düşse de iki üç gün sonra her şeyi unutmuştuk. Arada tuhaf bir anı olarak aklıma gelirdi. Adam ne yaptı acaba diye düşündüğüm de olmuştu. Ağabeyim ile olan ortak noktalarını hiç ortaya atmadım. Esen ve bir anda geçen bir rüzgar gibi hayatımızdan çekilmesini izledik. Herkes kendi basit dertlerinin peşinden gidiyordu.

Üniversiteyi bitirdim ama iş bulamadım. Memurluk sınavına girmeyi aklıma koyduğumdan beridir şirketlere cv göndermeyi bıraktım ve ders çalışmaya başladım. Sabit bir maaşın ve düzenli tatillerin olduğu bir iş hayal ediyordum. Kütüphaneye sabah gidiyor akşama kadar sınava çalışıyordum. Çalışıyordum ama anlıyor muydum ya da ne kadarı aklımda kalıyordu emin değildim. Kendimden her zaman olduğu gibi şüpheliydim. Ablamın dershane teklifini de reddetmiştim. Çünkü onun masrafı kendine yeterdi. İki senenin sonunda evlenecek parayı denk getirmişti.

Sevgili ablam her ailedeki büyük çocuklar gibi ebeynlik rolüne sahipti. İkinci bir anne ve babaydı bizim için. Sadece bizim içinde bile değill anne babam için de öyle olduğu zamanlar olurdu. O ne derse onu yapardık, her zaman herkes için iyisini düşünürdü. Bencillik onda görebileceğim bir davranış değildi. Kıymetini bildiğim ve gözümüzden sakındığımız biriydi. Kimsenin kolay kolay sahip olamayacağı bir aile üyesiydi. Hepimiz ona güvenirdik, en doğrusunu bildiğine olan inancımız yüksekti.

Evlenip yuva kuracak olmasına elbette çok sevindim ama başka birine gidiyormuş gibi hissetmek beni üzdü. Kendi başıma kalma düşüncesiyle gizlice kendimi yerdim. Neyse ki bu duyguyu kısa sürede kaybettim. Bunun için güzel bir sebebim vardı. Artık benimde hayatımda biri vardı.

Ener...

Ablamın evlenmesi istemesini söylemesi beklenmedik değildi. Hepimiz onun biriyle görüştüğünü biliyorduk. Bizim ailede böyle şeyler göze sokulmadan eski usul adetlerle gerçekleştirilirdi. Ablam anneme lafını açmış o da babama bahsemişti. Sonra eniştem eve yemeğe gelmişti. Güzel ve tatlı bir heyecandı. Tüm bunları ezberlemiş gibi bende tekrarladım. Tabii sadece ailemle tanıştırdım.

Ener ağırbaşlı ve serinkanlı bir adamdı. Sağlam adam demişti babam. Her zaman sadece bana gösterdiği sevimli bir yanı vardı. İlişkimiz büyük, masalsı bir aşk hikayesi olarak başlamadı. Ama doğru adam olduğunu hisseden bir yanım var. Ayrıca Ener de bunun aksine hiç hareket etmedi. Beni kaygılandıran maddiyattı. Zengin bir sevgili yapmaya gönül atan biri değildi. Aksine hep kendi dengim birini düşünmüştüm. Ne benim kendimi rahatsız hissedeceğim ne de sevgilimin üstün olacağı bir zenginlikte olmasını istememiştim. Sırf bu yüzden onu kabul etmemiştim.

Klişe olsa bile fakir kız zengin adam ilişkisine takıldım. Bana göre gerçek bir sorundu. Hem benim gibi ciddi ilişki haricinde kendini yormayacak biri için ileriyi düşünmek gerekiyordu. Hemen aklıma evlilik gelmişti. Kız tarafının üstlenmesi gereken kısmı ailemin bütçesi ile hallederken kendimi ona karşı mahcup hissederdim. Belki ezik gibi düşünüyor olabilirim ama bunlar gerçekti.

Onun ailesinin bana vereceği hediye ile benim ailemin ona vereceği hediye aynı kulvarda bile olmazdı. Tüm bunları düşünmeme rağmen Ener ne yapıp etmiş beni ikna etmişti. Hiçte pişman etmedi. Tam istediğim gibi evlenmekten korkmayan ailemin karşısına çekinmeden çıkarabileceğim bir adamdı. Daha ilişkimizin başında evlenme lafını o kararlılıkla açmıştı.

"Evlenince de farklısı olmayacak seni her konuda destekleyeceğim." demişti hangi konuyu konuştuğumuzu unutsam bile evlilik hakkında ki bu cümlesini unutmamıştım. O zaman anlamıştım. Bu adam bırakmayı değil daha da ileri gitmeyi istiyor. Ailemle tanıştığında ki kendinden eminliği de çok hoşuma gitmişti. Eve misafir gibi değil damat adayı gibi girmişti. Babamın sorularına cevaplarken istediğinden fazlasını veriyordu. Ailesinden bahsediyordu ve yarın öbür gün tanıştıklarında garipsenmeyecek bir yakınlığa sahip olsunlar diye çabalıyordu.

