Bölüm: 2.
Kurban ve Kurtarıcı
Babam hep 'öyle insanlar' diye bahsettiği bir kısım insanlardan uzak durmamızı tembih ederdi. 'Öyle insanların' özel bir açıklaması yoktu. Kavgadan geri durmayan, rezillikten sıkılmayan, ardını arkasını düşünmeyen ve sorunlardan çekinmeyen insanlar benim nezdimde 'öyle insanlar' kategorisini dolduruyordum.
Bırak hayatımda bıçaklanmayı, bıçaklanan birini bile görmedim. Çevremdeki insanlar ne saldırgandı ne de saldırganların karşısına çıkacak insanlar. Bizim mahalledeki herkes ağacın altındaki karınca ailesindendi. Bir sorun olursa üsteleyerek değil boş vererek çözülürdü. Karşıdaki yeni bir sorun çıkarmaya meyilliyse boş ver der geçerlerdi.
Gözlerim kapalıydı ve bizim boş verdiğimiz ve 'öyle insanlar' diyerek kendimi sakındığımız insan sürelerinin arasında olduğumu anladım. Filler tepişiyor altlarında ezilen papatların acı dolu feryadını duymuyorlardı. Zaten papatyanın yankılanacak kadar sesi bile yoktu.
Bayılmıştım...
Başımda karga ve gürültü duysam bile tüm olanı bayıldığımı anladıktan sonra fark edebildim. Önce uğultulu bir gürültü sonrasında bedenim yavaşça ağırlaşması ve ense kökümde ki ağrıyı hisseder oldum.
Gözlerimi birkaç kez kırpıştırıp içerideki ışığa alıştırdıktan sonra etrafa bakabildim. Ailemin gelip beni almasını diliyordum. Cevval bir ablam vardı, hepsinin hakkında gelirdi. Birinin bana tokat attığını duysa babamın boş ver demesini dinlemez hesap sorardı.
Hastahane odasında birbirine giren iki yaşlı kadının sesi baskındı. Birini tanıdım, acil girişindeki kadındı. Diğerini daha önce görmemiştim.
"Ah kız uyandı." diyerek biri beni fesatlar gibi diğerlerine haber verdi. O ses kimden geliyor diye etrafa daha iyi bakındım. Odada benim uzandığım haricinde bir hastahane yatağı daha vardı ve üzerinde yatan adamla büyük bir hesaplaşma gerçekleştirecektik. Yanı başındaki kızın az önceki tiz sesin sahibi olduğunu anlamamla bana tokat atan kişi olduğunu hatırlamam bir oldu.
Düştüğüm tımarhaneden sağ çıkabilecek güçte değildim. Ama kaçabilmek için elimden geleni yapacaktım. Her şeyden sıyrılsam elbet yaptıkları hatayı, büyük yanlış anlamayı çözerdiler. Ne oluyor, bunlar kim bilmiyorum. Hala daha neler dönüyor anlamış değilim. Doğrulmaya çalışırken kolumdaki sızı yüzünden inledim. O zamana kadar bana damar yolu açıldığından habersizdim.
Ne kadar uzun süre baygın kaldım hesap edemedim. Ama hastahane odasının ışıkları yanıyordu akşam olmuştu.
"Kalkma, dinlenmen gerekiyor." Hayatımda çok az duymama rağmen hemen hatırladığım o sese döndüm. Aral ya da Batu denen o adamı kim niye bıçakladı bilmiyorum ama onun yüzünden burada olduğuma eminim. Ona kaşlarımı çatarak baktım. Sözünü dinleyecek değildim. Benim iyiliğimi düşünen son kişi olabilirdi.
Ben doğrulup yataktan aşağı ayaklarımı sarkıttığımda o da yatağından çıkmak istedi. Annesi izin vermedi. "Oğlum dur, ne yapıyorsun?" Zaten istese bile kalkamadı, acıyla gerisin geri doğrultulmuş yatağa uzandı. Buz gibi bir sesle "Çıkın." dedi.
