İçeriğe geç

Papatya Yankısı

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Papatya Yankısı

Bölüm 4

2.2

devam ediyor...

Adam kesinlikle sahtekar ve kolpacının tekiydi.

Geri çekilip hemen arkama döndüm. Bize bakan yedi kadar kişinin şaşkın, öfkeli ve ayıplayan suratlarında gözlerimi gezdirdim. Beni parçalayacak gibi bakan sarışın kız hakkında bir tahminim vardı. Beşik kertmesi. Yediğim tokadın sızını hissettiğim gerilemek istedim ama arkamda yatak vardı. Üzerinde de kalpazan ve adi, beni bu hale düşüren adam yatıyordu.

Kız küfür ederek üzerime geldiğinde saniyeler bana korku çanı çaldı. Her şeyi itiraf etmem saniye bile sürmezdi. Yine bana yavru gibi bakan ama isteyince aslan gibi kükreyebildiğini fark ettiğim adam araya girdi.

"Haddini bil!" Arkam ona dönüktü sesi duvarlarda yankılandığında istemsizce irkildim. Yerimden oynamazken sol elini belimin yanından geçirip karnımın üzerine koydu. Buz gibi elini tişörtümün üstünde hissettiğimde tenim gerildi. Benim tepki vermemi beklemeden hareket ediyordu. Biraz gecikse elini uzaklaştırılıcaktım ama beni geri çekti ve yatağına yani yanına oturttu.

"Ağabeyin beni öldürmeye çalıştı. Sende sevdiğim kadına ve çocuğuma mı aynı şeyi yapacaksın!" Her şeyin yalan olduğunu bağırmanın tam sırasıydı ama o kadar gergin bir ortamdı ki çıtımı çıkarmaya cesaret edemedim. Zaten ağzımı açsam sesim çıkmayacak gibi hissediyordum. Terlemiştim ve bacaklarım titriyordu.

Birbirine benzeyen adamlardan biri homurdanarak bir şey dedi ama nabzım kulaklarımda attığı için duyamamıştım. Ama sırtımı kendine yaslayan adamın gür sesini duyabildim ve her kelimesini anladım.

"Babama ilet anne. Eğer yanımda durmuyorsa durmasın. Ama dikkat etsin. Şüheda'ya ve çocuğuma bir şey olursa o zaman yanında durmaya tenezzül etmediği çocuğunu karşısına.

Beşik kermesi kız ağlayarak dışarı çıkarken onu takip eden kadın büyü yaptığımı söylenerek gidiyordu. Her şeye kanmak üzereydim ama bu gösteri bana ders oldu. O ki bu sözleri söyleyecek kadar cesur, herkesin karşısına çıkar ve evlenmek istemediğini söyleyebilirdi.

Tüm bu kolpa neydi bilmiyorum ama kendimi tehlikeye atacak kadar salak değildim. Karnımdaki elini ittirdim. Zaten benim aksi olan hareketlerimi yumuşatmaya hazırdı. Hemen elini çekti. Uyumlu davranıyordu. Tam bana bakan sülalesine ağzımı açıp bir şey diyecektim ki yine aslancık araya girdi.

"Senin daha fazla burada kalmasını istemiyorum." Hayretler içinde ona ve üstün oyunculuğuna bakakaldım. Zaten burada durmak isteyen yoktu. "Seni rahat bırakmazlar ama..." Kaşlarım düştü ve yutkunma isteği duydum. Bu rolünün içinde bana iletmek istediği bir mesaj gibiydi. Kinayesini devam ettirip sülalesine bakış atıp annesine döndü. "Bize araba hazırla anne."

O da geliyordu. Bu adam gerçek bir manyaktı. Annesi yok oğlum senin hastahanede kalman gerekiyor demek yerine tamam dedi. Sülale manyak bunların. Diğerlerine döndü.

"Hadi çıkalım. Daha fazla söze gerek yok. Aral söyleyeceğini söyledi."

Son söz Aral'ın ise evlenmek istemiyorum desin. Herkesin çıktığını düşünerek ona döndüm. Tam dudaklarımı aradım yine lafı ağzıma tıktı. Meğer annesi çıkmayıp herkesin arkasından kapıyı kapatıyormuş. Bir küçük aslancık rolüne devam etti.