Doğru adamdı ve onu bulmuştum. Tahmin edemediğim kadar sevmiştim. Bir yanım onda çok öteye gidemiyor, sürekli onu düşlüyordu.

Ailesi ile tanışmam için yakınlarda bir tarih ayarlacağını söyledi. Ailesi memleketlerine gitmişti ve onların gelmelerini ve heyecan içinde tanışmamızı bekliyordu. Aslında hiçte acelemiz yoktu. Hem memurluk sınavı vardı, hemde ablamdan rol çalmayacaktık. Yine de Ener'in ailesine düşkün olduğunu ve benimde onlarla bir an önce iyi anlaşmamı istediğini anlıyordum. Benim insanlarla samimi bir şekilde iletişime geçmem zor oluyordu. Defalarca görüşmem gerekiyordu. Bunu bildiği için acele ediyordu.

Ener'in hayatıma nereden ve nasıl girdiğini anlamak zordu. Ama ilk karşılaşmamızı hatırlıyorum. Deli gibi yağan yağmurun altındaydık. Ben eve geç kaldığım için acele ederken o bozulan arabasını tamir etmek için kaputu açmış motora bakıyordu.

Yanından geçip giderken beni fark etmedi. Aracı tamir etmekten daha doğrusu hiçbir şey yapamayacağını kabul ederek arabadan vazgeçip çömeldi. Başını ellerinin arasına alarak yoğun yağmurda öylece kalmıştı. Yanındaki apartmanın saçağının altına girdiğimde bir müddet onu seyretmiştim. Yüreğimde bir sızı belirmişti. Ağlayıp sızlamıyor olsa bile çaresiz görünüyordu. Onun gibi heybetli ve görkemli gözüken birinin yolun ortasında çömelip oturacağını hiç düşünmezdim. Onun için hüzünlendiğimi fark ettiğimde kafamı iki yana sallayıp ıslak uzun saçalarımı hareket ettirerek kendime gelmeye çalıştım. Sonuçta benim gibi değildi bir arabası vardı. Bazen bizden daha fazlasına sahip olan insanların bizden daha mutsuz ve çaresiz olmaya hakları olmadığını düşünürüz. Oysa çaresizlik duygulardadır maddiyatta değil.

Vaziyetini fark edince gözlerini dünyaya yeniden açıyormuş gibi olduğu yerin farkına vardı. Ayaklanıp etrafına baktı ve en yakın sığınak olarak benim bulunduğum saçağın altını gördü. Yanıma koşar adım gelmesine gerek yoktu. Zaten üstü sırılsıklam olmuştu. Beyaz gömleği üzerine yapışmıştı ve kumaş pantolunu ağırlaşmış gibi süzülüyordu.

Öylece yanyana beklerken sessizlik konuşmak kadar gergin hissettirecekti. Birden aklımdakilere söyledim. "Eğer sorunu çözemiyorsanız bırakın kalsın. Bazı sorunlar bizi sınamak için değil sadece yaşanmak için var." Arabayı tamir edemiyorsa önünde çömelmek yerine içinde oturabilirdi. Yağmurda sızlanmanın romantiklikten başka bir yanı yoktu.

Kafasını bana çevirip baktığını hissettiğimde bende ona döndüm. Kirpiklerinden bile damla süzülürken kaşlarının üzerine gelen düz siyah saçlarındaki yağmurlar yüzüne iniyordu. Yakışıklı ve etkileyici bir yüze sahipti. Benim boş vermişliğimi yada mücadelesiz tüm sorunları kabul etme felsefemi yargıladı. "Sadece bize acı çektirmek için mi var?" Sanki karşımda koca bir adam değilde masum bir çocuk vardı. Öğrenmek istiyordu, söylediğimi bilmek ve benimsemeyi arzuluyordu.

Omuzlarımı silktim. "Bence öyle."

O gün birbirimizle tanışmadık ama mahallemizde arabası bozulan yabancıyı yeniden gördüğümde elinde bir kağıt adres sordu. Beni tanıdığında gözlerini kaçırıp mahcubiyetini sakladı. O gecenin zayıf yanlarını gün yüzüne çıktığı bir an olduğunu anladım ve yüzüne vurmadım. Adreste bir tuhaflık vardı. Buralarda bahsedilen mahalle ismini hiç duymamıştım. Aradığı yeri bulmasına yardım edemedim. Ama yiyecek bir şey bulabileceği bir yer sorduğunda onunla Ağrılıların et lokantısına birlikte yürüdük; yolumun üstüydü ona gösterdim.