Bu ses kurban ve yaralı halinden uzaktaydı. O ana kadar ona şefkat göstermem azda olsa vicdanlı davranmam gerektiğini düşünebilirdim. Fakat odadakilerin onun emir vermesiyle donakaldığını görünce anladım. Yaralı bile olsa aslan aslandır derler.
Söylediğine minnettardım. Bahane aramaksızın ya da konuşmaya gerek olmadan odadan sıvışabileceğim için birazda olsa rahatladım. Bu kalabalık odadan çıktıktan sonra gerisi kolaydı. Arkama bakmadan kaçardım. Saat kaçtı? Telefonum neredeydi? Anne ve babam kim bilir ne kadar endişelenmiştim. Ben hariç kimse yerinden kıpırdamamıştı. Yumuşak ve ağırbaşlı görüntüsü olan adam gök gürültüsü gibi gürlededi. "Şüheda hariç herkes çıksın!" Bu sefer kimse sabit kalmadı. Başka bir Şüheda olma ihtimali nedeniyle bende ayakkabılarımı giyip onlara katılacak, teker teker çıkan kafileyle bu odayı terk edecektim. Adım her neyse onu reddediyordum. Şüheda olmak istemiyordum.
Ayakkabılarımı giydiğimde oda içerisindeki tek Şüheda olduğumu biliyordum. Yine de buradan gitmek istediğimi görmeliydi. Baş belası adam yattığı yataktan bana doğru elini uzattı. "Sana elimi bırakma demiştim." Donup kaldım. Adamı karnından bıçaklamış olsalarda beyninde hasar oluşmuş olmalıydı. Beni kesinlikle biriyle karıştırıyordu. Diğerleri homurdanmalarla dışarı çıktılar. Sarışın kız çok öfkeliydi ve bana yeniden saldırır diye korkmadan edemiyordum.
Annesi sona kalırken çıkmak için acele etmemişti. Gitmeden önce koluna taktığı çantası ile yanıma yaklaştı. Annelere yakışır tavır ve şefkatle sokuldu. "Nasıl oldun kızım?" Kötü oldum diyemeden kadın kaçak bakışlarla göbeğime bakındı. "İyi misin?"
"Anne çık. Ben söylemeden de kimse girmesin." Kadın bana sorduğu sorulardan umudunu kesip oğlunun dediğini yaptı. Kapının kapanması bile beni canlandırmadı. Hala daha sanki vücudum betonun içinde kalmıştı.
"İyi misin?" Sesinde narin, kırılmamdan endişe eden, mahcup bir ton vardı. Ona doğru döndüm ve yatağına doğru yaklaştım. "Seni hatırladım. O garip ismini anımsadım."
Aral." Adının şu an hiçbir önemi yoktu. Bunu belirtmesi yersizdi. Sakin kalmaya çalıştım. "Burada neler oluyor? Sen sapık ya da ne bileyim psikopat mısın? Şüheda, Şüheda deyip dolanıyorsun sen beni nereden tanıyorsun?"
Düğmeye basarak yatağının başını biraz yukarı kaldırıp dik oturmaya çalıştı. "Sadece adını biliyorum." Ee der gibi baktım. Sadece adımı bilmesine rağmen hayatında nasıl bu kadar etkin oldum. Bıçaklanmasın da nasıl sorumlu tutulurum.
Bir eli yorganın üstünden yarasını tutarken diğerini ile tek kişilik koltuğu gösterdi. "Önce otur lütfen, sana her şeyi anlatacağım." Ben ayakta dikilmeye devam ettim. Yersiz kibarlığına son verdi ve ilk başta yapması gerekeni yaptı.
"Özür dilerim. Seni bu işe ben bulaştırdım." Bunu zaten anladım. Ama neden? Benim bilmediklerimden bahsetmeye başlaması için onun sözünü kesmedim. Önce yutkundu sonra derin bir nefes aldı. Göz ucuyla kapıya bakıp kontrol ettikten sonra devam etti.