"Miden mi bulanıyor, sevgilim?" Evet yalanlarından ve senden.

Annesi de evham yaptı. "İyi misin kızım?" Pişmanlıkla iç geçirdi. "Sen bayıldın doktor sadece serum verdi. Doğru düzgün baktırmadık ki?" İşin sonu hamileliğe gelecekti. Bir küçük aslancığın yalanı ortaya dökülecekti.

"Buradan bir çıkalım ben ona doktor çağıracağım." Yeni yalanları ortaya döktü ve bana bakışları altında yine yumuşak ve mahcup bir ifade vardı. Sesimi çıkarmadım. Sadece biraz daha bekleyip onunla birlikte buradan çıkmam en iyisi olacaktı. O kaçıp kurtulurdu bende paçamı kurtarırdım. Annesi telaşla çantasına elini soktu ve karıştırıp cüzdanını çıkardı. Fermuarı açıp içinden desteyle parayı çıkardı ve ben görmemiş gibi davranmamaya çalışırken bir mendil gibi iki yüzlük banknotları oğlunun eline sıkıştırdı.

"Sen bunu al oğlum. Kartını sakın kullanma. Onda nereden harcama yaptığın belli oluyormuş. Sen bir iki gün kaybol bakalım baban nasıl ortalıkta Aral'ım da Aral'ım diye tutuşacak. Saklanın bir yere ben size haber edeceğim."

Anneden genlerle yaşıyor olduğunu anladım. Aynı kolpalık birbirlerinin ortasında dolanıyor. Teyze oğluna yeni kıyafetler getirene kadar tembih etti. Arabanın yalan olduğunu da anladım. Teyze oğluna tüm detayları sayıp odadan çıktı. "Teşekkür ederim."

"Tüm bu yalanları söyleyene kadar çıkıp evlenmek istemediğini söylesene. O yürek var sen de belli az önceki bağırışından."

Beni artık ortak olarak görecek kadar rahatlamıştı. Ele vermediğim için yelkenleri suya indirmişti. Tavrından belliydi. Yalvarmalar gitmiş yerini sakin konuşmalar gelmişti. Çekinmeden anlatıyordu. Ayaklarını yataktan aşağı sarkıtırken bana açıkladı.

"Sebepsiz yere babamın sözünü çiğneyemezdim. Bana babamın bile itiraz edemeyeceği bir sebep gerekiyordu. Eslem'i sevmediğimi ve evlenmek istemediğimi söylemedim mi sanıyorsun? Zamanla seversin dedi. Evlatlıktan reddetmekle tehdit etti. Ama " parmağı ile beni gösterdi "sen onun asla hayır diyemeyeceğim bir şeye sahipsin. Torununa." Sonunda sırıttı.

"Hasta mısın sen? Bebek falan yok. Asıl baban bu yalanı öğrenirse ne olacak?"

"Öğrenmeyecek. Çünkü sen bana bir günlüğüne yardım ediyorsun." Gülümsedi ve tüm sinsi planını döktü. "Tahminen beş altı saat sonra. Biz onlar bizi rahat bıraksın diye kaçarken, sen benim bıçaklanmam üzerine birde bayılıp yere düşünce bebeğimizi kaybediyoruz. Sonra sen evlat acıyla ve ailem yüzünden benden ayrılıyorsun. Bende tüm bunların suçlusu olarak babama gidip ve hesap soruyorum. Tüm bunlardan sonrada bana evlilik baskısı yapacak değildi."

Saçma ama değil gibiyde. Bu işten nasıl sıyrıldığı umurumda değildi. Ben sadece hastahaneden çıkmasına yardım edecektim. Yardımsever olduğumdan değil mecburiyet ve kendimi kurtarmak için. Annesi geri gelene kadar yan yana duran yataklara yaslanıp dikildik. Sessizlik biraz tuhaftı. Onun yüzüne bakmakta garipti.