Ertesi gün evime yürürken onu lokantının içinde gördüm. Mahcup ifadesi kaybolmuştu onun yerine herkesin tanıdığı ağırbaşlı Ener'e dönmüştü. Beni görünce başıyla selam verdi. Yoluma öylece devam edecekken mahallenin Ağrılı Esmer dediği usta bana bağırıp içeri girmem için el etti. Yemekleri çok güzeldi, tam doğulu yemekleri gibi bol etliydi. Ama pek yemek yediğim bir yer değildi. Beni içeri çağırması, kızının beni bir masaya oturtması ve karısının önüme tabaklar koyması o kadar organize ve hızlıydı ki ben sesimi çıkarsam bile duymadılar. Hesap mesap yok denildiğinde bir şeyler döndüğünü anladım.

Bana yemek ısmarlamasını kabul etmezdim. Bir beklentisi olan biri rüşvet veriyormuş gibi hissederdim. Ama Ener benimle konuşmak ya da yakınlaşmak için harekete geçmek yerine gitmeyi tercih etti. Gülümseyerek başını eğip selam verdi. Sonra usulca çıktı lokantadan. O gittikten sonra lokanta sahipleri anlattılar. Onlardan ricada bulunmuş. Ona bir iyilik yaptığımı teşekkür etmek için yemek ısmarlamak istediğini fakat bunun yanlış anlaşılabileceği için çekindiğinden bahsetmiş. Ağrılı Esmer bıyıklarını hareket ettirerek konuşmuştu. "Yol yordam bilen adam." Ener ile tanışıpta ona hayranlık duymayan birine rastlamadım. Herkesin gönlünü nasıl kazanabileceğini iyi bilirdi. Benimkini bile almayı başarmasından belliydi.

Bir sonraki karşılaşmamız benim ara sokaktan eve gitmek istememle oldu. Elindeki kağıdı bir teyzeye uzatmış yine adres soruyordu.

Birbirimizi görünce gülümsedik. Elindeki kağıdı havaya kaldırdı. Ona böyle bir adresin olmadığını söylemiştim. "Öyle bir yer burada yok, çocukluğumdan beri burada yaşıyorum." Gömlek giymediği nadir zamanlardaydı. Ensesini kaşıdı ve kağıdı cebine sıkıştırdı.

"Aslında bende olmadığını düşünüyorum." Güldü. "Ne zararı var ki? Bu gidişle en fazla benim kütüğü Ağrı'ya aldırırım." Güldüm. Hala daha o lokantaya gittiğini bilmiyordum. O gün bana ismini söyledi. "Ener ben. Sırf söz verdim diye uyduruk bir adresi arıyorum." Onu yeninden lokantaya bırakana kadar sohbet ettik. Ağırbaşlı ve sakin biri olmasına rağmen komikti. Her zaman bana karşı sevimli yanını ortaya çıkarırdı. Bu çok hoşuma giderdi. Sadece benim bildiğim bir Ener vardı.

"Adın ne?" diye sorduğunda tam da lokantanın önüne gelmiştik ve ayrılıyorduk. Son anda aklına gelmişti, ben ona ismimi söylememiştim. Lokantadan çıkan yan komşumuzun sevimli küçük kızı beni sinir edeceğini ümit ederek cevapladı. Mutlu bir kuş gibi cıvıldadı. "Şuşu! O bizim Şuşu'muz." Gıcıklık yaptığının farkına varacak kadar büyümüştü ama hala daha bir yetişkinin elinden tutma ihtiyacı vardı. Yanıma gelip elimi tuttu, annesi onu siparişe göndermiş olmalıydı. Eve benimle dönmek istiyordu.

Ener'e baktığımda deyim yerindeyse bıyık altından gülüyordu. İsmimi komikleştiren küçük kızın oyununa gelmiştim. Tebessüm ederek dönüp elini tuttuğum kız ile yürümeye başladım. Biraz uzaklaşmıştık ki Ağrılı Esmer'in sesini duydum.

"Şüheda! Parayı cebine koydum, aman dikkat et düşürmesin."

Başımı sallayıp bana sadece şuşu kelimesi ile yaptığı şarkıyı söyleyen kıza baktım. Ener'in yanındaki adama "Adı Şüheda mı?" diye sorduğunu duyar gibi olmuştum. Böylece tanışmıştık. Ener tanışmamız hakkında hep benzer ifadeyi kullanırdı.

"Ben çok farklı bir şey arıyordum ama seni buldum. Aradığım neydi onu bile unuttum."

Öylece bulduk birbirimizi. Adres bulmak isteyen bir adama kendimi göstermiştim. Çocuklarımıza bunu anlatacaktım. Sonrasında kesin Ener serzenişte bulunurdu. Annenizi kendime aşık etmek için göbeğim çatladı. Merak ediyordumda o gizli ve sevgi dolu yüzünü tüm sevimliliği ile çocuklarına da gösterir mi? Tabii yapar hemde daha fazlasını.

Gözlerimi sımsıkı kapatıp açtım ve başımı iki yana salladım.

Bölüm sonu

1 yorum