"Tüm ailem seni benim sevgilim sanıyor. Çok özür dilerim, kurtulmak için seni kullandım. Ama olayın buraya geleceğini tahmin dahi edemezdim."
"Kullandım ne demek?" Ne kadar bu işin içine koymuştu bilmek istiyordum. Bu sözle bahsettiği şey tam olarak neydi? Neden ben?
"Nereden başlayacağımı bilmemiyorum." Ama o kadar sakindi ki kesinlikle işin içinden nasıl çıkabileceğimi biliyor gibiydi. Derin bir nefes aldı ve boğazında tükürükleri tıkanmış gibi öksürerek temizledi. Ademelması hareket ederken ince ve uzun boynuna gözlerim takıldı.
Yüzünü ekşittiğinde kapalı dudaklarının arasından iniltiye benzer mırıldanma duydum. Canı yanıyordu ama onu rahat bırakmadan önce bana bir açıklama yapması gerekirdi. Vicdanımdan önce kendi paçamı kurtarmaya odaklanmalıydım.
Sonunda dile geldi. "Az kalsın beni öldürüyorlardı, halimi görüyorsun." Kendini acındırmaya çalışmaktan çok kendini acıyan bir hali vardı. Badem rengi gözlerinde derin bir mana saklıydı. Bunu anlamış olsamda ne hissettiğini çözecek kadar tanımıyordum. Dahası hiç tanımıyordum.
Gözler onu tanıyanlara bağırır diğerlerini ancak bir fısıltıdır. Birden duraksayan yüzü ve bakışları canlandı. Kurtarıcıyı görmüş bir yaralı gibi mahcup ifade ile yavararak konuştu. "Bana yardım et, lüften." Donup kaldım. Ne dediğinden onun bile haberinin olduğunu düşünmüyorum.
"Geçmiş olsun. Ama... Benim başıma gelenlerde geçsin." Yeterince açık olmakta fayda vardı. "Ben sana yardım edemem. Benim öyle bir etkim ya da gücüm yok." Gerçi olsa yaparmıydım o bile belli değil. Öyle insanlardan uzak durmak gerekirdi.
Kim bilir nerenin belalı insanlarıydı. Adam bıçaklanıyor, kızın biri Osmanlı tokadını basıyor. Bizim gibi olmadıkları belliydi. Ben bizim gibi olmayanlardan çekinir ve korkarım. Fedailiğe gerek yok. Başımıza bela alamam.
"Dışarıda bekleyenler var ya. Onlara seni sevdiğimi ve yakında çocuğumuz olacağını söylediğim için şu an buradasın. Beni bıçakladılar. Sana ise..."
Birden ağzımdan bir küfür çıktı, geç kalsamda açık ağzıma elimi kapattım. Ben yanlış anlaşılmanın ortasına düşmemiştim. Adam bildiğin beni batırmıştı. Gözlerimi kocaman şekilde açılırken nereye bakacağımı bilmeden odada gezindi.
Alnımı ovuştururken istemsizce ellerim titriyordu. "Onlar senin ailen değil mi?" diye sordum. Kendi ailesi onu öldürmek istediyseler bana ne yapacaklardı kim bilir. Dahası yapmışlardı da. Kızın biri tokadı basmış, adamın biri yakama yapışmıştı.
"Evet. Onlar benim ailem."
"Sizde manyaklık genetik yani!" Sesim yükseldiğinde işaret parmağını dudağının üzerine götürdü. "Sessiz ol lütfen." Niye olacakmışım ki?!
"Duysunlar!" diyerek daha fazla bağırdım. Gerçeği öğrenip beni rahat bırakırlardı. Ama birinin içeriye girip beni tartaklamasından çekinmiyor değildim. Adamın paçaları tutuştu. Beni sakinleştirmek için bir şeyler söyledi. Vaatlerdi. Ne istiyorsa onu yaparım gibi. Son cümlesi odanın sessizliğine denk gelince ikimizde donup kaldık.