İlk kez birinin yanında görünmez olmakta zorlandın. Birini yok saymakta başarısız oldum. Benim için hayatımın en kötü günüydü. Hayatımda ilk kez bayılmıştım. Bunun için sonradan çok endişelenirdim. Annesi geldiğinde daha da gerileceğim bir şey yaptı.

Elindeki valizi bana uzattı. "Kızım sen giydir ben dışarıdakileri yollayayım." Bir de adamı giydirecek kadar yardım gönüllüsü olacak halim yoktu. Ama yine de teyze çıkana kadar kızarmamak için kendimi zor tuttum. Çünkü Aral denen sahte kükremeli aslancık hemen soyunmaya başladı.

Bu rahatlığına pes diyecektim ki annesi gider gitmez tişörtünün ucunu aşağı indirdi.Kendini fazla yormamak için benden rica etti. Sonuçta her şey yalan olsa da bıçaklandığı gerçekti. "Lavaboda bekler misin?" Çantayı bırakıp kaçar gibi uzaklaştım. Orada durmaya hevesli olmadığım çok açık bir şekilde belli oldu.

Hastahane odasının tuvaletinde kendi etrafımda döndüm. Etrafa bakınıp zaman öldürdüm. Düştüğüm bu durum için kendime üzüldüm. Evdekilere ne söyleceğim onu düşündüm. Kim bu halime inanırdı ki?

Evde sonu gelmeyen soruların ve bitmek bilmeyen bir muhabbetin içinde kıvranıp duracağım. Çok hak veriyorum onlara. Ama bir türlü kendimi kurtaramamıştım. Pısırıklığıma sinir oldum. Ağzımı açıp tek kelime bile edememiştim. Saçımı başımı yolmak istiyordum. Aynada kendi yüzüme sinirle baktım ve kaşlarımı çattım.

Kapı aniden açılınca basılmışım gibi panikle döndüm. Kendimi zaten güvende hissetmiyordum her an tetikte olmaya çalışmam gayet normaldi.

"Annem gelecek birazdan." diyerek çekine çekine baktı. Neden kapıyı çalmadığını belki uygunsuz bir durumda olabilirim diye ona kızmak istiyordum. Aslında gözünün üstünde kaş var diye kızmak geliyordu içimden. Ona karşı o kadar öfkeliydim ki, beni soktuğu durum yüzünden hıncımı almak istiyordum.

Solgun yüzünde gözleri daha da yorgunlaşmıştı. Halsizleşmişti. Elini yarasının üstüne bastırıyordu. "Yüzümü yıkayabilir miyim?" Kısık sesi ile beni bir anda boğdu. Sanki daha önce içinde olduğum suyun dalgası yüzüme vurmuş ve beni kendime getirmişti. Çırpınır gibi irkildim.

"Şükürler olsun." Yavaşça kapıya yaslanırken neye şükrettiğini merak ederek baktım. Gözlerimdeki soruyu cevapladı. "Dedem ben çocukken böyle bir anda titreyince Azrail yokladı derdi. Canını almaya geldi ama bıraktı beni korkardım."

Hepsi manyak bunların!

Ona doğru yürüyüp yüzünü yıkması için lavaboyu boşalttım. Tam yanından geçerken fısıldasa bile duymamı istediğini fark ettim. "Şükürler olsun, Azrail seni almadı. Buradasın." Bunu o kadar içten ve derin bir manayla söyledi ki hissettim. Garip adamın bu hissiyatı beni gerdi. Gözlerim şaşkınlıkla büyürken adım attı.

Diğer ayağı kaldırayım derken sendeledi ve kapıya doğru son anda yaslandı. Eliyle sıkıca kapı kulpunu tutuyordu. Öyle ki parmakları beyazlamıştı ve titreyen kolundaki damarları genişlemişti. Ona doğru döndüm ve mecbur hissettiğim için yardım elini uzattım. Sırtına dokunup onu dikleşmesi çekerken tişörtünün altından kaslarının gerildiğini hissettim. Başını bana çevirirken çoktan yanına geldim ve kapıdan değilde elimden tutması için diğer eline uzandım.

"Teşekkür ederim." Elimi tutmadan önce yapması gerekeni yerine getirdi. Sadece teşekkür değil bana büyük bir özür borçluydu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.