"Ne kadar istersen veririm." Bana para teklif etmesine şaşırdığım gibi o da bu teklifi yaptığı için çekindi. Bu son kozunu ortaya koyan bir yalancının mı yalvarmanın utancı mıydı anlamadım. Ama gözlerini kırpıştırdı ve benden kaçırdı.
"Ben senden para falan istemiyorum. Sadece bu işten kurtulmak istiyorum." Sakince konuştum ve ona yaklaştım. "Ben şimdi gidiyorum, kapıdakilere doğruyu söyle." Gözleri tekrar bana döndü. Beni afallatan bir şey oldu, badem rengi gözleri buğulandı. Koca adam ağlayacak mıydı? Yine de dik durmaya çalıştım, onu umursayacak kadar tanımıyordum.
Yatakların ortasındaki komodinin üzerinden çantamı aldım. Son kez ona döndüğümde sesini kısarak konuştu. "Sadece bugünlük olmaz mı? Sadece bir gün daha yaşamak istiyorum."
"Seni öldürecek değiller ya." Sesimdeki şüphe bile söylediğime inanmadığımı gösteriyordu. "Çok sevdiklerinden bıçaklamadılar Şüheda. Öldürmek için yaptılar..."
Yine de mantıklı gelmiyordu. "Seni neden öldürmek istiyorlar? Benimle ne alakası var?" Benim bırakması için yalvarıyor gibiydim. Ne olur bırak gideyim der gibi söylemiştim.
"Hepsini anlatacağım söz." Adam umutlanmaya başladıktan sonrasında önüne geçemedim. Hayır diyemeyeyim diye her yolu tıkadı. Kendi bataklığa saplanmışken bana tutunmak e böyle kurtulmak istiyordu. Fakat ben sandığı kurtarıcı olamam. Gözlerinin içi parladı, badem rengindeki gözleri benimle kal diye yalvarıyordu. "Sana yaklaşmalarına izin vermem. Sadece bir gece yanımda kal." Başımı iki yana salladım. "Hayır ben burada kalamam, anneme babama ne derim." Hemen bir çözüm sundu.
"Arkadaşımda kalacağım de." Tüm bahanelerimin nedeni onu reddetmek istememdi. Gözlerine bakarken açıkça hayır diyemiyordum. Bu yüzden tüm yollarda farklı taşlar sayıyordum. "Arkadaşım yok benim. İnanmazlar."
Derin bir nefes aldı ve kendinden emin bir şekilde yeni bir yol buldu. "Bende geleyim. Seni yalnız bırakamam." Gözlerimi kocaman açtım. Saçma fikrini yaraşır bir şekilde abarttım. "Bu seferde bizimkiler beni bıçaklasınlar."
Öyle olmayacak olsa bile. Yabancı bir adamı eve götürecek halim yoktu. Ne diyecektim babama: Al bu adam. Bana iftira attı, herkes bizi birlikte sanıyor hatta ben hamileymişim.
Babamda bana der: Al bu da kalp krizi.
"Hiç öyle insan değiller." Bana birde kaşlarını çatarak cevap verince dayanamadım. Bunca yıllık benim hiç böyle birine dönüşmemiştim. "Sen benim ailemi nereden tanıyorsun?" Adama yaklaşıp tepesine dikildim.
"Sen yoksa sapık mısın? Pis takıntılı psikopat! Önce durakta sevgiliymişiz gibi davrandın. Ailene hamile olduğumu söylemişsin. Ailemi de biliyorsun. Sen ne şekilsin oğlum?"
Elimi havaya kalması hafif aksanlı konuşmada nereden geldi bilmiyordum. Ama tehlikede olan her insan gibi kendi içindeki bir canavarla saldırıyordum. Bir eliyle yarasını tutarken yana doğru gerileyerek benden kaçındı. Ondan cevap beklerken beni yatıştırmak isteyen bir tebessümle konuştu. "Ağabeyini tanıyorum. Benim kuzenin badisi. Çok oturup kalkmışlığım var. Oradan tahmin ettim."
Geri adım attım ama kuşkularım sona ermedi. "Niye ben peki?" Buna vereceği saçma bir cevapla onu suç üstü yakalardım. "O gün ağabeyini durakta bekliyordun. Bende oraya doğru geldiğim için ağabeyin rica etti. Kardeşime söyle beklemesin. Senin yanına gelirken takip edildiğimi fark ettim. Bende kurtulmak için aklıma o plan geldi. Başta ailem sevgilim olduğunu öğrenince ortalık karıştı. Bende yeni bir yalan ekledim. Seninle evlenmek zorunda olduğumu."
Gerileyip kalktığım yatağa oturdum. Buraya kadar her şey çok saçmaydı. Daha fazla aptalca şeyler söylesin diye sordum. "Neden böyle bir yalan söyledin?" Önüne döndü ve sessiz kaldı. Az önceki konuşkanlığı uçup gitmişti. "Sen bana cevap vermek zorundasın." diyerek direttim.
"İstemediğim biriyle evlendireceklerdi." Bunu genelde kızlar söylemiyor muydu? Ne anlamsız bir durum. "Evlenmek istemiyorum deseydin. Neden böyle bir yalan söyledin?" Bana dönüp baktı. Öyle kolay değil der gibiydi. Kolay olmasa bile bu kadar yalandan kolaydı. Bu durumdan farklı olabilirdi.
"Amcamın kızıyla evlenmemi istiyorlar. Kendimizi bildiğimizden beri bu söz var."
Yüzümü buruşturdum. "Beşik kertmesi mi?" Bu yüzyılda mı, kaldı mı öyle şeyler? Yalan söylüyor bariz.
"Aslında öyle denebilir. Doğu kültürüyle yaşayan bir aileyiz." Yeniden o yavru bakışlarını yöneltti. Ama az önce onun bir aslan yavrusu olduğunu gördüm. "Lütfen yardım et. Deli ağabeyi kız kardeşimi ortada koydun deyip bıçakladı. Eğer sen yardım edersen... Babam her şeyi halleder." Kısa bir an karnıma baktı. "Babam eğer çocuğumuz olacağını söylersek hem beni evlenmeye zorlayamaz hem de amcamı sakinleştirmenin bir yolunu bulur. Her şeye sana bağlı."
Güldüm. Aptal bile böyle kandırılmaya çalışılmazdı. Yavaşça çantamın askısını omzuma sabitlerken ayaklandım. "Güzel hikaye yaz bunu. Ben gidiyorum." Hareketlenip beni durdurmak için kalkmaya çalıştı. Ama iniltiyle bayılır gibi doğrulduğu gibi yatağa düştü.
Gözlerinin odaklandığı noktadan yani benden kayışını gördüğüm anda panikledim. Ona doğru atıldım ve ne yapacağımı şaşırdım. "İyi misin?" Gözleri kapalıydı. Ellerimi yüzüne koyup sarstım. Başı iki yana düştü. Kalbim deli gibi atıyordu. Kafam çevirip kapıya doğru bağırdım.
"Hemşire! Yardım edin."
Omuzlarından sarstım gözleri açılır gibi oldu. Kendine geliyor diye derin bir nefes alacaktım ki kolları şimşek gibi hızlı hareket etti. Beni kendine çekip sırtımda kenetlendiği elleri ile bana sarıldı. Zamanlaması her şeyi açıklıyordu.
Kapı açıldı ve ailesi cümbür cemaat içeri girdi. Arkamdaki yüz ifadelerini görmüyordum ama kötü bir enerjiyi tenimde öyle hissettim ki tüylerim diken diken oldu. Başka bir nedenide bana zorla sarılan adamın nefesini boynumda hissetmem olabilirdi. Yine zamanlaması harika bir şekilde ben onu itmeden o kollarını açtı.